porno izle
FİKİR

İki yılı aşan süredir devam etmekte olan Suriye’deki iç savaşın taraflarından ABD’nin başını çektiği blok kendi iç çelişkilerine gömülmüş durumdadır. Mısır’da yaşanan darbe ve bu darbe karşısında alınan tutum bloğun içinde bulunduğu, görüş ayrılığının gün yüzüne çıkmasına neden oldu. Amerika ve Suudi Arabistan darbeyi desteklerken, Türkiye darbeye karşı çıkarak daha öncede var olan anlaşmazlıkları daha net görünür kılmıştı. Zira Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Suriye’ye  her ne pahasına olursa olsun müdahale   edilmeli görüşüne karşı İngiltere parlamentosunun savaş karşıtı tutumu, Amerika’nın temkinli yaklaşımı blok içinde ilk farklılıklardı. Devamında Mısır darbesi ve İran’da yaşanan iktidar değişikliği, Rusya’nın dünya gücü olarak pozisyon tutması, müdahale olasılığı  yerini,  diyalog  seçeneğine terk etmiş durumdadır. Ancak  değişen güç dengeleri ve realiteye karşın AKP iktidarı ve Suudi hanedanın tutumunun aynılığı, yani, eski tutumdaki ısrarları görece olarak bloğun iç ilişkilerini zaafa uğratmıştır.
       ABD önderliğindeki blok her ne kadar Suriye’deki  savaşın vekillerinden biri olarak BASS rejimini yıkmayı amaçlıyor olsa da, bütün  hedefi bununla sınırlı değildi. Körfez krizi akabinde  yaşanan Irak müdahalesi ile başlayan  ve Arap baharı diye adlandırılan süreçle devam eden değişimin, ortaya çıkardığı yeni  güç dengelerini biçimlendirmek esas amaçtı.
       Bugünden bakıldığında, Orta Doğu’yu emperyalist müdahale ile yeniden biçimlendirmek maksatlı oluşan blok, yükselişe geçen Rusya faktörünü ve İran’ın seçimlerle yaşayacağı  değişimi  ve Rojava ‘nın üçüncü ve güçlü bir seçenek olarak kendini konumlandıracağını, yeterince hesaba katmadıkları daha net görülmektedir. Bir taraftan blok bileşenlerinin tam olarak ortaklaşmayan, örtüşmeyen hedefleri diğer taraftan Rusya, İran ve Rojava faktörü şimdilik Orta Doğuyu yeniden yapılandırma hayalini bir başka bahara erteleme durumun da bırakmıştır.
     Suriye’de yaşanan iç savaşla birlikte, sosyalist sistemin çöküşünün ardından dünya gücü olmaktan uzaklaşan Rusya’nın geçen zaman içinde yeniden bir dünya gücü olarak kendini konumlandırdığı, küresel gelişmelerde kendi ağırlığını hissettireceği gerçeği ortaya çıkmıştır. Rusya’nın küresel güç olma yolunda ilerleyişi tek kutuplu dünyanın bittiğini söylemek için erken olsa da tartışılır olma trentine girdiğini söylemek mümkün olmuştur. Özelikle Orta Doğuda olası değişimler Rusya faktörü hesaba katılmadan başarı ile sonuçlanması ihtimali zayıflamış durumdadır.
    Nükleer kriz ile birlikte ambargo ve ablukaya alınan İran, yeni bir siyasal yönelim ile birlikte bölgede ki gücünü pekiştirecek  bir hatta girmiştir. Zira bu yeni durumda göreceli olarak bölgede İsrail ile birlikte etkin güç olan Türkiye’nin vaz geçilmez gibi görünen pozisyonunu sarsan yeni bir seçenek olmaya namzettir. Dolayısıyla  İran’ın bölgede güç durumda olan Hamas ve Hizbullah gibi bir çok örgüt üzerindeki ideolojik ve politik  etkisi de diğer bir avantajıdır. Bu avantaj aynı zamanda İran’ın  bölgede Türkiye’nin etki alanını sınırlayacak kapasiteye sahip olduğu manasındadır. İran’ın  güçlü devlet geleneği ve sahip olduğu zengin kaynaklar ile yeniden, bölgede etkin aktör olarak yerini almaya adaydır. Bu yeni durum Türkiye’nin Müslüman ülkelerde suni mezhepli iktidarlar tasarımını imkansız kılmasa  da zorlaştıracak niteliktedir.
   Suriye’de yaşanan iç savaşa mukabil, üçüncü bir güç olarak ortaya çıkan Rojava ile birlikte  Kürtler,  dünden daha etkin ve aktif bir bölgesel güç haline gelmiştir. Bunu ilk kavrayan Esed rejiminin, bu gerçekliği dikkate alan bir yerden geliştirdiği taktikler  ile devam ettiği savaşta, kendini daha güçlü kılmayı başarmıştır. Esed, Kürt gerçeğine yaklaşımda  geleneksel siyaseti terk ederek, Suriye masasın da ki  sandalyesini şimdilik garanti altına almıştır. Bu dolayım ile bu gün Suriye’de Esed’ı dışlayarak çözüm üretmek adeta imkansız hale gelmiştir.
 AKP iktidarının, Rojava gerçeğine karşı düşmanca tavırlar içinde olmasının yarattığı reaksiyon,  Berzani ile girdiği ilişki ile  dengelemeye çalışılıyor görüntüsü , sanıldığının aksine Kürtler için de  daha büyük  tepkileri tetiklemektedir. Zira Kürtler; bu görüntünün altındaki gerçeğin, Kürtleri bölmek  ve bu vesileyle  kendi kimlikleriyle  Suriye masasının dışına itilmesine dönük hamleler olduğunun farkındadı. Berzani’nin açmadığı Rojava kapısının  arkasına AKP iktidarının sınırlara duvar örmeyi eklemesi bir tesadüfün ötesinde, siyasi  tercihin sonucu olduğu çok sarih görülmektedir.
  AKP- Berzani ittifakının  yegane hedefi, Kürtlerin üçüncü güç olarak değil,  ÖSO çatısının altında bir alt güç olarak Suriye masasına oturmaları senaryosudur. Kaldı ki, bu senaryo, Berzani’nin etkisindeki bazı partilerin ÖSO çatısına girmesi ile realize edilmiş durumdadır. PYD’nin tek askeri güç olmasından rahatsız olan ittifakın AKP ayağı El Nusra aracılığı ile PYD’ye açıktan savaş ilan ederek saldırırken, Berzani ayağı ise Kürtleri bölerek zayıflatmaktadır.
  Suriye geleceğinin belirlenmesinde tayın edici röle sahip PYD’ye karşı bu saldırı aynı zamanda Suriye’nin geleceğine müdahale edebilme kapasitesini ele geçirme ve bu doğrultuda inisiyatif alma hamlesidir.  AKP  suni mezhepli Suriye iktidarı inşa etme arayışına, seküler ve demokratik yapıya sahip olan  PYD’i engel görmektedir. PYD’nin bu yapısının yanısıra Alevi ve Müslüman olmayan halkların varlığı ve aralarında gelişebilecek pozitif ilişki,  AKP’yi derin bir umutsuzluğa sürüklemektedir. Bu umutsuzluk hali saldırganlaşmasına temel teşkil etmektedir.
   Bir taraftan, PYD’nin Rojava’da verdiği mücadele, demokratik yönetim ve sergilediği direniş; bütün mazlumlara umut olmaya devam ediyor. Öte yandan, Türkiye’nin batısında rejimin yarattığı, geleneksel Kürt algısının değişiminde işlev gördüğünü söylemek mümkün. Kürtlerin Rojava’da ekolojist,  komünal bir yaşam inşa etme hedefli mücadeleleri, “başka bir hayat mümkün” şiarını  dünden daha yakınlaştırdığı gibi, bunun mümkün olabileceğine dair algıyı güçlendirmektedir.   Statükodan yana bütün güçlerin korktukları nokta tamda burada yatmaktadır.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın