porno izle
Genel

Bu siteye emek veren dostlar benden birşeyler yazmamı istediğinde, Türkiye’deki neoliberal saldırganlığın, en şiddetli bir biçimde kendini gösterdiği meselelerden biri olan Kentsel Dönüşüm hakkında bildiklerimi ve bu mesele hakkındaki fikirlerimi sizlerle paylaşmak niyetindeydim. Fakat olmadı. Olmadı, çünkü Başbakan rahat durmadı. Ben de memlekette bütün bunlar olurken bir anda bulduğum cesaretle, bir süredir tartışmak istediğim bir meseleyi bu yazıyı okuyacak olanlarla paylaşmaya karar verdim.

Başbakanın söylediklerini burada tekrar etmenin gereği olmadığını düşündüğüm gibi, ziyadesiyle sinir bozucu olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden henüz ilk yazımda sinirinizi bozmaya hiç niyetim yok. Ancak hükümetin ve Başbakanın bu çıkışı vesilesiyle Muhafazakarlık, Siyasal İslam, neoliberalizm ve bunların karşısında sol ne yapmalı üzerine , haddimi aşmamaya çalışarak bir kaç kelam etmek niyetindeyim.

Başbakan Erdoğan’ın, benzer pek çok çıkışına ve icraatine daha önce defalarca tanık olduk. Bu sebeple şu “Kızlı-Erkekli” meselesi, yeni bir “kuşa baktırma” hamlesi olarak değerlendirilebilinir. Ancak bu sefer meselenin bu kadar basit olduğu kanısında değilim. İlk olarak bu meselenin diğerlerinden farkı “gezi sonrası” olmasıdır. Gezi sonrası olması önemlidir çünkü eğer  cumhuriyet tarihinin en önemli toplumsal karşı çıkışından sonra, böyle bir açıklama yapılıyorsa, bu tahrik gücü çok yüksek bir meydan okumadır. İkincisi ve daha önemlisi, diğer meseleler (Kürtaj,Alkol düzenlemeleri v.b) hakkında burjuva demokratik hukuk sitemi içerisinde düzenleme yapabilmeniz mümkünken, böyle bir mesele hakkında herhangi bir hukuki düzenleme yapılması teknik olarak mümkün değildir. Peki böyle bir yasal düzenleme yapmak teknik olarak bile mümkün değilken, bir şekilde bunun uygulanmasına ne demek gerekir. Cevap basit “İSTİBDAT”.  AKP döneminde daha önce, KCK , Ergenekon v.s gibi özellikle yargı alanında kendini gösteren istibdat pratikleriyle karşılaşıldığı söylenebilir. Doğrudur, fakat bu sefer tezahür edebilecek müstakbel İstibdat biçimini diğerlerinden ayıran en önemli özellik özel hayata yönelik girişilecek ilk istibdat pratiği olacak olmasıdır.  AKP daha önce özel hayatlarımıza (üç çocuk yetmez beş  olsun tavsiyeleri gibi), kendince bir nizam vermeye çalışmışsa da bunların pratikte olması mümkün değildir.

İstibdattan, hele özel hayata yönelik istibdattan bahsedilen yerde artık muhafazakarlığın bir değil bir kaç adım ötesine geçilmiştir. Dolayısıyla artık AKP’den basitçe muhafazakar parti hele Başbakanın deyimiyle muhafazakar demokrat parti diye bahsetmek mümkün değildir. Tam da bu noktada hele “üstün temennisi ast için emir telakki eder”, düsturuyla iş yapan bürokratların da pıtrak gibi açığa çıktığı bir dönemde, Parti-Devlet bütünleşmesinden bahisle AKP için faşist’de denilebilinir ve pek çok çevre de bunu zaten hali hazırda demektedir. Bu yazının, AKP faşisttir veya değildir tartışmasına girmekten ziyade faşizmin yerine Siyasal İslamın ikame edilip edilemeyeceği,Faşizmin Dünya’yı saran neoliberal hegemonya ile özellikle müslüman toplumlar açısından güncelliğini yitirdiği,   tartışmasına katkıda bulunacağını düşünüyorum. Sözlerimi açmak için, Türkiye’den Mağribe kadar geniş bir coğrafyada ve son on yılda geniş halk kitleleri nezdinde de teveccüh gören AKP seksiyonlarının, İslam Fundementalizminden ayırmak gerektiğini söylemeliyim. Neden böyle bir ayrım yaptığımı hem yer yokluğundan, hem de okuyanı fazla sıkmamak adına, kısaca anlatmak gerekirse, AKP seksiyonlarının her ülkenin kendi meşrebince çok uluslu sermayeyle entegrasyon başarısını ve neoliberal hegemonyanın sadık bekçiliğini yaptığını söyleyebiliriz. Neoliberal hegemonyanın,( hemen hepsi polietnik bir yapıya sahip olan müslüman ülkelerde) devamı için, “Parti-Devlet-Ümmet” bütünleşmesinin, kapitalizmin en saldırgan halini inşa etmek için daha uygun olduğu söylenebilir.

Sol içinde geçtiğimiz dönemde AKP hakkında pek çok şey yazıldı, çizildi. Bütün bu tartışmalardan sonra sol içinde kabaca üç eğilim görmek mümkün. Bunlardan ilki AKP nin muhafazakar demokrat olduğu bahsiyle yola çıkıp, bu gün gelinen noktada AKP geniş halk kitleleriyle buluşmasının hikmetini bu “demokrat muhafazakarlığnda” bulup, haydi biz de müslümanlarla barışalım demekle, esasında müslümanlara fena halde dışsal ve yukardan yaklaşıp, buluşmak istediği geniş halk kitlesine ciddi bir biçimde yabancılaşmış olan bir eğilim.

İkincisi ise, özellikle geziden sonra genişleyen, AKP faşizmi ve gericiliği vurgusunu öne çıkartıp, AKP’nin saldırgan neoliberal politikalarını es geçen ve eski rejimin söylemlerine yaslanan bir başka eğilim.

Üçüncüsü ise, AKP’nin sınıfsal kimliğinin tespitini doğru yapan bunu yanında eski rejime yaslanmayan ve aşmak isteyen ancak çeşitli nedenlerle sesi cılız çıkan bir hat. Bu cılız sesin daha gür çıkmasını sağlamak, AKP’nin neoliberal politikalarına karşı tüm kapitalizm mağdurlarının ortak mücadelesini faşist düşmanı beklemeden örmek, bugün önümüzdeki en önemli devrimci görevdir.

 

Yorumlar

Yazan
30.04 1979 yılında İstanbul’da doğdum. 1990-1997 yılları arasında Bahçelievler Anadolu Lisesinde orta öğrenimimi tamamladım. 1990’ların ikinci yarısında henüz lise öğrencisiyken Sosyalizm’le tanıştım. 1996 yılı Ocak ayında kurulan Özgürlük ve Dayanışma Partisi’nin gençlik çalışmalarına 1996 sonlarında lise son sınıf öğrencisiyken katıldım. 1997 yılında girdiğim Marmara Üniversitesi Hukuk fakültesinde öğrenciyken 1998-2004 yılları arasında, ÖDP Bakırköy İlçe örgütü yönetim kurulunda ve ÖDP’gençlik çalışmalarında aktif görevlerde bulundum (Dayanışma gençlik Platformu İstanbul yürütme kurulu üyeliği). 2009 yerel seçimlerinde ÖDP’den, Bakırköy Belediye Meclis Üyesi adayı oldum, Aynı yıl şeçildiğim ÖDP Bakırköy İlçe Örgütü Başkanlığı görevini halen yürütüyorum.

Bir Cevap Yazın