porno izle
Genel

Geçen hafta yine bir açıdan yaşam tarzına yapılan müdahaleden söz etmiştik. Ancak Erdoğan’ın kızlı-erkekli yaşamayı ahlâksızlık ve suç ilan ettiği açıklamalarının ardından artık bunları sadece “yaşam tarzına müdahale” ile açıklamak mümkün değildir; açıkça “yaşam tarzına saldırı” söz konusudur.

Saldırı derken; saldırı illa ki eli sopalı kişilerin gelip şiddet kullanmasıyla gerçekleşen bir eylem değildir. Saldırı fiziki şiddet kullanmaksızın da yapılabilir. Hatta daha etkili yapılır. Birine tokat atmak(1) yerine onu arkadaşlarının gözü önünde aşağılamak(2) daha büyük bir şiddettir. Birinci eylemde doğrudan uygulanan bir şiddet söz konusudur. İkincisinde ise şiddet dolaylı yoldan gerçekleşir. Fiilen gerçekleşen bir şiddet eylemi olmasa da ilkine oranla çok daha yaralayıcı bir şiddet söz konusudur.

Bunu daha önceden beri süregelen örneklerle birlikte günümüzde de çokça görürüz. Erdoğan’ın “Kızlı erkekli öğrenci evleri muhafazakâr-demokrat yapımıza uygun değil” demesinin dışında, daha örtük bir biçimde yaşam tarzına saldırılardan da söz edebiliriz. Taksim ve Kadıköy gibi eğlence yerlerine giden veya oradan gelen toplu taşıma araçlarını erken saatte bitirmek bunun çarpıcı bir örneğidir. Şehirlerarası otobüslerde kadın ve erkeğin yan yana oturmasının otomatik olarak yasak olması da başka bir örnektir. Günlük hayatımızda 22.00’den sonra alkol yasağı; otobüste öpüşmenin (yazısız olarak) yasak olması; erkeklerde küpenin-uzun saçın, kadınlarda dekoltenin-dar kıyafetin mahalle baskısıyla yasaklanması gibi sıklıkla karşılaştığımız birçok örnek bulabilmek mümkündür.

Yaşanan saldırıların eyleyicisi olan AKP, daima ahlaki bozulma ve İslami-muhafazakâr değerlere aykırılık nosyonunun arkasına sığınır. Erdoğan’ın sürekli %99’u Müslüman bir ülkede yaşadığımızı söylemesi tesadüf değildir. Böylece çok açık bir biçimde yapılan saldırı meşru hale getirilir. Ancak saldırının meşrulaştırılması tek boyutlu bir süreç de değildir. Saldırının meşrulaştırılmasının ardından onun yerine başka bir yaşam tarzı ikame edilir: Dini değerlerin toplumsal hayatta egemen olduğu ve referans olarak kabul edildiği bir yaşama biçimi.

Yaşam tarzına saldırılar sadece toplum yapısının dine bağlılığı ile meşrulaştırılmaz. Aynı zamanda terör de bu meşrulaştırmanın herhalde en kolay yollarından biridir. İktidarın saldırdığı kişiyi teröristlikle itham ederek toplum nezdinde itibarsızlaştırması ve bu yolla sosyal dışlanmaya sebebiyet vermesi ciddi bir saldırıdır. Sürekli kendisinin ve tabanı olan muhafazakârların ötekileştirildiğini iddia eden iktidarın mükemmel bir şekilde işleyen bir ötekileştirme mekanizması kurması da kendi hegemonyasını artırmanın/sağlamlaştırmanın bir yoludur. Mesele de zaten, AKP’nin siyaseten elde edemediği hegemonyayı toplumsal üzerinden kurması ve yerleşikleştirmeye çalışmasıdır; bu şekilde siyasal hegemonyasını tarifleyebilecektir.

Kızlı-erkekli ev konusundaki açıklamalar ve yaptırımlar sözünü ettiğimiz doğrudan şiddet ve örtük şiddetin bir arada kullanıldığı bir yaşam tarzına saldırı aracı olarak karşımıza çıkmaktadır. Kızlı-erkekli evlerin muhafazakâr yaşam tarzına uygun olmaması örtük bir şiddetken, bunun terör olarak lanse edilip fiziki dışlama operasyonlarının gerçekleşmesi ise doğrudan şiddettir. Dışlama bir açıdan Gezi’nin intikamını almak için üniversite öğrencilerine yönelik bir baskı olarak da okunabilir, ancak Erdoğan’ın “dindar nesil”inden ayrı düşünülemez. Bu noktada AKP “Düşmanımın düşmanı dostumdur” sözünü tersyüz edip: “Dostum olmayan herkes teröristtir” demektedir. Böylesi bir anlayışa karşı özgürlükten hiçbir şekilde taviz vermeden kararlı bir duruş sergilemek gereklidir.

AKP’nin yaşam tarzına yaptığı saldırılara tepki göstermek de AKP’liler nezdinde muhafazakârların ötekileştirilmesi ve yaşam tarzlarına müdahale edilmesi olarak algılanmaktadır. Mantıksal silsile varsayımlara, a priori önermelere dayanmaktadır. İktidar kendini sürekli mazlum göstermeye çalışmaktadır.

Oysaki hem iktidar hem mazlum olunmaz.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın