banner
banner
banner
porno izle
analiz

 

Yılmaz Özdil’in “İYİ” başlıklı yazısı toplumun önemli bir kesimi tarafından beğenildi, paylaşıldı; yazıda, yeni kurulan “İYİ” partinin genel başkanının kadın olmasının, çağdaş dünyanın trendini yansıttığı vurgulanmış ve bu nedenle de partinin de “İYİ” olduğu iddia edilmiştir. Yılmaz Özdil’in bu yazıdaki iddialarının hemen tümüne itiraz ediyorum, ilginizi çektiyse başlayalım.

Sayın Özdil “İYİ” başlığı taşıyan yazısına Nezihe Muhiddin ile başlamış, iyi seçim! Genç Cumhuriyetin öncü kadınlarından biri Nezihe Muhiddin; Türkiye’de kadınların siyaset sahnesinde yer alması için çalışan insanlardan biri. Nedir, Özdil’in onun hakkında verdiği bilgileri Vikipedi’den kopyala/yapıştır ile aktarmış olması büyük talihsizlik. Özdil’in yazısına bakarsanız Nezihe Muhiddin’in 1923’de başlattığı mücadele, 1934 yılında kadınlara seçme/seçilme hakkı verilmesiyle “mutlu mesut” sona ermiş. Yaprak Zihnioğlu’nun Nezihe Muhiddin’in yaşamını anlattığı “Kadınsız İnkılap” başlıklı kitabını okuyacak olursanız, 1923- 1934 sürecinin hiç de Yılmaz Özdil’in anlattığı gibi gelişmediğini kolayca görebilirsiniz.

1923 yılında, Kadınlar Halk Fırkası Nezihe Muhiddin öncülüğündeki 13 kadın tarafından kurulmuş ama fırkanın kuruluş bildirgesi mevcut hükümet tarafından kabul edilmemiştir. Kabul edilmeyiş sebebi 1909 tarihli Seçim Kanunu’nun kadınların oy kullanma ve seçilme hakkını yasaklamış olmasıdır. Sizin anlayacağınız, yeni kurulan Cumhuriyet Hükümeti, konu kadınlar olunca 1909 tarihli yasaya sığınmıştır. Yine de vazgeçmemiş Nezihe Muhiddin ve ekibi, Türk Kadınlar Birliği’ni (TKB) kurmuşlar, dernek statüsünde. 1925 yılı seçimlerinde yeniden denemişler seçimlere girmeyi ve yeniden püskürtülmüşler. Hal böyle olunca mücadele alanını genişletmiş TKB, dili de sertleşmiş. Kadınların Cumhuriyet Halk Fırkasına üye olmaları için başvurmuşlar, eşit işe eşit ücret gibi sınıfsal ve sol talepler geliştirmişler. Bunlarla da kalmamışlar, TKB tüzüğüne “kadınların siyasi hakları için mücadele eder” maddesini ekleyivermişler. Mevcut iktidar, basın, hatta Yunus Nadi gibi toplumun aydın kesimleri bile topa tutmuş Nezihe Muhiddin’i. Tüm bu koşullara rağmen TKB’li kadınlar, önlerine çıkarılan kadınların mebus seçilme engelini “feminist bir erkek” adayla aşmaya çalışmışlar yine sonuç alamamışlardır. 1927 yılı Nezihe Muhiddin’in yaşamında acı bir dönüm noktasıdır. Yürüttüğü mücadelenin “yırtıcı” bir nitelik alması üzerine TKB Derneği basılmış, geçici olarak faaliyetlerine son verilmiş, Nezihe Muhiddin dernek hesaplarında yolsuzlukla suçlanmıştır. Hakkında açılan yolsuzluk davası düşmesine rağmen, Türk Kadınlar Birliği Nezihe Muhiddin’i dernekten ihraç etmiştir. 1934 yılında kadınlara seçme/seçilme hakkı tanındığı zaman, Nezihe Muhiddin, siyaset dünyasının ve kadın hareketinin dışına çoktan çıkarılmıştır. 1935 yılında ise kadınların “her türlü haklarını aldıkları” gerekçesiyle, TKB feshedilmiştir.

Yılmaz Özdil’in “İYİ” yazısında yer almayan en önemli husus Nezihe Muhiddin’in unutturuluş süreci ve ölümüdür. 1930’lu yıllarda Nezihe Muhiddin köşesine çekilmeye zorlanmıştır. 1934 yılında kadınlara seçme, seçilme hakkı verilmesi sonrası kadınların siyasal mücadele için örgütlenmeleri engellenmiş, kadınların münevver erkekler doğuran, hayır işleriyle iştigal eden “uslu” kadınlar olması istenmiştir. Nezihe Muhiddin 1958 yılında yalnız, unutulmuş, terkedilmiş olarak bir akıl hastanesinde ölmüştür. Özcesi; Sayın Özdil’in iddia ettiği gibi Nezihe Muhiddin’in çabaları ile kadınlara seçme/seçilme hakkının tanınması arasında senkronize ve paralel bir ilişki olmadığı gibi, işleyen süreç Nezihe Muhiddin’in arzu ve taleplerinin tümüyle dışındadır.

Nezihe Muhittin

Yılmaz Özdil “İYİ” yazısına, kadınların yönettiği ülkeler, uluslararası örgütler ve dev holdinglerin listesiyle devam ediyor. Kadınların yönettiği bir dünyanın İYİ olduğundan hareket eden Özdil, Meral Akşener’in kurduğu partinin “İYİ olduğu sonucuna varıyor, Aristo’nun da kemikleri sızlıyor.

Kadın yöneticilerin çatışma çözme yöntemlerinin daha başarılı olduğunu gösteren akademik çalışmalar var; bu başarının sebebi kadınların biyolojik kodları mı yoksa toplumsal cinsiyet rollerinin kadına yüklediği aileyi, çocukları ve erkekleri “idare” etme görevinin kazandırdığı bir artı değer midir, yoksa ikisi iç içe mi geçmiştir konusu bu yazıya bir şey kazandırmayacağından geçiyorum. Sonuç olarak, çatışma çözme becerisi yüksek olan kişiler, kurumsal aygıtları daha başarıyla yönetebilirler. Nedir, bu “başarılı” yöneticilerin daha İYİ bir dünya kurabileceklerine, insanoğluna eşit, sömürüsüz, adil bir dünya sunabileceklerine dair iddialar, tarihsel/sosyal dayanaklara sahip değildir. Ne demek mi istiyorum, gelin tarihte biraz gezinelim, kararı siz verin.

Kraliçe I. İsabel

11 Aralık 1474 tarihi, Avrupa hatta Dünya tarihinde bir dönüm noktası olmuş, Kastilya Prensesi İsabella, Kraliçe olarak taç giymiştir. 15. yüzyıl İspanya’sı üç parçaydı: Kastilya ve Aragon krallıkları ile Endülüs Emevileri’nin son kalesi olan Gırnata Emirliği. İspanya toprakları yüzyıllardır Yahudilerin, Müslümanların ve Hristiyanların vatanı olmuştu. İsabella zekiydi, daha 18 yaşındayken (1469) kral babasının muhalefetine rağmen Kastilya’nın geleneksel rakibi Aragon’un veliahtı Fernando ile evlenmişti. Babasının ölümünden sonra tahta çıkması ve tahtı koruyabilmesi kolay olmamış, bir iç savaşın üstesinden gelmesi gerekmiştir. İç savaştan sonra, yaptığı evliliğin bir sonucu olarak Kastilya ve Aragon birleşmiş, sıra Reconquista (İspanya’nın yeniden fethi) hareketinin tamamlanması için Müslümanların ve Yahudilerin “temizlenmesine” gelmişti. Kraliçe İsabel, Gırnata Emirliğine saldırmış, Gırnata 1492’de düşmüştür. Müslümanlar ve Yahudiler için üç seçenek kalmıştı; converso (dönme veya yeni Hristiyan) olarak Hristiyanlığı kabul etmek, ülkeyi terk etmek veya direnerek ölmek. Yüzbinlerce insan akıl almaz yoksulluk ve acılar içinde İspanya’yı terk etmiş, direnip savaşanlar acımasızca öldürülmüştür. Geride sadece conversolar kalmıştı, Kraliçe İsabel’e göre conversolar Hristiyan toplumu için bir kanserdi. Oysa conversoların büyük kısmı iyi eğitimli ve ekonomik düzeyi yüksek kişilerdi; eski Hristiyanlar onların samimi bir şekilde din değiştirdiklerine inanmıyor, sahip oldukları zenginlikleri kıskanıyor ve düşmanca davranıyorlardı. Sonunda Papa Sixtus’a başvuran İsabel, Engizisyon kurma izni aldı. Conversoların gerçekten samimi Hristiyanlar mı yoksa gizlice kendi dinlerini sürdürmeye çalışan “sahtekârlar mı” olduğunu ortaya çıkaracaktı Engizisyon mahkemeleri. Böylece insanlık tarihi, en acımasız işkencelerin uygulandığı Engizisyonla, bir kadın hükümdar eliyle tanışmıştır.

Kraliçe I. İsabel

Catherina de’Medici  (“Kara Kraliçe”,“İtalyan mezarından çıkmış kurtçuk”

1572 yılının 23 Ağustos’unu 24’üne bağlayan gece Paris kiliselerinin çanları çalmaya başlamıştı. Kısa bir süre sonra insanlık tarihinin gördüğü en büyük katliamlardan biri başlayacaktı. Aziz Bartolomeus adıyla tanınan kıyım, Fransız Protestanların (Huguenotlar) liderlerinden Amiral Coligyn’in öldürülmesi ile başlamış, üç bin Protestan Paris’te öldürülmüş, kısa sürede tüm Fransa’ya yayılan olaylarda elli bin kişi katledilmişti. Katliam emri dönemin Fransa Kralı IX. Charles’ın annesi Kraliçe Catherina de’Medici tarafından verilmiştir.

Kraliçe Catherina de’Medici

 

İngiltere Kraliçesi I. Mary (Bloody Mary, Kanlı Mary)

1553 yılında tahta çıkan I. Mary, kariyerine, kendisinden önce tahta çıkan ve dokuz gün kraliçelik yapan 16 yaşındaki kuzeni Jane Gray’i idam ettirerek başlamıştır. Eceliyle öldüğü 1558 yılına kadar kendisine “Bloody Mary” unvanını kazandıracak kadar çok Protestan’ı idam ettirmiştir.

İngiltere Kraliçesi I. Mary

 

“Hepsi topu üç kraliçe mi” dediğinizi sanmıyorum, yine de eğer sayı yeterli gelmediyse Çin işkencesinin mucidi İmparatoriçe Wu Zetian’ın, düşmanlarını işkenceyle öldürtmekten çekinmeyen Forli Kaplanı unvanlı hükümdar naibi Caterina Sforza’nın, Çin İmparatoriçesi Cixi’nin, Bizans İmparatoriçesi Theodora’nın adlarını vermek, gaddarlık ve zalimlikte erkeklerden farkları olmadıklarını hatırlatmak isterim.

Yukarıda tanıttığım kadın “yöneticilerin” hükümdarlık yetkileri kullandıklarını, günümüzün “demokratik ve çağdaş” ülkelerin kadın yöneticilerinden farklı olacağını/olduğunu iddia edenler çıkabilir. ABD Başkanlığını kıl payı kaybeden Hillary Clinton’un Dışişleri Bakanlığı döneminde, bir TV yayınında Libya eski Devlet Başkanı Kaddafi’nin öldürülmesiyle ilgili kahkahalar atarak söyledikleri, emperyalizmin gövde gösterisinin, acımasızlığının ve yaşadığımız nefret dilinin zirvesidir.

“We came, we saw, he died” (Geldik, gördük, öldü)

Hillary Clinton

İngiltere eski başbakanlarından “Demir Leydi” unvanlı Margaret Thatcher’ın siyaset dünyasına ilk adımını attığı 1970 yılında Eğitim Bakanı olduğunu, okul çocuklarına verilen bedava süt dağıtımını kaldırdığı için kendisine ilk verilen unvanın “süt hırsızı” olduğunu bilmenizi isterim. 1981 yılında İrlanda Cumhuriyet Ordusu üyeliği nedeniyle cezaevinde bulunan mahkûmların, ellerinden alınan “siyasi mahkûm” konumunu yeniden kazanmak için açlık grevine gitmesi üzerine Thatcher “suç suçtur” açıklaması yaparak uzlaşmayı reddetmiştir. Mahkumların istekleri, açlık grevi yapanların onunun ölmesi ve kamuoyunun tepkisi sonrası kabul edilmiştir.

Margaret Thatcher

 Zalimliğin, zulmün, faşizm ve emperyalizmin cinsiyeti yoktur!

Bir siyasi partinin duruşuna, toplumun sorunlarına ne tür çözümler getirdiğine, bunu hangi yollarla yapmayı taahhüt ettiğine ve hangi iktisadi/sosyal kesimlerin çıkarların temsilcisi olduğuna bakılarak karar verilebilir. Sayın Yılmaz Özdil’in ifade ettiği şekliyle, bir siyasi partinin genel başkanının kadın olmasına gönderme yaparak “işte sırf bu nedenle bile “iyi” partidir” iddiasının içi boş, insanlık tarihinin hakikatlerinden alabildiğine uzaktır.

 

Kaynaklar

  • Yaprak Zihnioğlu, Kadınsız İnkılap, Metis Yayınları, 2003.
  • Merry E. Wiesner- Hanks, Erken Modern Dönemde Avrupa (1450- 1479), Türkiye İş Bankası Yayınları, 2014.
  • Özlem Kumrular, İslam Korkusu, Doğan Kitap, 2012.
  • Yonca Altındal, Erkeksi Siyasetin “Erk”siz dublörleri, Balıkesir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt 12 Sayı 21 Haziran 2009 ss.351-367
  • Atacan Atakan, Unut(tur)ulmuş bir öncü: Nezihe Muhiddin, Agos Gazetesi, 9 Kasım 2013.
  • Hillary Clinton’un 2011 yılında yaptığı konuşma: https://www.youtube.com/watch?v=Fgcd1ghag5Y
  • Yılmaz Özdil, İyi, Sözcü Gazetesi, 26 Ekim 2017.
banner
banner
banner

http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/yilmaz-ozdil/iyi-2063770/

  • Vikipedi

 

 

 

 

 

Yorumlar

Video Porno Incesti