porno izle
analiz

Gezi direnişinin en sıcak günlerinde, 7 Haziran 2013 tarihinde yayımladığımız başyazımızı Gezi’nin 5. yıldönümünde tekrar paylaşıyoruz. Çünkü er ya da geç “Karanlık gider #GeziKalır ! “

Evet, sonunda RTE kimsenin “başaramadığını” başardı ve uzun zamandır aynı otobüste bir durak bile gidemeyecek hale gelmiş çeşitli “politik ve toplumsal güçleri”, çıkarları birbirine taban tabana zıt değişik “sınıf ve katmanları”, birbirleri ile kanlı bıçaklı taraftar gruplarını “ortak bir direnişte” birleştirdi.

Hali hazırda mevcut hareketler ve talepler arasında bir geçişkenlik görülmese, yer yer gerginlikler çıksa bile, daha önce farklı farklı mecralarda akan mücadeleler şimdi tek bir birleşik merkeze doğru akmaya başladı… Aynı direniş içerisindeki farklı kümeler, bireyler Erdoğan’ın “eski rejimin” yıkıntıları üzerine “islami/muhafazakar yeni bir sermaye rejimi” kurma hamlesinin karşısına “artık yeter” diyerek dikiliyor…

Şimdi Türkiye’nin dört bir yanında yüzbinlerce insan büyük bir öfke patlaması ile sokaklarda gösteri yapıyor, slogan atıyor, polisle çatışıyor, küfrediyor, halay çekiyor, şarkı söylüyor, Hayyamdan rubailer okuyor, müzik dinliyor, içki içiyor, öpüşüyor… direniyor…

Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesine karşı başlayan mücadele, herkesin mevcut siyasi iktidara olan öfke ve kırgınlıklarını yüksek sesle ifade etmelerine imkan tanıyan büyük bir direnişe dönüştü.

Direnişin genel karakterine gelince, “ekonomik politik taleplerin ön plana çıktığı bir direniş”ten daha çok “kültürel toplumsal hassasiyet ve yaşam biçimlerinin korunmasına yönelik bir direniş” niteliğinde…

Çelişik gibi görünse de direnişin gücünün de zayıflığının da kaynağı tam da burası…

Kuşkusuz direnişin en önemli kazanımı durdurulamaz, önlenemez diye düşünülen bir süreç karşısında etkili bir karşı koyuş inşa etmeyi başarmış olmasıdır…

Bu aynı zamanda 12 Eylül’ün yaratmış olduğu korku cumhuriyetinin de sonu olarak görülebilir… Baskı ve terör yöntemleri ile suskunluğa sürüklenen bir halk, (biraz da Kürt sorununda alınan mesafeye bağlı olarak) batıda da artık yeter demiştir…

İleride direniş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, bu bile başlı başına Türkiye tarihinde çok önemli “yeni bir demokratik toplumsal gelişme” olarak görülecek ve tarihte hak ettiği yeri alacaktır…

Ancak direniş bugün (kendisini de aşan biçimde) yakaladığı momenti bununla sınırlı tutabilir mi?

***

Bugün sokakta direnenler, bir bütün olarak siyasal iktidardan belirli bir ekonomik politik talepde bulunmuyor, direnişinin muhtevasını buradan kurmuyor, aksine büyük oranda buradan kaçmaya çalışarak, siyasal iktidarda cisimleştiği varsayılan kendi yaşamını tehdit ettiğini düşündüğü toplumsal kültürel alanda kalmayı tercih ediyor…

Solun ve emek örgütlerinin çabaları da bu durumu ne yazık ki bugün için tersine çevirmeye yetmiyor. Solun parçalı ve fraksiyonel tavrı bütün hızıyla devam ederken zaten böylesi büyük bir hareketin bütünlüklü sorumluluğu yerine kıyısında köşesinde pozisyon tutmayı seçmesi de ne kadar hazırlıksız olduğunun göstergesi sayılabilir.

Ama herşeye rağmen, on yıllardır toplumun üzerinde her gün biraz daha aşağıya inen siyah bir tül gibi varlığını sürdüren siyasal iktidar ve uzantıları karşısında gelişen bu direniş nesnel olarak egemenlere ilk ciddi darbeyi de indirmiş oldu.

Böylece yeni egemenlerin surlarındaki ilk büyük gedik de açılmış oldu…

Halkın biriken öfkesinin yarattığı bu gediğin egemenler tarafından nasıl değerlendirileceğini önümüzdeki günlerde hep birlikte göreceğiz…

Ancak görünen o ki, RTE’nin yurtdışı gezisinden döner dönmez havaalanında yaptığı o kışkırtıcı, yeni çatışmaları körükleyecek talihsiz konuşmaya bakılacak olursa en azından başbakanın durumunu gözden geçirmekten uzat bir tutum içinde olduğunu söyleyebiliriz…

Ne var ki şimdi egemenler de uzun zamandır aralarında sürmekte olan iç gerilimleri böylesi bir vesile ile bir sonuca bağlamak isteyebilirler… RTE’nin bütün direnişine, tribünleri sahaya çekmeye çalışmasına rağmen, RTE’nin kaderi hakkında bir hüküm verebilirler…

Bu açıkça gerek egemenler gerekse de direnişçiler cephesinde yaşanacaklara bağlı olarak şekillenecek bir süreç olacaktır…

***

RTE’nin halkı daha da kışkırtacak açıklamalar yapmasına rağmen, başta Cumhurbaşkanı Gül olmak üzere, kimi hükümet yetkililerinin ılımlı mesajlar vermeye gayret etmesi, yaşanan direniş karşısında nasıl bir tutum alınacağı konusunda fikir ayrılıkları olduğunun bir işareti olarak okunabilir…

Umalım ki egemenler ve (başta RTE olmak üzere) siyasal iktidar, (artık geçerliliği de tartışmalı hale gelmiş) yüzde ellilik bir seçmene yaslanarak (geride kalanların istek ve özlemlerini hiçe sayarak) yeni bir sermaye rejimi inşa etmeye çalışmanın adının açık bir diktatörlük kurmak anlamına geldiğini artık anlamış olsunlar…

Kuşkusuz değişen dünya bölge ve Türkiye koşullarının bir gereği olarak gündeme gelen bu “yeni inşa sürecinin” kurucu aktörlerinden ilk ciddi çarpışmada vazgeçeceklerini ummak mümkün değil…

Evet bir gedik açıldı ancak halihazırda kapatılamaz değil…

Ancak şimdi egemenler “bir ara karar” vermek zorundalar…

Ya kaldıkları yerden devam edecekler… Ya da “yeni bir yol haritası” belirleyecekler…

Burada çeşitli ihtimaller üzerinde uzun uzadıya durmanın bir yararı yok.

Ancak kısa vadeli birkaç temel olasılık üzerinde durmak önemli…

Her şeyden önce, egemenler, uzun zamandır aralarında sürmekte olan iç gerilimleri böylesi bir vesile ile bir sonuca bağlamak isteyebilirler… Yani nasıl ki geçmişte “ustaları” Necmettin Erbakan benzer biçimde toplumun “öteki çoğunluğunu” karşısına aldığında bütün dengeler altüst olmuş ve AKP’nin kurulmasına giden yol açıldıysa bugün de, yeni egemenlerin böylesi bir tablodan “yeni ek görevler” çıkarması mümkündür…

Egemenlerin eski sermaye rejiminin büyük oranda geriletildiği koşullarda, “yeni bir sermaye rejiminin” inşasının artık kişilere bağlı olmadan da sürebileceği fikri ağır basabileceği gibi, aksine sürecin hazır bir fırsat yakalanmışken RTE’nin “yetkilerinin arttırılması”yla devam edebileceği sonucuna da varabilirler… Ya da bir ara formül bularak yola devam edecekler…

Ama artık RTE de tartışılır hale gelmiştir ve bu da önemli sonuçlardan bir tanesidir…

Kuşkusuz öngöremediğimiz bir dizi yeni gelişme de gündeme hiç beklenmedik anlarda girebilir… Ayrıca burada RTE’nin tavır ve davranışlarının da önümüzdeki dönemde özel durumlar yaratabileceğini söylemek yanlış olmayacaktır… Özellikle, RTE’nin sürekli kendisine oy veren yüzde 50’lik seçmen kitlesinin islami ve muhafazakar hassasiyet ve taleplerini kaşıyan ve onları şu an direnişte olanlar ile karşı karşıya getirecek biçimde yaptığı sorumsuz açıklamalarının Rize’den bütün bir topluma yayılması (Kürt sorununun açtığı yaraların çözümüne dönük adımların atıldığı bugünlerde) geriye dönülmez yeni büyük yaraların açılmasına yol açacaktır… RTE’ye yurtdışı gezisi dönüşü düzenlenen karşılama töreni de toplumun ciddi biçimde bölündüğünün önemli göstergelerinden bir tanesi sayılmalı…

Ama toplumun gerçek manada demokratikleşmesi, bütün ezilen ve dışlananların taleplerinin siyasi iktidar tarafından yerine getirilmesi ve herkesi kapsayan yeni bir siyasal sürecin başlaması bugünden bakıldığında seçenek dışıdır…

Direniş ve sol

Ancak öte yandan Türkiye’nin kaderi uzun zamandan beri olmadığı kadar sokaktakilerin ne yapacağına, nasıl davranacağına, direnişi nasıl örgütleyeceklerine hiç bu kadar bağlı olmamıştı…

Bugün Türkiye’nin kaderi ile ülkenin dört bir yanında ayağa kalkmış direnişçilerin kaderi adeta birbirlerine sıkı sıkıya bağlanmıştır… Surlardan açılan gedikten toplumun bütün gözeneklerine devrimcilerin sosyalistlerin on yıllardır (biraz demode biçimlerde de olsa) bıkmadan uslanmadan anlatmaya çalışıp durdukları “başka bir dünya özlemi” büyük bir özveri, dayanışma ve mücadele azmi ile akmaktadır…

Devlet ve ana akım medyanın gölgesinin kalktığı her yerde (Türkiye’nin on yıllardan beri ihtiyacı olan) gerçek bir özgürlük ve demokrasi havası solunuyor…

Toplumun sıkışan, can çekişen kendi kabuğuna çekilen yaşam kanalları hızla açılıyor ve yeniden toplumsal ve demokratik hakların özgürce kullanılabildiği, hoşgörü ve dayanışmanın yeşerdiği birer mevziye dönüşüyor…

Ancak hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki, hiç hesapta olmayan bu direnişi boğmak için egemenler büyük bir hazırlık yapıyorlar… Tehdit, şantaj, göz korkutma, provakasyondan tutun da, fiili müdahaleye, rüşvete, kısmı geri çekilmelere kadar bir dizi taktik ve yöntemi direniş ve direnişçiler üzerinde tereddüt etmeden uygulayacaktır…

RTE’nin yurtdışı gezisinden döner dönmez havaalanında tribünlere yaptığı kışkırtıcı konuşma da hesaba katılacak olursa önümüzdeki günlerde çeşitli yeni gerginliklerin meydana gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır…

Şimdi bu büyük direnişin kaderi biraz da toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan kesimlerin ekonomik politik ve toplumsal taleplerine nasıl yaklaşacağına bağlanmış durumdadır… Bu direniş ya kendisini hareketin kendi varlık nedeni olabilecek talepleri ile sınırlı tutacak ve gün ve gün etki gücünü yitirecektir ya da, Türkiye’nin eşitlikçi özgürlükçü ve demokratik bir ülkeye dönüştürülmesi mücadelesinin aktif kurucu parçası haline gelerek büyüyecektir…

Bu ikinci yolun ne kadar meşakkatli, ne kadar zor ve çetrefilli olduğu ise tartışma götürmez. Ama solun sosyalistlerin devrimcilerin daha büyük bir dünya kazanmak için ellerindekiyle yetinemeyecekleri çok açık…

Solun hazırlıksız olması bir dezavantaj olsa bile öğrendikleriyle kendisini yenileyebilmesi olanaklıdır.

