porno izle
GÜNDEM

7 Haziranda gerçekleştirilen Milletvekili Genel Seçimi sonuçları üzerine önümüzdeki dönemde hayli değerlendirme yapılacak. Belki de seçim tartışmaları bitmeden yeni bir seçim sürecine gireceğiz. Fakat asıl önemli olan bu tartışmaların tüketilmesinden çok nasıl ve hangi gerekçelerle değerlendirmelerin yapıldığıdır. Her yeni evrede bazı isimlerin, medya gruplarının ve kurumların güç dengelerine göre saf tuttuklarına ve yıldızlarının parlatıldığına sıklıkla tanıklık ettik. Muhtemelen şimdi de şahsi gelecek arayışıyla bu oyunların içine girip “bir bilen” rolüne soyunanlar çıkacak. Ve maalesef bunca tecrübeye rağmen yine baştacı edilecekler.Umarım yanılırım.

Şu günlerde, ortaya çıkan sonuçlardan hareketle seçmen davranışını belirleyen gerçek etkenler üzerine yapılacak değerlendirmelerden çok hükümet senaryoları üzerine konuşulacak gibi görünüyor. Bu makale bütünsel bir çerçeve çizme ve gelecek öngörüsünde bulunma iddiasını taşımamaktadır. Sadece bazı konulara değinmekle yetineceğim. Önce 2011 M.V. Genel Seçimi ve henüz kesinleşmeyen 2015 M.V. Genel Seçimine ilişkin birkaç veriyi aktaracağım.

M.V. G.Seçimi ToplamSeçmen  /T.Kullanılan Oy/ Geçerli Oy /Katılım Oranı %

2011                   52.806.322               43.914.948                  42.941.763           83,16

2015*               56.590.533                 47.481.208                 46.135.212          83,89

*)2015 seçimi için yazının kaleme alındığı saatlerdekiAnadolu Ajansı’nın medyada yer alanverileri kullanıldı

Parti             Aldığı Oy          Oy Oranı %

                     2011                     2015         2011      2015

AKP            21.399.082       18.851.272     49,83     40,86
CHP            11.155.972       11.513.067       25,98     24,96

MHP             5.585.513         7.516.255      13,01     16,29

HDP *              —-                 6.051.433             —    13,12

*)BDP 2011 seçimlerine bağımsız adaylarla girdiği için veri girilmedi

Yukarıda aktarılan veriler -2015 rakamları değişebilirse de- genel çıkarımlar için yeterince ipucu vermektedir. Bir önceki seçime göre seçmen sayısı 3,8 milyon kadar artmasına karşın AKP oylarını yükseltmek bir yana 2,5 milyon kadar oy kaybetmiştir. Yeni seçmenin hangi oranda AKP’ye oy verdiğini bilmesek de bu partinin, eski seçmenlerinin bir bölümünü kaybettiği tartışma götürmeyecek kadar açıktır. Oy oranları, AKP’nin yıllarca 12 Eylül ürünü seçim sisteminin arkasına saklanarak hükümet ettiğini başka söze gerek bırakmadan açıkça gözler önüne sermektedir. HDP’nin barajı aşması karşısındaki kızgınlıkları bu yüzden olsa gerek. Çözüm sürecini kendilerinin birilerine bahşettiklerini düşünenler, yüksek sesle konuşurlarken aslında gerçekleri saklama telaşıyla hareket ettiklerini bir kez daha kanıtlamaktadırlar.Yıllarca topluma Kürt Hareketini temsil eden partilerin İmralı’nın, Kandil’in izni dışında adım dahi atamadıklarını, silahların arkasına sığınarak siyaset yaptıklarını söyleyerek hükümet edenler, insanların tercihlerini yok sayan seçim sistemi sayesinde elde ettikleri Meclis’teki sayısal üstünlükle yukarıdan konuşmuş ve kibirli bir dil geliştirmişlerdir. 2002’de % 34,50 oyla 365 milletvekili çıkartanlar darbe ürünü %10’luk barajın sağladığı üstünlükle iktidara geldiklerini unutarak, iradesi yok sayılanları becerisizlikle, daha da önemlisi kötü niyetli olmakla suçlamışlardır. Dolayısıyla yukarıdaki siyasetin malum ilişki biçimi ve kuralsızlık sivilleşme, vesayetten kurtulma söylemi altında derinleştirilmiştir. Fakat kendini haklı gören ve aidiyet ilişkisi kurduğu siyasal özneyi meşru güç kabul edenler-7 Haziranda da görüldüğü gibi- er geç bir çıkış yolu bularak sonuca ulaşırlar. Tarih de, iktidarda olsun ya da olmasın 12 Eylül kalıntılarını kullanarak gelecek arayışına girenleri bir kenara not eder.

Yazının buradan sonraki kısmında seçimin ardından yaşananları da dikkate alarak bazı çıkarımlara ve sorunlara yer vereceğim.

  • Bu seçimde seçmen iradesinin %95’inden fazlası Meclis’e yansımışsa da, yine de çoğulculuğun önündeki engeller sarsılmadan durmaktadır.Herhangi bir yeni dinamiğin kendi siyasal öznesini yaratarak Meclise girme ihtimali neredeyse hâlâ sıfıra yakındır.
  • Geçmişten bugüne gelen adaletsiz temsile yol açan baraj aşıldığında oraya çıkan çoğulcu tablo, başkanlık sisteminin değil eşit-demokratik temsil hakkı üzerinde yükselecek parlamenter sistemin ülke için daha uygun olduğunu göstermektedir. Devingen toplumsal yapı sınıfsal ve kültürel dengeleri kısa zaman dilimlerinde değiştirdiğinden başkanlık sistemi bu gelişim sürecini egemen sınıflar adına kontrol altında tutmaktan ve demokrasi bağlamında ciddi sorunlar yaratmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
  • 7 Haziran akşamı koalisyonu zorunlu kılan sonuçların ortaya çıkmasıyla doların yükseleceğini, piyasaların olumsuz etkileneceğini söyleyenler, yaptıkları açıklamalarla aslında,halkın iradesini yok sayan sermayenin ülkeyi ve halkın iradesini nasıl tutsak aldığını itiraf etmektedirler.Belki bir ara, halkın iradesine ipotek koydurtan siyasi iradenin kimliğini de açıklarlar. Muhalefet de elbirliğiyle –pek umudum olmasa da- umarım, halkı tehdit edenlere hadlerini tez zamanda bildirir.
  • Koalisyonları zararlı bulanlar tek tek insanları ve kurumları örtük biçimde aşağılamaktadırlar. Malum kesimlerin koalisyonları mutlak olarak kötü kabul etmeleri, halk arasında gelişkin demokrasi ve uzlaşma kültürünün bulunmadığı tespitine dayanmaktadır. Hal böyle olunca gelsin anti-demokratik uygulamalar. Az oyla çok iktidarın sonu malum; demokratik olmayan yönetimler/rejimler.
  • Bu seçimin asıl kaybedenlerinden biri de Gülen Cemaati oldu.Cemaat’in tamamı onayladı mı bilemesek de, bağımsız milletvekili adaylarını çıkartmaları, diğer siyasi öznelerden ayrı bir duruş geliştirme tercihinde bulunduklarını göstermektedir. Bağımsız adayların seçilememesi ağır bir yenilgi durumudur. AKP karşıtı tavır takınıp kaybetmeleri, arkalarındaki oy desteğinin zayıf olduğu kanısı yaygınlaşacaktır. Bu durum, onlarla ilişkiye geçmeyi düşünebilecek siyasal çevrelerde,Cemaat’inmevcut gerginlikler içinde gerçekçi politikalar ortaya koyamadığı ve kendileriyle sadece basit bir çıkar ilişkisi geliştirmeye çalıştığı yargısını güçlendirecektir.
  • AKP’ye muhalefet eden ve bu partiyle aralarında uzlaşmaz çelişkiler bulunduğu için onunla koalisyona yaklaşmayacaklarını söyleyen üç parti Meclisten bir hükümet çıkartamadıkları takdirde, halk tarafından samimiyetleri sorgulanacaktır. Kalıcı koalisyonkurmaları mümkün değilse de, AKP dışında bir Hükümetle ülkeyi erken seçime taşıyamadıklarında, başkanlık sistemi propagandası yükselecek veolası ekonomik krizin faturası da onlara çıkartılacaktır. Eğer şu ya da bu şekilde oluşacak AKP hükümeti ile seçimlere gitmek istemiyorlarsa, sorumluluk üstlenmekten başka çareleri bulunmamaktadır.Bununla kalmayıp, kuracakları seçim hükümetiyle (dışarıdan destekli hükümet seçeneği dahil)baraj sorunu başta olmak üzere normalleşmeye yönelik adımlar atmak, seçim sürecindeki bazı ortak vaatleri (asgari ücret, emeklileri rahatlatmak gibi) hayata geçirmek, alt gelir gruplarına verilen yardımları düzenleyerek kontrol altına almak, hukuksuz işlem yapmakla suçladıkları geçmiş dönemin aktörleri hakkında yasal süreçleri başlatmak, seçimler üzerinde doğrudan sonuçlar yaratacak kurumlara yönelik hukuka uygun hamleler yapmak, özellikle de akçeli konularda temiz bir gelecek için geçmiş dönemin sorumlularına yönelik yasal sürecin önünü açmak, Suriye sınırını kontrol altına almak gibi topluma umut verecek icraatlar yapmaları ve böylelikleerken seçimi anlamlı kılmaları gerekir. Tabii daha iyi öneriler varsa bir vatandaş/seçmen olarak dinleyip değerlendirmeye de hazırım.

Seçim sonrası sürece ilişkin söylenecekler çok. Fakat işin özeti, halkın desteğini arkasına alan muhalefet ortak bir çıkış yolu ortaya koyamadığı takdirde muktedirler sorunu şu ya da bu şekilde çözecektir. Meşruiyet için de gerekçe hazır: Milletin ve devletin yüce çıkarları.

Yorumlar