porno izle
GÜNDEM

Farkında mısınız, ülkenin yeni bir seçim sürecine girmeye başladığı bugünlerde Fırat’ın doğusu ile yatıp kalkıyoruz. Zamanında IŞİD’in kuşatıp alamadığı Kobanê’ye Türkiye’den topçu atışları yapıldığı haberleri gelmeye başladı.

Gazetelere, haber sitelerine bakın hiçbir yerde buralardan Türkiye’ye yönelik bir saldırı yapıldığı haberlerini göremezsiniz. Ama iktidar ve destekçilerinin temel savı, Fırat’ın doğusunun Türkiye için büyük bir tehdit olduğu.

 

Daha önce de söyledik, eğer gerçekten sorunun kaynağı aranacaksa bu kaynak Fırat’ın doğusunda değil; ülke içinde, iktidarın Kürt sorununda uyguladığı politikadadır. Türkiye’deki iktidarın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile yakın ticari ve siyasi ilişkiler geliştirdiği halde buradaki bağımsızlık referandumuna karşı İran’la işbirliği yapmasının da, Suriye’de Kürtlerin herhangi bir kazanımını kendisi için tehdit görmesinin de kaynağı buradadır. Çünkü iktidar, Kürtlerin sınırların ötesindeki kazanımlarının ülke içinde uyguladığı politikayı sürdürülemez hale getireceği kaygısını yaşıyor. Dolayısıyla eğer bir tehditten söz edilecekse, bu tehdit Türkiye için değil, iktidarın Kürt sorununda uyguladığı baskı ve müdahaleye dayalı politika için bir tehdittir.

Bu politikanın bir diğer açmazı da Türkiye’deki iktidarın Kürt sorunundaki hassasiyetlerinin emperyalistler tarafından kullanılmasına fırsat yaratmasıdır. Dün Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) Suriye’nin milli gücü olduğunu söyleyen Rusya ve İran, son günlerde her söze “Suriye’de asıl tehdit Fırat’ın doğusunda” diyerek başlıyorlar. Çünkü Türkiye’yi Kürtlerin denetimindeki topraklarda bulunan ABD güçleri ile karşı karşıya getirmek istiyorlar.

 

Burada sorulması gereken soru şu: Türkiye’ye bir şey kazandırmayacağı ortada olduğu halde iktidar neden bu gerilim ve müdahale politikasında ısrar ediyor?

Cevabını da söyleyelim: Çünkü bu iktidar 7 Haziran 2015 seçimleri sürecinden bugüne barış ve müzakere sürecinin kendine yaramadığını açıkça itiraf etmiş ve gerilim politikasına sarılmıştır.

Bu sürecin belli başlı dönemeçlerini birlikte hatırlayalım.

AKP’nin 7 Haziran 2015’te tek başına iktidar olma çoğunluğunu kaybetmesi sonrasında gidilen 1 Kasım seçimleri sürecinde IŞİD’in yaptığı bombalı saldırılar sonrasında ne demişti dönemin Başbakanı Davutoğlu? “Ankara’daki terör saldırısı sonrasında anket yaptık ve kamuoyunun nabzını tutuyoruz oylarımızda bir yükseliş trendi var.”

 

Sonra 15 Temmuz darbe girişimi geldi. Cumhurbaşkanı “Allahın bir lütfu” dedi, ülke OHAL ile yönetilmeye ve FETÖ ile mücadele adına iktidar karşıtı bütün güçler baskı altına alınmaya başlandı.

Darbe girişiminden bir ay sonra Ağustos’ta görünüşte IŞİD’e karşı ama gerçekte Kürt kantonlarının birleştirilmesinin önüne geçilmesi için ‘Fırat Kalkanı’ operasyonu başladı. MHP, önce operasyona ve sonra da başkanlık referandumu için AKP-Erdoğan’a desteğini ilan etti. Bu koşullarda 2017 Nisan’ında yapılan referandumda zaten fiili olarak sürdürülen başkanlık sistemi oldukça şaibeli bir biçimde resmileştirildi.

Ardından bugün tıpkı Fırat’ın doğusuna yapıldığı gibi Afrin’in Türkiye için ne kadar büyük bir tehdit olduğu ile yatıp kalktık. Derken Rusya’nın ‘olur’u ile Afrin operasyonu başladı-ki, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı İlnur Çevik,”Rusya izin vermese İHA bile kaldıramazdık” demişti. Operasyon sürecinde ülkede bir seferberlik havası yaratılmışken 24 Haziran baskın seçimleri geldi.

İşte bugünlerde de ülkedeki yeni rejim için bir referandum özelliği taşıyan yerel seçim sürecine girmişken Fırat’ın doğusu baş gündemimiz haline geldi/getirildi.

Çünkü ülkedeki iktidar barışın, demokrasinin, huzurun değil; baskı, gerilim ve müdahale politikasının kendisini güçlendirdiğini görüyor. Bu gerilim politikasından besleniyor. Dolayısıyla bu politika ülkeye, halklarımıza çok şey kaybettirse de iktidara kazandırıyor. O yüzden iktidar temsilcilerinin ağzından savaş sözcüğü düşmüyor: “Terörle savaş”, “dış güçlerle savaş”, “ekonomik savaş”…Hep savaş!

Ama onlar savaş dedikçe artık demokrasi, barış ve insanca yaşayacakları bir düzen isteyen bu ülkenin işçi-emekçileri, halkları kaybediyor.

 

Bir daha kaybetmemek için yerel seçimler öncesinde yeniden sahneye konulmak istenen bu savaş filmine seyirci kalmamak gerekiyor.

Yorumlar