Direniş ve kimi imkanlar

Bu yüzden bütün bu tabloda bazı soruları yüksek sesle sormak önem kazanıyor…

Bugün Türkiye’nin kaderi ile ülkenin dört bir yanında ayağa kalkmış direnişçilerin kaderi adeta birbirlerine sıkı sıkıya bağlı görünüyor…

Direniş ne kadar gelişir, yaygınlaşır ve kök salarsa egemenler arasındaki çelişki ve çatışmaların artma ihtimali de o denli artacak, bu da halkın üzerindeki baskının hafiflemesi imkanlarının çoğalması anlamına gelecektir…

RTE’nin toplumu kendisine oy verenler ve vermeyenler diye bölmeye çalışmasına, karşı karşıya getirme çabalarına karşı, Direniş, bütün bir toplumun ortak taleplerini dile getiren herkesin büyük SESİ haline getirilemez mi?

Bu bakımdan da gerçek bir eylemli değiştirme dönüştürme mücadelesine tanıklık ettiğimiz şu günlerde, direnişin genel ruhuna uygun biçimde toplumun bütününün, yani bugün dışarıda duran AKP’ye oy vermiş yüzde ellinin de dikkat, ilgi ve aktif desteğini (egemenlerin bütün çabalarına karşı) bu coşkulu ve yaratıcı direnişe çekebilmenin imkanları üzerinde kafa yorulamaz mı?

Şimdi direnişin yaktığı “özgürlük meşalesinin” toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan ezilenlerin, dışlananların, yoksulların ve yoksunların ekonomik politik ve toplumsal taleplerini aydınlatması için hangi araçların, ne tür yöntemlerin ve taleplerin açığa çıkartılabileceğine ilişkin geniş bir “direniş forum”u örgütlemek direnişin ruhuna aykırı mı düşer?

Açığa çıkan bu muazzam enerji ve mücadeleyi geleceğe dönük somut kazanımlara dönüştürme mücadelesine yönelmek için ülkenin dört bir yanında “direniş meclisleri” örgütlemeye girişmenin yolları üzerine tartışmak mümkün değil mi?

Bütün bu ve buna benzer soruların yanıtlarının berraklaşmasının ne kadar meşakkatli, ne kadar zor ve çetrefilli bir süreçten geçerek oluşabileceği hiç kuşkusuz tartışma götürmez.

Ama solun sosyalistlerin devrimcilerin daha büyük bir dünya kazanmak için ellerindekiyle yetinemeyecekleri,  halkın büyük bir bölümünün neredeyse kendiliğinden bir mücadeleye atıldığı bir dönemde hareketin “genişliğine ve derinliğine” örgütlenmesi için pankart açmaktan daha fazlasını yapması gerektiği açık değil mi?

Bu açıdan Erdoğan’ın (biraz da kendi egemenlerinin kararına bağlı olarak) gitmesi ya da kalmasının dışında, toplumda oluşan bu demokratik ve özgürlükçü havanın siyasal toplumsal hayatta da kalıcı hale getirilmesinin, Türkiye’nin yakın gelecekteki siyasal gelişmelerine de (seçimler, barış süreci, Anayasa tartışmaları vb) etki edebilecek tarzda örgütlenmesi için inisiyatif alınması gerekmez mi?

Eğer bütün bu sorduğumuz sorulara ortak yanıtlar aranmak isteniyorsa o zaman yapılacaklar bellidir…

Taleplerimizin çerçevesini ve kapsamını genişletmeye çalışmak! 

Örgütlenmelerimizi geleceği de gözeten bir yerden toplumun bütün gözeneklerine yaymaya çalışmak!

Ve direnişi büyüterek sürdürmek!

Direniş sürüyor…!

Sürecek.!

Yeni bir ülke kazanana kadar!…

 

Yorumlar