porno izle
Genel

foto1Türkiye’de “sol” üzerindeki yasaklar Cumhuriyet tarihi kadar eskidir. Bu kanıksanmış ve “normal” kabul edilen gerçek; Türkiye’de “sol”a varlık hakkı tanımayan politikanın partiler üstü bir “devlet” politikası olduğunu, iktidarlar değişse de onun değişmediğini göstermektedir.

Yakın tarihten bir olay; ünlü “1951 Tevkifatı” burjuva iktidarların kendi siyasi hesapları için sol üzerinde estirdikleri büyük terörü görmek anlamında önemlidir.

1951 yılının 26 Ekim tarihinde, İstanbul Galata Rıhtımı gümrüğünde Marsilya’ya hareket etmek için hazırlanan gemiye binecek olan genç bir kadın, polis tarafından gözaltına alınmıştı.

Bu genç kadın, Doktor Sevim Tarı’ydı ve ismi, polisin izleme raporlarında “kesik saçlı bayan” olarak geçiyordu. Sevim Tarı’nın –o zamanki Emniyet Müdürlüğü olan– Sirkeci’deki Sansaryan Han’a götürülmesiyle devletin, Türkiye Komünist Partisine karşı o yılların en büyük saldırısı, ünlü “1951 Tevkifatı” başlamış oldu.

1920’den 1951’e ardı ardına tevkifatlar…

1951’e gelmeden önce kısa bir tarama sol üzerindeki baskının nasıl sistemli ve boğucu olduğunu göstermektedir. Bu baskı ve yasaklamalar türlü usuller denenerek yapılmıştır.

1921 yılı başında Mustafa Suphi ve TKF’nın önde gelen 14 yöneticisi Trabzon açıklarında öldürülerek hareket daha başında büyük bir darbe almıştır.

Aynı aylarda Ankara’da; Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası ve Yeşil Ordu davasında sol hareketin önde gelen yöneticileri tutuklanmış, parti kapatılmış, yöneticileri hapis cezalarına çarptırılmışlardır.

Aynı yıllarda, İstanbul henüz Ankara’ya “bağlanmamışken” Türkiye Sosyalist Fırkası başkanı Hüseyin Hilmi, 1922’de İstanbul’da eski bir polis olan Kalkandereli Ali Haydar tarafından vurularak öldürülmüştür.

Ankara’da İkinci Halk İştirakiyun Fırkası davası 1922 yılında açılmış, parti yeniden kapatılmıştır.

1 Mayıs 1923’de İstanbul’da dağıtılan “1 Mayıs” bildirileri nedeniyle Türkiye Komünist Partisi mensupları tutuklanmış, haklarında “vatana ihanet” suçlamasıyla dava açılmıştır.

1925’de Kürt ayaklanması sırasında çıkarılan Takrir-i Sükûn Kanunu komünistleri de yargılamış, İstiklal Mahkemesi 38 sanıklı TKP davasında sanıklara 7 ile 15 yıl hapis cezası vermiştir.

1927’de Ekim ayında İstanbul, Adana ve İzmir’de başlayan TKP operasyonunda aralarında (yakalanamayan) Nazım Hikmet ve İsmail Bilen’in de olduğu 30 kişi yargılanmış ve gizli örgüt kurmaktan hüküm giymiştir.

1929’da Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Hüsamettin Özdoğu, İsmail Bilen’in de bulunduğu 34 kişi tutuklanmıştır. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davada 24 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır.

1930’da 1 Mayıs öncesinde İstanbul, İzmir ve Adana’da bildiri dağıtan TKP’liler tutuklanmıştır. 1 Ağustosta tevkifat genişleyerek devam etmiştir.

1931’de Nazım Hikmet “komünizm propagandası” yaptığı gerekçesiyle yargılanmaya başlanmıştır.

1932’de Haliç Defterdar’da Zeki Baştımar’ın evinde toplanan TKP 5. Kongresinden sonra İstanbul, İzmir, Edirne ve Samsun’da geniş tutuklamalar yapılmıştır.

1933’de İstanbul ve Bursa’yı kapsayan tutuklanmalarda 30’dan fazla kişi yargılanmıştır. 1934 yılı başında sonuçlanan davada Nazım Hikmet ve Şair Nail V. Çakırhan’da ceza almıştır.

1935’de aralarında Hasan İzzettin Dinamo ve Ruşen Zeki’nin de bulunduğu TKP’ye yönelik operasyonda  “Genç Komünistler Federasyonu” davası açılmış birçok kişi tutuklanmıştır.

1938’de Donanma ve Harp Okulu davalarında Nazım Hikmet, Kemal Tahir, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Kerim Korcan, Hamdi Şamilov’un da aralarında bulunduğu çok sayıda TKP’li ağır hapis cezalarına çarptırılmıştır.

1944’ün Mart ayında TKP’ye yönelik operasyonda 65 kişi tutuklanmış, sanıklar Ankara’da 1 nolu Askeri Mahkemede yargılanmış, 3 Mart 1945’de sonuçlanan davada 32 kişi hapis cezası alırken 33 kişi beraat etmiştir.

1945’de TKP’nin gençlik örgütlenmesine yönelik operasyonlarda İlerici Gençlik Birliği üyesi çok sayıda kişi tutuklanmış, dava sonunda 1 numaralı sanık Mihri Belli dâhil 28 kişi çeşitli hapis ve sürgün cezalarına çarptırılmıştır.

1946’da Türkiye Komünist Partisi’nin legale çıkma çabasının bir ürünü olan yasal iki sosyalist parti, (Türkiye Sosyalist Partisi ve Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi) 6 aylık faaliyet döneminden sonra Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından 16 Aralık 1946’da kapatılmış, yöneticileri tutuklanmış, aralarında Dr. Şefik Hüsnü Değmer’in de bulunduğu 45 kişi çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır.

Demokrat Parti dönemi ve anti-komünizm…

Türkiye’de 1950’ye kadarki dönem yani tek parti döneminde mahkemelere, basına ve kamuoyuna yansıyan kadarıyla bile “sol” düşünce ve örgütlenme üzerindeki şiddetli yasak neredeyse yıl yıl birbirini izlemiştir.

1950’de ise ezici bir oy yüzdesiyle Demokrat Parti iktidara gelmişti. Bu dönemde Demokrat Parti’nin dış politikadaki en büyük hedeflerinden biri Türkiye’yi NATO’ya sokmaktı. NATO, ABD’nin dünyaya kendi hegemonyasını kabul ettirecek ve “komünizmi kuşatacak- bir örgüt olarak ortaya çıkmıştı. NATO’nun anti-komünist, militarist söylem ve örgütlenmesi ile hegemonyal stratejisi; bu sırada gözünü –bu– “Batı” ile entegrasyona çevirmiş Türkiye egemenleri için büyük fırsat kabul edilmiş ve onları oldukça heyecanlandırmıştı. Demokrat Parti, tek parti döneminin alışkanlığıyla içerde kaba “anti-komünist” yoğun propagandayla kitleleri hukuk ve demokrasiden uzak tutarken; dışarıda Amerika’dan dünyaya yayılan “anti-komünist” paranoyayı birleştirip “hür dünya” ile bütünleşmek için sınır tanımayan bir çaba içindeydi. Bu durumu, 1951 Tevkifatı’nın 1 numaralı sanığı Zeki Baştımar mahkemede şöyle dile getirmişti.  

“Bu dava ise doğrudan doğruya siyasi maksatla açılmış ve kanunun açıklığına rağmen yine siyasi maksatlarla askeri mahkemeye verilmiştir. Çünkü tevkifler sırasında Atlantik Paktı’na girmek için her çareye başvurmakla meşgul olan Hükümet, memleketi komünizm tehdidi altında göstermek ihtiyacında idi. Çünkü emperyalistlerin ve başta Amerikalıların gözüne girmek ve memleketi onlara cazip göstermek Hükümetin siyasi ihtiraslarına uygun düşüyordu.”

1951 Tevkifatı başlıyor…

Yukarıda da görüldüğü üzere cumhuriyet hükümetleri bütün bu dönem boyunca “sol” denilence akla gelen Türkiye Komünist Partisi’ni 1920’li yıllardan sonra neredeyse sürekli denilebilecek bir şekilde; izleme, soruşturma, tutuklama, hapsetme ve sürgün yolu ile cezalandırmayı hayati önemde bir devlet politikası olarak uygulamıştır.

1951 ise bu ezme politikasının en kapsamlısıdır.

Sevim Tarı’nın İstanbul’da Marsilya’ya gidecek gemiye binerken gözaltına alınıp Sirkeci’deki Sansaryan Han’a getirilmesiyle “51 Tevkifatı” denilen TKP’ye yönelik büyük operasyon başlamıştır. Türkiye Komünist Partisi’nin Merkez Komitesi üyeleri; Dr. Şefik Hüsnü Değmer, Zeki Baştımar, Reşat Fuat Baraner, Mehmet Bozışık, Halil Yalçınkaya ve Mihri Belli ardı ardına tutuklanmışlardır.

ruhi-su-harbiye-askeri-mahkemesiTutuklamalar o zamana kadar ki en geniş olanıdır ve 187 kişiyi bulmuştur.

Bu kadar yaygın tutuklanma nedeniyle özellikle TKP’nin örgütlenme sekreteri Zeki Baştımar, örgüt içinde “gizliliğe yeterince önem vermeyen tavırları” nedeniyle sert eleştirilere uğramıştır. Ancak sonradan sorunun başka nedenlere de bağlı olduğu ortaya çıkmıştır. Partiye karşı neredeyse her yıl yeni bir operasyon düzenlendiğinden yönetici ve önemli parti üyelerinin faaliyetleri polis tarafından bilinir durumdadır. Diğer taraftan polis, illegal parti yapısının içine ajanlarıyla sızmıştır ve 1946’da o kısa legal dönemde açık faaliyet gösteren parti üyeleri polis tarafından tanınmış ve sürekli olarak izlenmiştir.

1951 Tevkifatı göstermektedir ki,  TKP’nin bütün yapısını izleyen devlet, ona büyük bir darbe indirmek için kendince en uygun anı beklemiştir.

Tutuklamalar devam ederken parti üyeleri arasında “asker kişiler de var” diyen Demokrat Parti Hükümeti çıkardığı özel bir kararnameyle, Sansaryan Hanı’ndaki İstanbul Emniyet Müdürlüğü Birinci (Siyasi) Şubesi’nin hücreler bölümünü “Ankara Garnizon Komutanlığı 2 No’lu Askeri Ceza ve Tutukevi”ne çevirmiş ve bütün tutuklular buraya konulmuştur. İşkenceli sorgular, Komünist Masası görevlisi polisler ve asker sorgucular tarafından yapılmıştır. Emniyet Müdürlüğü’nde işkence yaptıran askeri sorgu hâkimi aynı zamanda mahkemede savcılık makamında da görevlendirilmiştir. İki yıl boyunca burada işkence gören ve işkence tehdidi altında yaşayan tutuklular, daha sonra Merkez Kumandanlığı’nın Harbiye’de bulunan Ceza ve Tutukevi’ne nakledilmişler ve yargılamalar burada gizli celselerle sürdürülmüştür.

Zeki Baştımar’ın savunmasında Sansaryan Hanı’ndaki manzara şöyle anlatılmıştır:

Yalnız şunu söyleyeceğim ki, uğradığım ve aylarca devam eden maddi ve bedeni işkenceler, ancak işkence konusu olmak kabiliyetini bedenen tamamen kaybettikten sonra, doktorun müdahalesiyle sona erdi ve doktor işkencenin ağır sonuçlarını ve izlerini dokuz aylık bir tedaviden sonra giderebildi. Manevi işkenceden bahsetmeyeceğim. Çıldıranların, intihara teşebbüs edenlerin sayısı malumunuzdur. Onbir ay gazete okumaktan, kâğıda, kaleme dokunmaktan mahrum edilmiş siyasi bir tutuklu ve iki sene çığlıklar, feryatlar, iniltiler ortasında, her an işkence odasına çağrılmayı bekleyen bir insan tasavvur ediniz. Ve sonra kanunen kimsenin yirmidört saatten fazla tutulamayacağı bir yerde ve yirmidört saatten fazla kalınamayacak şekilde yapılmış bir hücrede iki sene havadan, sudan, ışıktan mahrum nasıl yaşanabileceğini düşünürseniz, işkencenin ölçüsü hakkında az çok bir fikir edinirsiniz.”foto11951 Tevkifatı başladığında Ceza Kanunu’ndaki “komünist propaganda ve örgütlenmeyi” önlemek için yazılmış 141. ve 142. maddelerde ceza sınırı en çok 5 yıla kadar hapisti. Demokrat Parti hükümeti tutuklamalar sürerken her iki kanunda da yaptığı değişikle hapis cezalarını idam cezasını da kapsayacak şekilde artırmıştır. Bu değişlilikten önce tutuklananlar eski kanuna tabi olurken sonradan tutuklanan sanıklar daha ağır cezalara mahkûm edilmişlerdir.

Hükümet ceza kanununda değişiklik yaparken kanuna eklediği bir fıkra ile ilk kez “pişmanlık” dile getiren tutuklulara daha az ceza öngörmüş ve bu maddeden yaklaşık 20 kişi yararlanmıştır.

İki yıl süren sorgulama ve soruşturmadan sonra bir yıl süren dava 17 Ekim 1954 tarihinde bitmiştir.

Dava sonunda 118 kişi on yıl ile bir yıl arasında hapis cezası, ilaveten üç ile bir yıl arasında sürgün cezasına çarptırılmıştır.

1951 Tevkifatı’nda yargılananlar arasında 17 kadın bulunmaktadır.

1 Numaralı sanık Zeki Baştımar’ın cezası: “TCK’nın 141. maddesinin 1 ve 3. fıkraları gereğince on sene müddetle ağır hapis cezasıyla tecziyesine, aynı kanunun 173. maddesi uyarınca üç sene dört ay Amasya’da Emniyet-i Umumiye nezareti altında bulundurulmasına, aynı kanunun 31. maddesine göre amme hizmetlerinde müebbeden memnuiyetine, yasak kitaplarının müsaderesine, mevkufiyet halinin devamına…” karar verilmiştir.

Davada yer alan isimler arasında edebiyat dünyası ile siyasi yaşamda sonradan adlarını duyacağımız şu isimler de bulunmaktadır: Enver Gökçe, Mübeccel Kıray, Arif Damar, Ruhi Su, İlhan Başgöz, Orhan Suda, Halim Spatar, Behice Boran, Şükran Kurdakul, Nejat Özön, Vedat Türkali (Abdülkadir Demirkan), Ahmet Arif, Arslan Kaynardağ, Kemal Bekir, Muzaffer Arabul, Selçuk Uraz, Sadun Aren.

Savunmadan…

Türkiye Komünist Partisi’nin Merkez Komitesi üyesi ve Örgütlenme Sekreteri Zeki Baştımar, 1951 tevkifatından 3 yıl sonra, 1954 yılında Ankara Garnizon Komutanlığı 2 numaralı Askeri Mahkemesine 1 numaralı sanık olarak çıkarılmıştı. Zeki Baştımar’ın savunmasında yer alan ifadelerin bazı satırbaşları şöyledir:

“Bu dava yalnız Türk adli tarihinde değil, son devrin milletlerarası adli tarihinde kanun namına işlenen kanunsuzlukların türlü örnekleriyle dolu ibret verici bir sayfa teşkil edecektir…

Saf ve mutlak adalete inanmam. Adaletin bir sınıfi karakter taşıdığını biliyorum fakat, sınıfların üstünde kalmak iddiasında olan bir adaletin görünüşte tarafsız olması, ifade ettiği manaya şeklen uyması gerekir. Kanun, menfaatlerini koruduğu sosyal sınıfın elinde ilk önce bu sınıfın kendisinden hürmet görmesi gereken bir vasıtadır. Hukuk rejimi denilen şey budur. Aksi halde kanun, meşruluğunu kaybeden barbarca bir alet kertesine düşer, hukuki manada kanun olmaktan çıkar…  

Memleketi bugünkü çıkmazdan kurtaracak yolun Komünist Partisi’nin gösterdiği yol olduğuna inanıyorum. Partinin teşkilat prensiplerini ve siyasi görüşlerini açıklayan yazıları yaymanın sorumluluğunu kabul ediyorum…

Savcı mütalaasında Komünist Partisi’nin “kanundışı” olduğu ve “cebir unsurunun komünizmin hususi bir maksadı” olduğu sonucuna varıyor. Bu doğru değildir. İllegal çalışmak komünistler için ne gayedir, ne de arzu edilir bir şeydir. Fakat bu memlekette komünistler buna mecbur edilmişlerdir. “Kanun dışında bırakılanlar kanunun dışında hak ararlar” sözü büyük bir gerçeğin ifadesidir… Otuz küsur yıldan beri komünistler zulmün ve terörün her türlüsünü gördüler. İçlerinde ideallerinin bedelini hayatıyla ödeyenler oldu.

Bugün peşinde koştuğumuz amaçlar nelerdir? Ne istiyoruz? Yalnız büyük toprak sahiplerine, yalnızca büyük sermayedarlara değil memleketin bütün sınıf ve tabakalarına, özellikle emekçi sınıflara eşit hak tanıyan hakiki bir demokrasinin gerçekleşmesini istiyoruz…

Sorgu hâkimi tutukluluğumun ondokuzuncu ayında karşıma, Emniyet Müdürlüğü uzmanlarına hazırlatılmış şaşırtıcı suallerle dolu 100 daktilo sayfasına yakın bir liste ile çıktı…

Savcı suçu inkâr ettiğimi söylüyor. Doğru değil. Yeryüzünde milyonlarca insanın kutsal bildiği ve peşinden koştuğu bir idealin adamı olmak bir suçsa ben bu suçu kabul ediyorum…”

1951 Tevkifatı “sol”un susturulması söz konusu olduğunda sistem partilerinin farkının olmadığını ilk gösteren örnektir. O yıllarda, demokrasi ve partinin yasallaşmasını birincil hedef olarak savunan Türkiye Komünist Partisi’nin sesini duyurması bir kez daha engellenmiştir. En büyük tutuklamada 187 kişiyi “ele geçiren” devlet, onlara üç yıl boyunca ortaçağ karanlığı yaşatmış, sol’un kitlelerle bağ kurmasını engellediği gibi “anti-komünizmi” bir afyon gibi kullanarak amacına ulaşmıştır.

Kaynaklar

1951 TKP (Türkiye Komünist Partisi) Tevkifatı, Esbab-ı Mucibeli Hüküm, BDS Yayınları, İstanbul 2000.

Sevim Belli, Boşuna mı Çiğnedik?,Anılar,  Belge Yayınları, İstanbul 1994.

Atilla Akar, Eski Tüfek Sosyalistler, İletişim Yayınları, İstanbul 1998.

Şükran Kurdakul, Cezaevinden Babıâli’ye Babıâli’den Tip’e, Evrensel Basım Yayın, İstanbul 2003.

Rasih Nuri İleri, 1944 TKP Davası, Tüstav Yayınları, İstanbul 2003.

Erden Akbulut, Zeki Baştımar, -Yaşam Öyküsü, Mektuplar, Yazılar-, Sosyal Tarih Yay., İstanbul 2009.

Şaban Öztürk, Türkiye Solunun Hapishane Tarihi, Yar Yayınları, İstanbul 2004.

Yorumlar