porno izle
Spor

Doksanlardan bu yana olimpiyat düzenleme sevdasındaki Türkiye’nin, bunun lafla değil hareketle olacağını fark etmesinden sonra pek fena iş çıkarmadığı söylenebilir. İstanbul 2001 Avrupa Basketbol Şampiyonası, İzmir 2005 Yaz Üniversite Oyunları, İstanbul 2005 UEFA Şampiyonlar Ligi Finali, İstanbul 2009 UEFA Kupası Finali, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası, 2005-2011 Formula 1 yarışları, Erzurum 2011 Kış Üniversite Oyunları ve Trabzon 2011 Avrupa Olimpik Sporlar Festivali, başlıca öne çıkan organizasyonlar oldu. Kiminde amatör, kiminde profesyonel/endüstriyel görünümün daha fazla yer kapladığı bu ve benzeri organizasyonlar sonrası genel kanı, Türkiye’nin büyük etkinliklere ev sahipliği yapma konusunda gelişim gösterdiği. Tenis’te dört grand slam turnuvadan sonra kadın raketlerin en prestijli buluşması sayılan WTA Şampiyonası ise zincirin şimdilik son halkası ve bu önemli turnuva iki yıl daha İstanbul’da.

Teklerde normal sezonu en yüksek puanda kapatan sekiz rakete (sırasıyla Danimarkalı Caroline Wozniacki, Rus Maria Sharapova, Çek Petra Kvitová, Belaruslu Victoria Azarenka, Çinli Li Na, Rus Vera Zvonareva, Avustralyalı Samantha Stosur ve Polonyalı Agniezska Radwanska) açık olan WTA Şampiyonası, Ataköy’deki Sinan Erdem Spor Salonu’na kurulan sert kortta oynandı. Sezon içinde çim kort grand slam’i Wimbledon’ı kazanarak ses getiren 21 yaşındaki Petra Kvitová, WTA Şampiyonası’nı ilk katılımında kazanan tarihteki ikinci raket olurken, Dünya Üç Numarası olarak başladığı turnuvayı İki Numara’da bitirmeyi de başardı. Finalin kaybedeni 22 yaşındaki Victoria Azarenka da Dört Numara’dan Üç Numara’ya çıktı. Teklerdeki 41. kez düzenlenen turnuva, çiftlerdeyse 36. defa yapıldı ve bu kategoride de finalde Çek Květa Peschke / Sloven Katarina Srebotnik ikilisini deviren ABD’liler Leizel Huber ve Lisa Raymond şampiyon oldu.Turnuva 70 bin seyirciyle son 12 yılın en yüksek sayısına ulaştı; 22 uluslararası yayıncı maçları 164 ülkeye taşıdı. Önceki ev sahibi olan Katar’ın başkenti Doha, üçüncü ve son yılında geçen sene, 19 yayıncıyla 162 ülkede takip edilmişti. Diğer yandan, Doha’daki mekan 1992’de tenis için inşa edilen Halife Kompleksi’ydi. Bu tesiste 27 kortla çevrelenen stadlı merkez kort, şu an 6911 kişi kapasiteli. Tenis Federasyonu Başkanı Ayda Uluç’un da dikkat çektiği gibi, WTA Şampiyonası türünden etkinlikleri ağırlayacak özgün bir tenis tesisine sahip olmayan İstanbul ise Sinan Erdem’in olanaklarını sonuna kadar kullandı; biletleri tüketen seyircilerin sayısı günlük ortalama 11 bin 804’tü.Şampiyona üç yıl için 42 milyon dolarlık bir bütçeyle İstanbul’a taşınırken, organizasyonun sahibi Tenis Federasyonu, 2011 bütçesini 14 milyon 840 bin TL, 2012 bütçesini ise 15 milyon 595 bin TL olarak açıkladı. Bunlara bakılırsa, gelecek iki sene de bütçenin çok büyük bir kısmı WTA Şampiyonası’na ayrılacak. Federasyon Başkan’ı Uluç 2012’de Uluslararası Federasyon’un takviminde yer alan 62 turnuva ağırlayacak olmalarının, ülkenin bu sporda katettiği mesafenin kanıtı olduğu görüşünde. Ama bırakın sporcu yetiştirme konusunu, ülkede sıradan insanın tenisi ne kadar yaşadığı, tesis bulup bulamadığı, bulduğunu kullanıp kullanamadığı ısrarla tartışılmalı. Yerel spor kültürünün gelişiminde uluslararası büyük etkinliklerin yeri yadsınamaz. Ancak bir sporsever çıkacak saha bulamadıkça, bu etkinlikler küresel endüstrinin hoşbeş mekanları olmaktan öteye gidemez. Bunlardan gelecek kazancın, kime nasıl yansıyacağına şimdilik girmeyelim. Ama ortada büyük para dönüyor.

Sporcu yoksa tesis işe yaramaz

Düzenleyeceği üç WTA Şampiyonası’nın ilkini övgülerle bitirmesiyle Türkiye’nin, sportif tesisleşmede yakaladığı ivmeyi artırması beklenmeli. Bununla birlikte tesislerin sporcu yokluğunda işe yaramayacağı bir gerçek. Çünkü sporcu yetişmesi (ya da en azından sağlıklı birey yahu!) bir tesisin asıl varoluş sebebi. Ama bizimki gibi çıkış arayan ülkeler tesisleşmeye ön şart olarak organizasyon ev sahipliğini koyuyorsa, elit sporcuların veya sadece hobi olarak sporla ilgilenen kimselerin sayısının şaşmaz bir yukarı eğri izlemesini beklemek büyük iyimserlik olur.

Sportif organizasyonların artık sportif/kültürel faaliyetlerden çok ekonomik fırsatlar olarak ele alındığını unutmamalı. Bu kâr/zarar perspektifinin oluşmasında proje ortaklarının, sponsorların da payı var kuşkusuz. Ülke çıkarları ileri sürülerek kurulan tesislerin, mütevazı bireyin çıkarını ne kadar karşıladığı sürekli sorulması gereken bir soru.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın