porno izle
analiz

Soma’da yaşananları “kaza”, “ihmal”, “felaket” veya “elim bir olay” olarak tanımlamak mümkün değil. Soma’da yüzlerce işçinin ölmesi ancak “katliam”dır. Bu katliamı doğaüstü, olağandışı ve öngörülemez olarak niteleyen sözcüklerle ifade etmek, hem işçi sınıfını hem de katliamın faillerini maskelemek demektir. İktidarın her yerde ölen işçiler için hutbe okutması, sakallı, sarıklı, cübbeli kişileri Soma’ya gönderip oradaki halka yaşananların kader olduğunu, kaderden kaçılamayacağını, önemli olanın dua etmek ve Allah’a yakarmak olduğunu, asla isyan etmemeleri gerektiğini söyletmesi basit bir vicdani etkinlikten son derece ötede, iktidarın politik çıkarlarını koruyan bir ideoloji mekanizmadır.

Bu mekanizma yalnızca halkın herhangi bir isyan ya da protestoya kalkışmasına engel olmanın yanı sıra iktidar için önemli iki işlevi önümüze koyuyor: Birincisi, sorumluların kim olduğunun saklanması. Bu şekilde iktidara ve maden şirketine yönelecek tepkinin azaltılması amaçlanmaktadır. Dolayısıyla AKP katliamın sorumluluğundan kaçmaktadır.

Bu işlevlerden ikincisi ve daha örtük (ama aslında bir o kadar hepimizin farkında olmadan yeniden ürettiğimiz) olanı da işçilerin sınıfsal karakterinin göz ardı edilmesidir. Özellikle de onların işçi değil, şehit olduğunun vurgulanmasıyla. Aslında bu sınıfsal karakterin göz ardı edilmesi için çok da bir şey yapmaya gerek yok. Bugüne kadar geniş ölçüde bu karakteri kimse görmedi. Yıllardır işçi sınıfı diye bir şeyin kalmadığı, artık hizmet sektörünün yükselişe geçtiği ve “pis” sanayi işçiliğinin kalmamasıyla işçilerin çalışma ve yaşam standardının yükseldiği çokça konuşuldu ve büyük çapta kabul de gördü.

Geçen gün televizyonda sağ kurtulan Soma işçilerinin anlattıklarıyla yukarıdaki “işçi sınıfı kalmadı”cı anlayışı kefeye koyacak olsak, “işçi sınıfı kalmadı”cılık olsa olsa boş laftır. Ne dedi işçiler? “Madene girdikten sonra çıkmayalım diye kapıları kapatıyorlardı”, “Yevmiyemizden kesiyorlardı”, “Olması gerekenden fazla çalıştırıyorlardı”. İnsanlık dışı ve on dokuzuncu yüzyıldan bir kesitmiş gibi önümüzde duran bu gerçekliğe işçi sınıfı deniyor işte. Hizmet işçileri de gayri maddi bir emek sarf ederek aynı düzeyde, ama farklı bir biçimde benzer bir sömürüye maruz kalıyor. Ancak bunların maskelenmesi, sınıf kavramını ve işçi sınıfını unutmamız için yeterli oluyor.

Birkaç gündür AKP’nin protestoları ve eylemleri çok daha sert bastırmasının ve din eksenli yumuşatma çabalarının iki anlamı var. İlki işçi sınıfının ayaklanmasından gerçekten korkuyorlar. Zamanında TEKEL direnişi korkulu bir rüya olmuştu. İkincisi ise sınıfsal farklılığın ve sınıf çatışmasının tekrardan gündeme gelmesinin engellenmesi. Milli eğitim bakanı Nabi Avcı’nın “Bu konuya odaklanmayalım, normale dönelim” demesi tesadüf değildir.

İktidar(lar) işçi sınıfını unutturmaya ve göz ardı ettirmeye çalıştılar. İşçileri bir türlü hatırlayamadık. Şimdi sınıf kavramı tekrardan gündeme geldi. İşçiler ancak ölerek var olabildiler.

Sınıfı her zamankinden çok hatırlamanın zamanı geldi.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın