porno izle
analiz

Gazeteport sitesinden Kutlu Esendemir, Sosyal Haklar Derneği Genel Başkanı seçilen CHP eski Mileltvekili Melda Onur ile sosyal haklar mücadelesine dair bir söyleşi gerçekleştirdi. Biz de toplumsol olarak bu söyleşinin tamamını sizinle paylaşıyoruz:

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın komutasındaki AKP iktidarı dönemindeki insan hakları ihlalleri, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yürürlüğe konan olağanüstü hal uygulamalarıyla zirveye ulaştı. İşkence, kötü davranış ve bunun yanında hukukun ayaklar altına alınışı günlük rutinimiz oldu. Çiğnenen insan haklarının yanında bir de sosyal haklarımız var ki o da AKP döneminde yerle yeksan oldu. Sosyal Haklar Derneği (SHD), Soma’daki maden faciası sonrası, yaşamını yitiren işçilerin hukuki ve sosyal mücadelesine verdiği müthiş destekle dikkat çeken asil bir sivil toplum kuruluşu. Geçen hafta toplanan SHD Genel Kurulu’nda, Gezi Direnişi’nin büyük emektarlarından Avukat Can Atalay, Genel Başkanlık görevini 24. Dönem CHP Milletvekili Melda Onur’a devretti. SHD Genel Başkanı Onur’la sosyal haklar ve bugünleri konuştuk.

melda_shd

SHD, hangi ihtiyaca karşılık olarak doğdu?

Geleneksel anlayışta bazı hakların öncelenip diğerlerinin, “Sırasını beklemeye” bırakılmasıyla doğan hak gasplarıyla mücadele etmek üzere doğdu diyebiliriz. Derneğimiz, belki son dönemde Soma emekçilerine verdiği destekle tüm ülke tarafından daha tanınır bilinir oldu ama aslında 10 yıllık bir dernek. 2006’da kuruldu.

SHD’yle nasıl tanıştınız?

SHD üyeleriyle milletvekilliğim dönemimde sokaklarda hak mücadelesi verirken tanıştım. Önce Emek Sineması önünde, daha sonra da özellikle Gezi Direnişi sırasında hep beraberdik. Ve tabii onu takiben Validebağ Direnişi’nde… Daha sonraki süreçte okullarının imam hatiplere dönüştürülmesine karşı kampanyada çalıştık. Hatta Kadıköy’ün en eski okullarından birini, Yeşilbahar Ortaokulu’nun İmam Hatip Lisesi’ne dönüştürülmesi ihtirası karşısında okul aile birliği ve velilerin katkısıyla, ilçe milli eğitim müdürünü de neredeyse markaja alarak bir başarı elde etmiştik. Ama bu tür çabalar yalnız ve takipsiz kalınca bir süre sonra kaybediliyor.

Yeşilbahar Ortaokulu’nun akibeti ne oldu?

Yeşilbahar’ı imam hatipe dönüştüremeyen İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü,  kayıt almayı durdurarak okulu yok etti.

Soma’daki faaliyetlerinize dönersek.

Facianın ardından Soma’ya sahip çıkan ve bu sorumluluğu hala devam ettiren yine SHD oldu. Soma’da temsilcilik açan derneğimiz hem dava süreçlerini izliyor, hem de yaz okulu gibi, bazı kadınlara dönük projeler gibi sosyal destekler veriyor.

Ne anlamalıyız sosyal haklardan?

Sosyal haklar, kişinin insanca yaşayabilmesi için ihtiyaç duyduğu temel hizmetlere ya da ürünlere erişebilmesini güvence altına alan haklar. Örneğin her düzeyde parasız eğitim, ücretsiz ve sağlıklı konutlarda barınma, ücretsiz toplu ulaşım, güvenceli çalışma, temiz, sağlıklı bir çevrede yaşama, temiz ve içilebilir ücretsiz su, sağlıklı GDO’suz gıdaya ulaşma, çocuk işçi çalıştırılmaması gibi ilk anda temel haklar deyince belki akla gelmeyen haklar. Ancak en az yaşama hakkı kadar öneme sahipler. Kentin ve kırsalın özelliklerinden kaynaklanan yaşam haklarını da buna katabiliriz. Bugün mağduriyet yaratan pek çok konu sosyal haklar kapsamına giriyor.

Peki bu hak nasıl gasp ediliyor Türkiye’de?

Örneğin emek taşeronlaştırılarak sömürü, güvencesizlik, sağlıksız iş koşulları, sendikasızlaşma gibi hak gaspları oluşuyor. Yine altyapı yatırımıymış gibi görünen ancak pahalı paralı mecburi yolların, köprülerin yarattığı gelir kaybı; belli bir tüketime kadar ücretsiz olması gerekirken su, elektrik, ısınma gibi temel tüketim malzemelerine ödenen fahiş fiyatlar… Bu alanda vatandaşı değil, kapitalizmi kollayan ekonomi politikalarının her biri birer sosyal hak gaspı. Sözde, “Enerji yatırımı” diye topluma yutturulmaya çalışılan termik santral, HES gibi çoğu yalnızca inşaat amaçlı faaliyetlerin yarattığı sağlıksız çevre, suyun ve toprağın geri dönülmeyecek şekilde tahribatı da suyla ve toprakla bütünleşmiş yaşayan halklar için birer sosyal hak gaspı.

Anayasal güvencemiz yok mu? Gerçi iktidar erki Anayasa’yı da umursamıyor.

Anayasal güvencemiz normal bir hukuk devletinde yaşasak aslında var. Ama Anayasa’ya uymama, anayasasızlaştırma normal hale getirilmeye çalışılıyor. Bugün darbe anayasası dediğimiz, -Kaldı ki üzerinde yapılan onlarca değişiklikle çok farklılaştı ama- 12 Eylül Anayasası’nda, örneğin bir 56 madde, “Herkes sağlıklı bir çevrede yaşama hakkına sahiptir” cümlesi bir çok hak gaspında bizleri, vatandaşları korudu. Ama artık bu son dönemde verilen güdümlü bilirkişi raporlarıyla, “ÇED gerekmez” kararlarıyla baypas ediliyor. Ve hatta son olarak TBMM’den geçen kanunun 80.maddesiyle neredeyse başvuracağınız tek bir iç hukuk yolu kalmıyor. Bu her alanda böyle. İktidar, anayasal denetimden o kadar muzdarip ki, OHAL ve KHK’larla hukuk süreçlerini tamamen rafa kaldırdı.

Nedir bu 80. madde?

Tam adı şu: “6745 Sayılı Türkiye Varlık Fonu Kurulması ile Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun. Kanun’un 80. Maddesi hukuku devre dışı bırakıp, yaşam alanlarımıza yapılacak bir darbe. Avukat Yakup Okumuşoğlu’nun ifadesiyle, “Yaşam alanlarımıza OHAL getiren madde, doğa koruma hukukunu taş devrine döndürecek.” Bu madde ile olağan hukuki yollara kapatılıyor. Yargı devreden çıkıyor. Bakanlar Kurulu kararına bırakılıyor. Toprakların yağmalanması ve yıkımı meşrulaşıyor. Bu talanın sermaye kısmını oluşturan Türkiye Varlık Fonu ise, şirketler bu talanı yapabilsin diye üste ödenecek paradır.

Türkiye, OHAL’in en sert uygulamalarına tanıklık ederken, bu süreçte kaybettiğimiz sosyal haklar ne olabilir?

İlk başka eğitim bence… Okulların öğretmenlerinin yerlerinin değiştirilmesi, “Din eğitimi”nin giderek, “Eğitimin dini” haline gelmesi, okulların imam hatipleştirilmesi, seçmeli ders aldatmacasıyla dayatılan dersler. Bu arada devlet okullarından alınan yasadışı fahiş ücretler. Ve hatta son olarak Üsküdar’da rastladığımız paralı pilot sınıflar. Özetle, milli eğitim pilot olmuş uçuyor… Okul içine resmen paralı dersane açmış. Ve tabii OHAL ortamında, iktidar tarafından yaşatılan bütün mağduriyetlerden doğan direnme hakkı da gasp ediliyor.

“Sosyal hak” derken ülkedeki savaş gerçeğini de unutmamak gerek. Sur’un yıkımı, Cizre’de vahşet bodrumunda öldürülenler sosyal hak gaspının neresinde?

Öncelikle ölümler, cinayetler ve savaş en büyük yaşam hakkı gaspı. Tabii ki bunu sosyal hukukla açıklamak yetersiz kalır. Ama savaşın yarattığı travma ya da küçük bir mahallede, “Hendek kapatıyoruz” diye bir kültürel mirasın, onun belki de yüzyıllardır içinde yaşayan sakinlerinin başına yıkılması, plansız ve dini ajitasyonlu kötü yapılmış animasyon filmlerle adeta 5. sınıf müteahhit şirketin pazarlama alanı haline dönüştürülmesi tam bir kentsel hak gaspı. TMMOB’un gözlemiyle, insanlara yıkılan evlerinin enkazından eşyalarını alma izni dahi verilmemiş. Sur’da hafriyatla birlikte insanların tapuları, hatıraları, resimleri, bebeklerinin hatıra patikleri yok olup gitmiş.

Yoğun insan hakları ihlallerinin yaşandığı şu günlerde, sosyal haklardan söz etmek biraz ütopik değil mi?

Değil… Çünkü her bir sosyal hak ihlali, aynı zamanda birer insan hakkı ihlali. Tabii ki öncelikli olarak yaşam hakkı gelir akla ama bu haklar bir bütün ve bir diğerini bekleyemez. Hepsinin birlikte düzeltilmesi, iyileştirilmesi ve gasp edildiği insanlara iade edilmesi gerekir.

Ütopyadan söz etmişken, SHD Gezi Direnişi’nde de kendisini gösteren bir dernek. Gezi, SHD’nin neresinde?

Gezi SHD’nin tam da savunduğu kent hakkının savunulmasında duruyor. Kent yaşamının, kentli olmanın bize sağladığı bazı haklar var. Bu da yine sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı.

Nedir?

Yürüyebileceğimiz, oksijen soluyabileceğimiz parklar. Kadın, yaşlı, çocuk, engellilerin rahat kullanabileceği şehirler. Bugün otomobiller park etmesin diye yükseltilen kaldırımlara insanlar takılıp düşüyor. Öte yandan insanlar yıllardır yaşadıkları mahallelerden, “Kentsel dönüşüm” adı altındaki rantsal uygulamalarla sürülüyor, kentin çeperlerine itiliyor. Mahalle komşuluğu, üst üste dizilmiş fabrikasyon konutlara ne yazık ki taşınamıyor. İnsanın doğup büyüdüğü, top oynayıp ip atladığı sokaklar, yürüyerek gittiği okulu, ilk aşık olduğu ağacın altını, ilk maaşıyla evine yiyecek götürdüğü fırıncıyı, manavı, çiçekçiyi bir kalemde kaybetmenin sosyal travmasını kimse hesaplamıyor.

Nasıl bir örgütlenme anlayışınız var?

Derneğe sosyal hak mücadelesinde aktif rol almak isteyen herkes müracaat edip üye olabilir. Şimdiki üyelerimiz ağırlıklı olarak beyaz yakalı ve mavi yakalı emekçiler, kadınlar, gençler. Her meslekten, her sektörden üyemiz var. İstanbul’da merkez, Ümraniye, İskenderun ve Soma’da temsilcilikleri, Adana başta olmak üzere bası diğer illerde temsilcilik girişimleri bulunuyor. İskenderun’da sahilin imara açılması konusunda mücadele veriliyor. Ayrıca çalışma gruplarımız var. Eğitim, hukuk, sosyal politika, emek, işçi çalışmaları var dernekte. Bunları artırmayı hedefliyoruz.

Nasıl bir mücadele yönteminiz olacak?

Şöyle sıralayabiliriz: Sosyal hakları tehdit eden yasal düzenlemelere karşı alternatif üretmek ve kamuoyu oluşturacağız. Sosyal hak ihlallerinin bulunduğu alanlarda mümkün olduğunca dava sürecine dahil olacak, hukuksal destek verecek ve bilgilendirme çalışmaları yapacağız. Bu alanda 3’er aylık periyodlarda, Geziye kadar olan dönemde düzenli olarak “Sosyal hak ihlalleri raporu” çıkıyordu. Bu raporlara devam edeceğiz. Geçtiğimiz yıl aylık eğitim hakkı ihlalleri raporları çıkardık aylık, buna da devam edeceğiz. Farklı konularda da yeni raporlarımız olacak. Ayrıca hala çıkan bir Sosyal Hukuk dergimiz var. Diğer demokratik kitle örgütleri ile ve sosyal mücadele yürüten yapılarla dayanışarak ulusal bölgesel ve küresel düzeyde bir sosyal haklar hareketini örgütlemek bir başka mücadele yöntemimiz. Bizlerle birlikte gönüllü çalışacak, “Sosyal hak gözlemcileri” arıyoruz. Bir de acil önlem ve müdahale ekibimiz var çok hızlı hareket edebilen.

Gözlemci olmak isteyenler size nasıl ulaşabilirler?

“sosyalhaklar@yahoo.com” adresine mail atsınlar, kendilerini tanıtıp iletişim bilgilerini eklesinler, biz kendileriyle iletişim kurarız. Ayrıca facebook ve twitter adresimizden de bize ulaşabilirler.

SHD, Soma’daki maden faciasının ardından, başından sonuna dek hukuki mücadele verdi ve işçi ailelerinin yanındaydı. Soma’ya baktığınızda görünen fotoğraf nedir?

Soma’nın üzerinde yas örtüsü hala duruyor. Ne yazık ki kolay kolay geçebilecek bir şey değil. Ama ailelerle dayanışmak, özellikle de yazın gerçekleştirilen yaz okulları çocukları topluma güvenini yeniden kazanmak, ailelere bir soluk aldırmak için çok başlarılı. SHD, Soma’da dernek olmanın ötesinde. Hatta ailesiyle arası açılan biri bavulunu alıp derneğe gelmiş geçenlerde. O kadar büyük güvene sahip. Bunu korumak en önemli hassasiyetimiz ancak bu tür bir güveni ve desteği ülkenin diğer mağduriyet bölgelerine de geliştirmemiz gerekiyor.

SHD’yi bundan sonra hayatın hangi alanlarında göreceğiz?

Kentsel yağma ve doğa talanına karşı yaşam haklarının gasp edildiği ortamlarda, enerji ve inşaat faaliyetlerinin, taş ocaklarının topraksız, susuz, köysüz evsiz bıraktığı insanların hak arayışları; eğitim hakkı ellerinden alınan, alınmaya çalışılan çocukların ve gençlerin hak arayışları ve tabii emek mücadelesi alanları temel faaliyetler. Ancak kadın, engelli, LGBTİ bireylerin sosyal haklarıyla ilgili konularda diğer uzman kişi ve kuruluşlarla ortaklaşarak ve onlara destek olarak, bir dayanışma ağı kurarak faaliyet göstereceğiz. Ve tabii dünyayı birlikte paylaştığımız tüm canlıların hakları da bizim davamız. Zira sokak ve yaban hayvanları kensel ve kırsal yaşam hakkının birer parçası ve onların haklarını uzman kişi ve kurumlarla dayanışarak savunacağız.

Vekilliğiniz döneminde, pek çok hak ihlalinde sizi görüyorduk. Derneğinizin mücadele alanı, sizin tüm yelpazenizi karşılıyor mu? Bu kez dokunulmazlığınız da yok.

Son olarak dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla zaten olmayacaktı. Zira şu an Torunlar İnşaat’ta işçilerin bir asansör temelinde ölüme bırakılmasına tepki olarak yapılan basın açıklamasına katılmaktan-ki meşru ve anayasal bir haktır- hakkımda açılmış dava var. İşte tam da budur sosyal hak: İş güvencesiz, bir müteahhit, bir taşeron ve TOKİ işbirliğinde yok edilmek. Faili bile bulunamamak. “Bu cinayetin sorumlusu kim?” Sorunuza herkesin birini işaret etmesi. SHD, bir aksilik olmazsa önümüzde 2 yıl boyunca faaliyetlerimi yoğunlaştıracağım 2 alandan biri olacak. Diğeri ise CHP içerisinde bir çok konuda ortaklaştığımız bir grup eski, yeni milletvekili, parti meclisi üyesi, il-ilçe yöneticisi olmuş arkadaşımızla yaptığımız fikri faaliyetler olacak.

Peki ne olacak bu CHP’nin hali?

CHP’nin halinden çok ülkenin hali ne olacak diye düşünür haldeyiz. CHP’nin yönetimsel, örgütsel, yapısal, içeriksel alanda eksiklikleri, yanlışları ve yetersizlikleri olduğu muhakkak ama CHP’yi bir kenara koyduğunuzda geriye kalan toplumsal muhalefetin de halini hatrını bir sormak gerek. Neden asgari müştereklerde birleşilemiyor, neden, “Birleşelim” dendiğinde geçmişin yükleri, ideolojik kırılımlar, “O gelsin o gelmesin, bunu isteriz, bunu istemeyiz” ayrımları çıkıyor; buna bakmak gerek. Bu bölünmüşlük yüzünden karşı taraf, “Milli irade benim” diyor. Oysa bugün muhalefetin, söz edilen milli iradeden çok daha kalabalık. 

Yorumlar