banner
banner
banner
porno izle
GÜNDEM

Geçenlerde bir araştırmanın sonuçları açıklandı. Bu çalışma Türkiye dahil 60 ülkede, WIN/Gallup International tarafından (BAREM Araştırmaya) yaptırılmış. Araştırmanın konusu, -mesleklere göre- “Kime güveniyoruz.”(*) Mesleklere ilişkin güven ve güvensizlik rakamları tek tek çok önemli. Fakat seçimler yaklaşırken özellikle en az güvenilen meslek grubu olan politikacılara ait sonuçları aktarmak gerekir. Politikacılara güvenmeyenlerin oranı %78 iken, güvenenlerin oranı sadece %17 çıkmış.

Politikacılara güvenin yerlerde süründüğünü gösteren sonuçlar hiç de şaşırtıcı değil. Kime sorsak politikacılara, partilere ve siyasal alana dair benzer sözler işitiriz. Günümüzde olduğu gibi, ’70’lerde, ’80’lerde ve arada geçen yıllarda vatandaş politikacılara saydırıp durdu. Bu duruma hem seçmen hem de politikacılar öyle alıştılar ki ortaya çıkan tabloyu anlatmaya pişkinlik sözü az gelir. Bunca yakınmaya rağmen seçmenin siyasal alanı değiştirmeye yönelik bir güç haline gelememesi üzerine düşünmek, hiç değilse, ‘Bu işte bir gariplik var,’ diyebilmek gerekir.

Gariplikler o kadar çok ki insan nereden başlayacağını bilemiyor. Öğretmenlere %86, sağlık çalışanlarına %81, askerlere %74, polislere %60 güvendiklerini söyleyen insanların -ilk iki meslek grubunda özel sektörde çalışanlar bulunduğunu gözardı etmeden- siyasal iktidarın kontrolünde faaliyette bulunan bu meslek mensuplarına yüksek güveni şaşırtıcıdır. Devlet kurumlarını yöneten siyasetçilerin güvenilirliği yerlerde sürünürken bu meslektekilere güvenin yukarıda olması bireysel çabalarına bağlanabilirse de bu açıklama hiç de gerçekçi görünmemektedir. O halde söz konusu çelişkinin gerekçesi ne olabilir? Bu durumu açıklarken, tutumları belirleyen tarihsel arka plana ve güncel pratiklere bakmak gerekir. Seçmenin düşünsel dünyasında devlet hâlâ dokunulmaz bir alandır. Eğitim durumlarının ve siyasetle ilgi düzeylerinin farklılığına rağmen insanlar el yordamıyla da olsa devlet ve hükümet ayrımını başarıyla yapmakta, devleti kalıcı, hükümet edenleri geçici görmektedir. Özellikle askere ve polise güven, devletin sürekliliği algısı üzerinde anlam kazanmaktadır. Eğitim-öğretim alanında çalışanlara güvende ise devlet kavrayışı kadar kültürel arka planın (okumanın pratik gerekçelerle önemsenmesi ve bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olma inancı gibi) da önemli payı bulunmaktadır.

Diğer meslek grupları için söylenilenlerin önemi tartışmasızsa da özellikle din adamlarına yönelik yargılar son derece dikkat çekicidir. Araştırmaya göre dini liderlere güvenenlerin oranı %43 iken güvenmeyenlerin oranı %51’dir. Din dışına düşme korkusuyla verilen karşılıkların oranını bilmek mümkün değilse de mevcut sonuca göre bile dini liderlere güvenmeyenlerin oranının güvenenlerden fazla çıkması çarpıcıdır. Çalışmada soruldu mu bilemiyorsak da acaba araştırmaya katılanların kafasında geleneksel din önderleri ve resmi din görevlileri nasıl konumlandırılmaktadır? Hepsi bir yana, bu verilere göre, resmi din görevlilerinin de geleneksel dini liderlerin de siyaset dilindeki propagandanın aksine halk katında itibarlarının iddia edilenden zayıf kaldığını düşünebiliriz. Herhalde bu yüzden olsa gerek, dinsel söyleme siyasette yoğun biçimde yer veren odaklar halkın zihnini fethedilecek hedef haline getirmektedirler.

Araştırmanın sonuçları üzerine edilecek laf çoksa da makale özelinde dikkat çeken veri siyasetçilere duyulan güven sorusunun karşılığıdır. Yineleyecek olursak, siyasetçilere güvenmeyenlerin oranı %78, güvenenlerin ise %17 çıkmış. Bu sonuç hiç de şaşırtıcı gelmedi değil mi? Malum, siyasetçilerin eleştirilmenin ötesinde hakarete varan ifadelerle anıldıklarına sıklıkla tanıklık edilmekte.

Öte yandan, araştırmada öğretmen, sağlık çalışanları, asker, polis için yüksek oranda ‘güveniyorum’ karşılığı alınırken, yargıçlara %49, dini liderlere %51 ‘güvenmiyorum’ sonucu çıkmaktadır. Bankacılara %62, gazetecilere %63, işadamlarına %65 gibi yüksek oranda güvensizlik belirtilmiştir. Aktarılan rakamlara göre, sistemin devlet dışı ayaklarına karşı da bir güvensizlik söz konusudur.

Sistemin asli sayılabilecek unsurlarına ve iktidar edenlere karşı yüksek güvensizlik ‘vatandaşın tutumuna ne kadar yansıyor?’ diye sorduğumuzda asıl sorun ortaya çıkıyor. Sistemin önde gelen aktörlerine ve siyasetçilere güvensizlik vatandaşın tercihlerine yansıyor diye düşünenler, peşinen söyleyeyim yanılmaktadırlar. Aksi takdirde 2015 seçiminde %83,9’luk katılım (2011’de %83,2- 2007’de %84,2 – 2002’de %79,1, 1999’da %87,1 **) oranı nasıl açıklanabilir? Dışarıdan bakan biri, ‘Sen siyasetçiye güvenmiyorsun, ama buna rağmen siyasetçinin meşruiyetini güçlendirecek oranda sandığa gidiyorsun. Bu durumda sana kim güvensin?’ diyebilir seçmene kolayca.

Konu daha çok su (laf) kaldıracağından kısaca birkaç sonuca değinerek yazıyı bitireceğim. Veriler göstermektedir ki;

-Seçmenin sınıfsal bilinci oturmamıştır. Gündelik dilde söylersek, seçmenin kafası karışıktır.

-Nüfusun büyük kesimi farklı kimlik aidiyetleri arasında sıkışmıştır. Çünkü ekonomik, kültürel geçiş süreci devam ettiğinden birbiriyle çelişen aidiyetler aynı yapıyı oluşturacak şekilde eritilerek –bireyi tanımlayacak- tek kimliğe dönüştürülememiştir.

-İnsanlar, güçlü devlete bağlılık bilinciyle tutum takındıklarından, olumsuzlukları siyaset kurumuna yıkarak moral dünyalarını yeniden üretmektedir.

-Sistemin devlet dışı ayaklarının temsilcilerine –bankacılar, işadamları, gazeteciler- dair güvensizliğe karşın sendika benzeri örgütlenmelerin güçlenememesi ve toplumsal meşruiyetlerinin zayıf kalması toplumsal bilincin niteliği hakkında yeterince ipucu vermektedir.

-Seçmenlerin seçime yüksek katılımı, vatandaşın seçimi devletle ilişkilendiren bir bilince sahip olmasından kaynaklandığı düşünülebilir.

-Seçmenin söylemi ile tutumu arasındaki açının büyüklüğü, siyasal sistemin olumsuz karakterini güçlendirmektedir. Yani, çürüyen siyasal mekanizma ve siyasetçiler, kendilerine yönelik olumsuz görüş beyan eden vatandaşın eliyle varlıklarını sürdürebilmektedir.

-Vatandaşın bilinci ile tutumu arasındaki açı öyle büyük ki yakın zamanda aşağıdan yukarı siyasal alanın dönüştürülmesi neredeyse olanaksızdır. (Buradan hareketle darbe türü yukarıdan çözümlerin önerildiği düşünülemez.) Görünen, popülist söylemli partiler-siyasetçiler her şeye rağmen önümüzdeki dönemde de seçmeni yönlendirmeye devam edecektir.

Sonuçları uzatmak mümkünse de noktayı koymak gerekiyor. Fakat son olarak kafamı kurcalayan iki noktadaki kuşkumu dillendiremeden edemeyeceğim: Ya vatandaşın sözü ile özü bir değilse. Araştırmaya katılanlar sorulara samimiyetle karşılık vermedilerse. Ya da, vatandaşların tercihlerini ortaya koymaya çalışanlar yanlış ölçüm metotları kullanmaktaysa ve bu yanlışlık, düşünsel dünyalarını teslim alan öznellikten kaynaklanmaktaysa…

http://www.milliyet.com.tr/ogretmene-guven-tam-yargica-ise-az–gundem-2122322/

** YSK verilerini aktaran www.tuik.gov.tr

Yorumlar

Video Porno Incesti