porno izle
Siyaset Gündemi

Artık Türkiye’deki “siyasal toplumsal” gelişmelerin Ortadoğu’yu, Ortadoğu’daki “siyasal askeri” gelişmelerin ise Türkiye’yi doğrudan etkilediği/etkileyeceği koşullar içerisinde “üç adaylı iki turlu” bir Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru yol alıyoruz.

Türkiye’de “yeni bir sermaye rejiminin” kuruluş sürecinin sancıları (Gezi direnişi ve yolsuzluk iddiaları nedeni ile de) ayyuka çıkarken, Ortadoğu’da Amerikan askerinin Irak’tan çekilmesinden bu yana süren “yeni bir nizam” kurma mücadeleleri¹ de giderek ivme kazanıyor.

Cumhurbaşkanı adaylarından biri olan Tayyip Erdoğan’ın, uzun zamandır dış politikada ülkeyi büyük bir ateş çemberine sokan hamlelerinin de bir sonucu olarak, artık andığımız bu iki süreç birbirini etkileyen-besleyen süreçler haline dönüşmüş durumda.

Seçimlerin gerçekleşeceği tarihe kadar daha neler yaşanır bilinmez ancak daha şimdiden “paralel yapı” polislerine başlatılan şafak operasyonu ve bölgedeki İsrail Filistin çatışması ve IŞID’in yürüttüğü saldırılar önümüzdeki sürecin bir hayli hareketli olacağının ipuçlarını veriyor.

Aslında 2002 yılından bu yana iktidarda olan Tayyip Erdoğan’ın toplumsal meşruiyetini büyük oranda yitirmesine, kendisini iktidara taşıyan yerli-yabancı “hatırı sayılır” müttefikleri ile arasının açılmasına rağmen,  iktidarını, “sokakta baskı politikaları”, “sandıkta ise çoğunluğa” dayanarak sürdürmeye çalıştığı ortada.

Belli ki Tayyip Erdoğan çeşitli düzeylerde yitirdiği meşruiyetini, bugün “Milli İrade” ile tekrar “geri kazanmayı” umut ediyor. 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde sağladığı pozisyonunu, Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile tahkim ederek (baskın bir erken seçim olmazsa) Haziran 2015’teki genel seçimler ile yerini tam olarak sağlamlaştırmak istiyor.

Özellikle doğrudan halkın oylarıyla seçilmiş olmanın verdiği güçle de inşa etmeye çalıştığı “yeni sermaye rejimi”nin yürütme gücünü yeniden şekillendirerek devletin kontrolünü tam olarak tek elde toplayacak dönüşümü tamamlamak istiyor.

Dolayısı ile böylesi bir dönüşümün tamamlanması sürecinde önemli bir kilometre taşı olacak bu seçimlerde, kimin kazanıp kimin kaybettiği gibi “görünür sonuçlardan” öteye, her bir adayın, her bir turda alacağı oyun bile aşağıda ayrıntısıyla tartışmaya çalışacağımız gibi, en azından orta vadede çok önemli siyasal toplumsal sonuçları olacak.

Bu yüzden bu seçimleri, alışılageldiği üzere Türkiye’de on yıllardır parlamenter sistem içerisinde gündeme gelen “rutin” Cumhurbaşkanı seçimlerinden birisi olarak algılamak ciddi bir yanılgı olacaktır.²

Bu süreç, genel seçimlere kadar (hatta sonrasında da) devam edecek, bir dizi yeni gerilim ve çatışmanın yaşanacağı “çok yönlü yeni bir mücadele evresi” olarak da görülebilir.

Özellikle bu mücadele evresi, aynı zamanda solun karşı karşıya koymayı çok sevdiği “sokak” ve “sandık” arasında sürekliliği sağlanmış, birbirini besleyen diyalektik bir ilişki kurma becerisinin de gösterilebileceği  “yeni tehlikeler” kadar, yaratabileceği “yeni olanaklar” açısından da dikkatle değerlendirilmeyi hak ediyor.

Bu yüzden, sonuç ve etkilerinin ülkede ve bölgede önemli karşılıkları olacak bu Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin “niteliği” ve izlenmesi gereken “genel ve özel siyaset” konusunda kimi hususların altını çizmek önem kazanıyor.

1-Sadece bir Cumhurbaşkanı seçimi değil, aynı zamanda örtük bir referandum

Evet, her seçim sürecinin, aslında ülkede sürmekte olan sınıflar mücadelesinin bir devamı, bir “ara toplamı” olduğu bilinir. Seçimler tek başına sınıf mücadelesinin bizatihi kendisi değildir, ancak sınıf mücadeleleri içerisinde (toplumdaki meşruiyetine bağlı olarak) önemli bir yer tutar.

Seçimlerde, sadece ülkeyi çeşitli düzeylerde “yönetecek kişiler” değil, aynı zamanda o kişilerin arkasında dizili olan sınıflar ve o sınıfların ideolojileri ve siyasetleri de doğrudan ya da dolaylı olarak tercih konusu haline gelir.

Özellikle kimi tarihsel eşiklerde gündeme gelen seçimler, aynı zamanda ülkenin geleceğinin de şekillenmesinde önemli sonuçlar doğuracak “örtük bir referandum” özelliği taşır.

Seçimler, ülkenin hangi “ideolojik politik çizginin” tayin ediciliğinde ilerleyeceğine işaret ettiği kadar, hangi ideolojik temel çizgilerin gidişata hangi ölçüde etkide bulunabileceğinin de belirginlik kazanmasını sağlar.

Seçim sonuçlarının sınıfların (ve temsilcilerinin) ekonomik, siyasal ve toplumsal yönelimlerinin, buna bağlı ittifaklar politikalarının, uzlaşma ya da çatışmayı tercih etmelerinin yön ve düzeyine doğrudan etkide bulunabilecek bir manası da bulunur.

Ağustos ayında gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri işte böylesi bir “referandum” olma özelliğini de içinde barındırıyor. Recep Tayyip Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş şahsında gerçekleşecek olan seçimlerin özellikle ilk turunda, aynı zamanda “Hangi Türkiye” sorusuna da yanıt aranacak. ³

İkinci tur ise, ağırlıkla Erdoğan ve karşıtları biçiminde gerçekleşecek.

Bu yüzden her bir adayın ekonomik, siyasal ve toplumsal bagajında taşıdıklarının incelenmesi ve geleceğe ilişkin yaptıkları projeksiyonun değerlendirilmesi (gerek oy verirken, gerekse de daha sonraki süreçler açısından) büyük önem taşıyor.

2-Üç aday, üç ayrı Türkiye

Aslında bunca yaşanmışlıktan sonra Tayyip Erdoğan hakkında tekrar tekrar değerlendirme yapmak gereksiz sayılmalı. Erdoğan’ın arzu ettiği Türkiye’nin nasıl yaşanmaz bir ülke olacağının tekrar edilip durulması da “muhalefetin muhalefete propagandası” olarak görülebilir.

Ancak, Tayyip Erdoğan’ın uzun zamandır söyleyip durduğu, seçimler vesilesi ile bir kez daha ilan ettiği “Yeni Türkiye vizyonunun” kimi noktaları üzerinde kısaca durmak özellikle Erdoğan’a karşı izlenecek siyasetler açısından önemli.

***

Erdoğan’ın uzun süredir Türkiye’de “yeni bir sermaye rejiminin” inşasını dini-mezhepçi bir siyasal toplumsal vizyon ile harmanlamaya çalıştığı biliniyor.

Erdoğan’ın bu ikili yönelimi zaman zaman kesintilere uğrasa, ulusal ve uluslar arası eleştirilere maruz kalsa bile, hali hazırda hayata geçirilmeye çalışılan temel siyaset zemini olma özelliğini hala koruyor.

Tayyip Erdoğan toplumun önemli bir kesimini “neo liberal”, “baskıcı”, “muhafazakar” ve “yayılmacı” siyasetleri eliyle “yoksullaştırır”, “demokratik haklarından mahrum bırakır”, “gündelik hayatına müdahale eder” ve “bölge halklarına karşı kanlı tertipler düzenlerken”, toplumun diğer bir kesimine, aynı siyasetler yoluyla (bizatihi devlet eliyle yukarıdan aşağıya) “zenginleşme”, “özgürlük”, “dini hayat” ve “ganimet” vaat ediyor.

Böylece Tayyip Erdoğan ile kaderini birleştiren ya da ekonomik, siyasal toplumsal beklentiler içerisine sokulan önemli bir toplumsal taban yaratılıyor.

Öte yandan Türkiyeli Kürtlere ülke içerisinde “barış süreci” vaat ederken, Rojava’da, Güney Kürdistan’da bizzat desteklediği güçler eliyle Kürtlere karşı büyük bir savaş yürütüyor.

Bir yandan Türkiye’deki Kürtlere “özgürlük” vaat ederken, öte taraftan Kürtleri İslam birliği içinde kendilerini yeniden tanımlayabilmelerinin imkanlarını çoğaltmanın maddi manevi zeminlerini inşa etmeye çalışıyor.

Kısacası, toplumu bizatihi devlet eliyle, dini, etnik, kültürel vs çok yönlü  “kutuplaşmalara” sürüklüyor. Erdoğan önce toplumu parçalıyor, sonra kendi şahsında, “İslami sünni” temelde yeniden birleştirmeye çalışıyor.

Tayyip Erdoğan sadece yeni bir rejim değil, aynı zamanda “yeni bir toplum” da inşa etmeye çalışıyor.

Erdoğan’ın ekonomik, siyasal ve toplumsal çelişkileri ortadan kaldırmak yerine, bu çelişkileri kullanarak, hatta derinleştirerek yarattığı “sahte denge”, bizzat kendi varlığını vazgeçilmez hale getiriyor, sürekli kendisinin olmadığı koşullarda bu “dengenin” bozulacağı algısını geliştiriyor. Ne kadar güçlenir, ne kadar yeni yetkilerle donatılırsa bu çelişkilerin o ölçüde ortadan kalkacağını vaaz ediyor.

Gücünü, (sosyalistler, devrimciler hariç) karşısındaki neredeyse hiçbir siyasal toplumsal gücün, toplumun içerisindeki (geçmişten bugüne taşınmış ancak artık büyük oranda kendisinin körüklediği) gerilim ve çatışmaları “başka bir siyasal toplumsal düzlemde” çözmeye talip olmamasından, aksine onların da toplumun belirli kesimlerinin temsilcisi, sözcüsü gibi davranmalarından alan Erdoğan’ın geriletilebilmesi hangi olanakların çoğaltılmasından geçebilir?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde verilecek oylar ile Erdoğan’ın toplumun içerisinde yeşerttiği her türden melanet karşısına toplumun eşitlik, özgürlük ve adalet talepleri ile güçlü biçimde çıkabilmenin yolu açılabilir mi?

Belli ki bu ve benzeri sorulara verilecek yanıtlar önümüzdeki dönemin temel tartışma ve saflaşma konularını oluşturacak.

(Sürecek)


¹Daha Ortadoğu’daki “Arap Baharları”nın akıbeti, Suriye meselesinin geleceği belli olmadan, IŞID’ın Irak’ta da büyük bir saldırıya girişmesi, hemen akabinde İsrail’in Filistin’e karşı büyük bir saldırıya yönelmesi, önümüzdeki süreçte bölgede yaşanabilecek yeni sorunların da habercisi gibi. 
² Belki bir nebze Turgut Özal’ın da başkanlık sistemine geçiş konusundaki hayallerine gönderme yapılarak o süreçle bir benzerlik kurulabilir. Özal da Erdoğan gibi Türkiye’de bir yeniden yapılanma ihtiyacına vurgu yaparak yetkileri arttırılmış Cumhurbaşkanı olmak istemiş ancak bunda başarılı olamamıştı.
³Kuşkusuz oy kullanacak seçmen profilinin saikleri farklılıklar gösterecektir. Ancak, niyetler ve fikirlerden bağımsız çıkacak tablo nesnel olarak Türkiye’nin gelecek tercihleri hakkında da önemli ipuçları verecektir.

Yorumlar

2 Yorumlar Bu Mesaj
  1. […] “Ağustos ayında” diye yazmıştık, “gerçekleşecek olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri (…) bir ‘referandum’ olma özelliğini de içinde barındırıyor. Recep Tayyip Erdoğan, Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş şahsında gerçekleşecek olan seçimlerin özellikle ilk turunda, aynı zamanda “Hangi Türkiye” sorusuna da yanıt aranacak.” (Üç Aday Üç Türkiye, Sol ve Yöntem Üzerine-I) […]

Bir Cevap Yazın