porno izle
Genel

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, başka bir söyleyişle ifade özgürlüğünün toplu kullanımı açısından sözcüğün dar ve/veya geniş anlamı ile Taksim hukuken de “özel” bir nitelik taşımakta mıdır?

Sorunun yanıtı hiç kuşkusuz olumludur.

Taksim İstanbul’un meydanıdır.

Taksim’in aynı zamanda Türkiye’nin meydanı olduğunu söylemek de (diğer illerdeki arkadaşlarımızı kızdırmak pahasına) doğru olacaktır.

Bayramların, sevinçlerin, kutlamaların, kederlerin ve protestoların mekanı olan Taksim’in bir kısım bayrama, bir kısım kutlamalara, bir kısım ağıtlara ve bir kısım protestolara kapatılması meşru olmadığı gibi hukuki de değildir.

Anayasa’nın 34 üncü maddesi* bağlamında ifade özgürlüğünün kolektif kullanımının güvence altına alınması nedeni ile değil ulusal ve ulusalüstü yargı kararları nedeni ile de ifade özgürlüğünün özellikle Taksim’de toplu olarak kullanımı hukuken güvence altındadır.

Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.12.2017 gün, 2007/466 Esas ve 2008/962 Karar sayılı kararı  dikkat çekicidir. Kararın once “olay” başlıklı bölümüne bir bakalım:

Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesinde, İstanbul Valiliği’nin 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunun 6. Maddesi kapsamında İstanbul Taksim Meydanının toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılmasına kapatıldığına dair 30.01.2004 gün 1189 sayılı kararı 02.03.2005 tarihinde basın açıklaması ile kamuoyuna tebliğ edildiği….. Taksim Meydanı’nın Toplantı ve gösteri Yürüyüşü yapılmasına yasaya uygun olarak kapatılmış olmasına rağmen, şüphelinin 29.03.2007 ve 10.04.2007 tarihlerinde DİSK Genel Başkanı olarak düzenlemiş olduğu basın açıklamalarında belirtilen konfederasyonun hazırlatmış olduğu afişlerde halkı 1 Mayıs 2007 tarihinde Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlamalarına davet ettiği ….. bu şekilde şüphelinin Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü yapmaya yasaklanmış olan Taksim Meydanında toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmaya yasaklanmış olan Taksim Meydanında toplantı gösteri yürüyüşü yapmaya çağrıda bulunarak halkı kanuna aykırı Toplantı ve Yürüyüş yapmaya özendirmek ve kışkırtmak suretiyle…”

Yukarıdaki paragrafın biz Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları için beklenir olmanın ötesinde “makul” bulunacağını tahmin etmek güç değil. Ancak, kararın devamını da beraber okuyalım:

“…Taksim Meydanında (bilinen bir şeyin ispatına gerek yoktur) savunmada da belirtildiği gibi lale bayramı, polis günü gibi etkinlikler keza çeşitli konserlerin verildiği ve bu tip etkinlere izin verildiği anlaşılmaktadır. Bu tip etkinliklere idare tarafından izin verilmesine ragmen işçilerin dayanışma günü olarak Kabul etikleri 1 Mayısı Taksim Meydanında kutlamak istediklerine dair düşünce ve ifadelerinin sınırlandırılması, demokratik toplum için zorunlu olmadığı, idarenin bu meydanda yapılacak bir işçi dayanışma gününü kutlamasına ilişkin olarak güvenliği sağlamakla yükümlü ve kudretinde olması sebebiyle….. Söz konusu meydanda yapılacak bir etkinlikte güvenliği de sağlamanın idarenin başlıca görevleri içinde olduğu…”

Açık değil mi, Taksim Meydanı’nın istenen etkinliklere açılması istenmeyenlere kapanması hukuken de mümkün değildir. Ayrıca “güvenlik” Taksim’in ifade özgürlüğüne kapatılmasının gerekçesi olamaz çünkü güvenliğin sağlanması da idarenin görevidir.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 21.09.2007 gün ve 2007/21214 Soruşturma sayılı “takipsizlik” kararının şu bölümünü de not edelim:

“… Hernekadar yukarıda açık kimlikleri yazılı şüphelilerin, kanunsuz gösteri yaptıkları ve görevliye direndikleri iddia edilmiş ise de; toplanan delilere göre yukarıda açıklandığı şekilde meydana gelen olaylar zincirinde kamu düzenini sağlamakla görevli güvenlik güçlerinin toplulukları dağıtmak ve Taksim alanine girişlerini önlemek için için kullandığı yasal güç karşısında çıkan arbedelerin şüpheliler açısından direnme anlamına gelmediği ve kullanılan güce karşı koruma refleksi olarak değerlendirilmiştir…”

Son olarak, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin DİSK-KESK v. Türkiye kararında Taksim’in emeği ile geçinen insanlar ve onların örgütleri açısından önemini tespit etmesini, özellikle de Taksim bağlamında gösteri yapma özgürlüğünün gösteri yapılacak yeri de belirleme özgürlüğünü de kapsadığını sadece hukukçuların değil hak arayan yurttaşın da bir an için akıldan çıkarmaması gerekmektedir.

Tüm Türkiye’de; ama özellikle Taksim’de ifade özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün toplu olarak kullanımının karşısına Orhan Kemal’in Murtaza’sına** rahmet okutacak (o en azından sevimlidir) şekilde dikilenlere salt meşruiyeti değil hukuku da anımsatmak görevdir.

Not 1: Yazıda sözü geçen kararlar için Av. Necdet Okcan’a teşekkür etmek isterim.

Not 2: DİSK-KESK v. Türkiye kararının ayrıntılı bir incelemesi için Av. Arzu Sun Becerik’in Anayasa Hukuku Dergisi’nin Cilt:2 Sayı:3’de yayımlanan makalesi yararlı olacaktır.

 

*Madde 34. – Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. 

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda gösterilir.

**Orhan Kemal’in kurallara sıkı sıkıya bağlı bir bekçiyi anlattığı ünlü romanının kahramanı. Bekçi Murtaza kurallara esnemeden o kadar bağlıdır ki gün gelir kızı ve oğluna karşı da kullandığında büyük bir trajediye yol açar.

 

Yorumlar

Bir Cevap Yazın