banner
banner
banner
porno izle
analiz

Yeniden bir cumhuriyette yaşayabilmemiz için mevcut cumhuriyetle bir arada yaşayamayan ve onu “kurtarılamaz” hale getiren yeni sömürge kapitalizmini yıkmamız gerekiyor.

Müftülere nikah kıyma yetkisi veren ve aile hukukunda imamlara yer açan düzenlemeler, toplumun seküler kesimlerindeki “teokratik bir diktatörlüğün kurulmakta olduğu” endişesini güçlendirdi. Erdoğan iktidarının kamusal ve toplumsal kurum ve mekanizmalarda (Sünni İslam anlamında) dini, din adamlarını ve dinsel referansları ön plana çıkarma atakları, Erdoğan’ın “Kemalist cumhuriyeti yıkıp yerine halife-padişahlığı referans alan bir dinci diktatörlüğü geçirmekte sona yaklaştığı” kanısını pekiştiriyor. Bu algı, Erdoğan diktatörlüğüne karşı mücadelenin cumhuriyetçi-seküler bir muhalefet ekseninde somutlaştırılması eğilimini besliyor. Cumhuriyetçiliği ve sekülarizmi öne çıkaran siyasi muhalefetin bugüne kadarki temel dayanakları ordu, bürokrasi ve büyük burjuvazi olduğundan ve de şu anda her üçü de Erdoğan iktidarının önünde/yanında/arkasında hiza ve istikamet almış olduğundan, cumhuriyetçiliği ve sekülarizmi bayrak edinen “eğitimli orta sınıf” her geçen gün biraz daha fazla umutsuzluğa gömülüyor. Eğitimli orta sınıfın bu umutsuzluğu CHP’de “siyasete” dönüşüyor.

Erdoğan’ın devleti dini temellere oturtarak şahsi diktatörlüğü etrafında reorganize etmeye giriştiği gün gibi açık. Bu olgu Türkiye’nin ilerici muhalefeti tarafından kavranmaya çalışılıyor ve ulaşılan sonuçlar Erdoğan diktatörlüğüne karşı mücadelenin birbirinden farklı çizgilerine temel oluşturuyor.

Yaşanmakta olan siyasi sürecin CHP/sosyal demokrasi evrenindeki kavrayış/yanıtlama biçimi, cumhuriyetin yıkılmakta olduğu ve “kurtarılması gerektiği” anlayışı. Bu çizginin Türkiye toplumunda derin kökleri var. “Devleti kurtarma”ya odaklı bir devletçi-reformizm çizgisi Jön Türklerden bu yana bu ülkenin toplumsal devrim dinamiklerinin başının belası olmuştur.

Bugün bu yaklaşım Erdoğan’ın izlediği siyasi çizginin cumhuriyetin yerine dinci-faşist bir diktatörlüğü geçirmeyi hedeflediğini, dolayısıyla Kemalist cumhuriyete sahip çıkmanın faşizme karşı mücadelenin temelini oluşturduğunu ileri sürüyor. Elbette bu yaklaşım, burjuvazinin çeşitli katmanlarının üzerinde ittifak ettiği bir sınıf tutumu olarak faşizme karşı mücadelede dışlanılabilecek bir tutum değildir. Ancak bu yaklaşımdan hareketle faşizme karşı tutarlı, gerçekçi ve başarılı bir mücadele çizgisi üretilemez. Çünkü bu yaklaşım Erdoğan faşizminin sınıfsal özünü saklamakta, faşizme karşı mücadeleyi bir “seküler yaşam tarzını savunma mücadelesine” indirgemektedir. Gericiliğe karşı mücadeleyi seküler yaşam tarzını savunma mücadelesine indirgeyerek yürütmenin kırk yıllık öyküsü, bu anlayışın toplumun nispeten hali vakti yerinde katmanlarının ötesine geçemediğini göstermektedir. Yaşadıkları cehennem hayatında savunulabilecek bir şey bulamayan yoksul halk çoğunluğu, seküler de olsa “yaşam tarzını savunma”ya odaklı bir muhalefet çizgisini kendi gerçekliğine uygun bulmamaktadır. Yoksul halkın gerçek dünyasına nüfuz etmeyen bu çizgi, ülkenin artık yüzde 70’ini oluşturan kentli-yoksul halkını gericilere ve faşistlere terk etmiştir.

Bugün “cumhuriyetin krizi” olarak görünen şey, sömürge faşizminin üzerinde yükseldiği egemen sınıf siyasetinin krizidir. Erdoğan bu krizi egemen sınıfların en gerici en şovenist en emperyalist eğilimlerine karşılık veren bir “reorganizasyon programı” ile cumhuriyetten (sosyal devlet, sekülarizm, bilimsel eğitim adına) geriye kalan ne varsa tasfiye ederek aşmayı hedefliyor. Erdoğan bunu halihazırdaki neoliberal yeni sömürge kapitalizmini kurtarmak ve onun büyük patronu olmak içinyapmaya çalışıyor. Ve yine Erdoğan bu siyasetine en güçlü desteği (başında bulunduğu iktidar ilişkilerine bağımlılaştırdığı) yoksul yığınlardan alıyor. Erdoğan bu iki temel destek (neoliberalizmin yarattığı-semirttiği canavar sermaye ve bağımlılaştırılmış-müptelalaştırılmış yoksul yığınlar) üzerinden emperyalistlere ve oligarşiye “devleti kurtarmanın” kendi mezhepçi-faşist yolunu dayatıyor.

Erdoğan bu dayatmasında başarılı olursa sömürge faşizmini/neoliberal sömürge kapitalizmini kurtarmış ama cumhuriyeti de yıkmış olur. Kısacası cumhuriyeti yıkan gerçek temel sömürge faşizmi ve neoliberal sömürge kapitalizmidir. Sömürge faşizmini, kurumlarını ve kavramlarını savunarak, emperyalistlerin ve oligarşinin himmetine sığınarak “devleti ve cumhuriyeti kurtarma” hayali bir oksimorondur, bir safsatadır. Aklı başında her muhalifin CHP’nin siyasetinde hissettiği akıl dışılık, saçmalık, kaynağını bu safsatadan almaktadır.

“Yaşasın Cumhuriyet” demekle cumhuriyet yaşatılamaz. Yeniden bir cumhuriyette yaşayabilmemiz için mevcut cumhuriyetle bir arada yaşayamayan ve onu “kurtarılamaz” hale getiren yeni sömürge kapitalizmini yıkmamız gerekiyor. (sendika.org)

Yorumlar

Video Porno Incesti