porno izle
Genel

80’lerin sonları ve 90’lar. Türkiye kapitalizminin çehresini değiştirmesi, sosyalist deneyimlerin yenilgisi… Rejim değişikliğinin emarelerinin görülmesi. Hatta bir TV dizisinin mottosuyla söyleyecek olursak “sokakta oynayan son çocuklar”…

Sokakta oynayan son çocuklardık evet ama aynı şekilde faili meçhullerle, Kürt meselesi ile Nataşalar[1] ile tanışan ve büyüyen çocuklardık.

Özelleştirme dalgalarının yaşandığı, insanların sinikliği, her ne kadar “demokratikleşse” de devletin ceberrutluğu…

***

Karlı bir gündü diye hatırlıyorum. Hiç gitmediğimiz ama bildiğimiz bir şehirde, namı diğer vilayette bir bomba patlamış. Babam ve babamın arkadaşları üzgün, sinirli.

Evimizin arka sokağında rahmetli Mümtaz amcaların işlettiği bir kahvehane var. Halk Partisi’nin kahvehanesi. Rahmetli dedemler hep orada olurlardı. Ben de okul çıkışlarında dedemden harçlık koparmak için yanlarına giderdim. Herhalde o nedenle hep arkadaşlarım yaşlıydı.

Herkeste bir üzgünlük hali. Ne oldu diyorsun Uğur Mumcu öldürüldü diyorlar. Uğur Mumcu kim diye devam ediyorsun “silahı kalem olan” bir “hakikat arayışçısı” diyorlar.

Bir gazeteci. Ama öyle böyle değil. Şimdiki ROK’lar, N.A.’lar gibi değil. Sahici, araştırmacı. Kendi doğruları var. Eğilip bükülmeyen…

***

Günler geçti öyle. O dönemi hatırlayan arkadaşlar bilirler. Gazeteler kuponla oyuncak, bisiklet, kitap vs. veriyorlar. Ben de “ekmeğimi” gazetelerden çıkarıyorum. Dedemden, babamdan aldığım harçlıklarla gazete alıyorum.

Birgün gazete almak için teyzemlerin evinin alt katında olan gazeteci Refik abinin gazete bayisine girdim. Gazetelerimi aldım. Çıkmak üzereyken oranın karşısında babamın o dönem çalıştığı banka şubesine girdim. Babam öğle arasına çıkıyordu, dedi gel sana hediye alayım. Tamam dedim. Zannediyorum ki çizgi roman vs. alacak. Dahası Refik abinin dükkanın camlarında yer alan “motosiklet oyuncağı” vardı onu falan alacak herhalde diye düşünüyorum. Bir heyecan ki sormayım.

Babam bana o gün içinde kaseti, kitabı olan bir kutu aldı: “Vurulduk ey halkım unutma bizi…”

***

8 yaşındayım. O yaşta bir çocuk için “ağır” bir kitap. Ama işte heyecanla falan gidip okumaya başladım. Bir şeyde anlamadım. Ama yine de “ölümleri-öldürülmeleri” anlıyor, bir biçimiyle insanoğlu. Ve bir şeyler aklından yer ediyor.

***

O kitabı daha sonra hiç okumadım. Ama aklımda kalanlar oldu. Belki Giresun geçiyor kitabın içinde diye. Bilmiyorum. Ha bir de Turgut Özal’ın resmi kalmış aklımda, niyeyse?

Ne diyordu o dizelerde Uğur Mumcu:

“Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük.
Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük.
Doğudaki topraksız köylüler, sizin için öldük.
İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler sizin için öldük.
Adana’da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.

Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi…”

 

Unutmayacağız….



[1] Bu kavramı esasında “göç” kavramı ile ilintilendirmek için özellikle kullandım. Çünkü Karadeniz o yıllarda yoğun bir göç dalgasına uğramış ve ne yazık ki bu kavram “yerli-yersiz” kullanılır duruma gelmişti.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın