porno izle
GÜNDEM

IŞİD mahreçli katliamlar dizisinin Paris’te zirve yapmasıyla emperyalist projelerin gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan sürekli terör politikası istikrar kazandı. Bu saldırının etki düzeyi ve artçı sarsıntıları itibariyle değerlendirilmesi gereken bir çok farklı noktası bulunmaktadır.

Avrupa’da ve dünyada gene anlamda “güvenlikçi” adımların atılması, egemen sınıfların kendi halklarını neo-liberal politikalara ikna etmeleri anlamında “terörle mücadele” gerekçeleri, Avrupa’da yoğunlaşan mülteci krizi ve son dönemde güçlendirilen ırkçı politikalar ve hareketler, Avrupalı emekçilerin eğilim ve tepkileri bunların tümü ayrı ayrı değerlendirilmeye ve açıklanmaya muhtaç konular.

Ayrıca NATO’nun salt “Kuzey Atlantik İttifakı” olmanın ötesine geçmesi, tek tek ülkelerle yürütülen ilişkiler, ve sivil-asker ilişkilerinin yönetsel erk olunması bakımından küresel düzeyde yeniden tanımlanması ve ele alınması, kısacası NATO politikalarını “sivilize” edilmesi alanında yaşanan gelişmeler sayılmalıdır.

Güvenlikçi olarak nitelendirilebilecek politikalar ara ara gerçekleştirilen katliamların gölgesinde daha aktüel duruma gelmektedirler. Uzunca bir süre devam ettirilen “Rus Tehdidi” propagandalarının çok fazla ön açıcı olmaması, “terörle mücadele” gerekçesini daha fazla öne çıkardı. Gerçi bunun Rusya politikasındaki gelişmelerle ilgili boyutu bulunmaktadır ancak burda değinerek geçmiş olayım.

Keza hegemonya mücadelesinin vardığı boyut, güçler arası değişimler, tek tek ülkelerin pozisyon ve tutumları, ileriye dönük politik stratejilerinin sayılması gerekmektedir.

Burada kısaca Ortadoğu özgülünde yarattığı etkiye kısaca değineceğim.

Kısa bir zaman dilimi içerisinde Ankara-Beyrut ve Paris şeklinde gelişim çizgisi izleyen terörist saldırılar emperyalist bölüşüm politikalarının onaylatılmasında ikna unsuru olarak bir hayli iş gördü.

Bu tür durumlarda emperyalist karar merkezleri ve taşeron örgütler arasında mekanik bir tarzda birebir emir-komuta zinciri aramak haliyle mantıksız olur.

Ancak olayların başlangıç noktası olarak bölgedeki emperyalist tahakküm politikalarını göstermek yeterlidir. Emperyalist müdahaleler en somut olarak çözümsüz Filistin problemi başta olmak üzere bir dizi neden dahil olmak üzere Ortadoğu’da her bireyin bilinç altına işlemiştir.

Irak ve son olarak Suriye bardağın taştığı coğrafyalar oldular. Son olarak Rusya’nın aktif askeri müdahalesi sonrasında Suriye’de deyim yerindeyse adım atacak yer kalmadı. Bu hem en son Viyana’daki müzakere masası ve hemde sahada açık/örtülü çatışan güçler açısından böyledir.

İran’la yapılan anlaşma sonrasında dengeler hızla değişti. Rusya’nın müdahalesi bu süreci hızlandırdı. Her iki ülkede oluşan ve stratejik özelliklere haiz politik askeri vacuum hızla dolduruldu. Bu durum her iki ülkedeki gelişmelerin bir dizi başka faktörü tetiklemesi ve oluşan sarsıntının küresel düzlemdeki yansımalarıyla anlaşılmaktadır.

Ancak son Paris katliamı emperyalistler arası ilişkilerde safların netleşmesi ve bu değişimin gözle görülmesi anlamında tayin edici önemde oldu.

İlk olarak ABD İran ve Rusya ile defacto işbirliği yapmak zorunda kaldı. Daha doğrusu ABD buna metazori katlanmak durumunda kaldı. ABD’nin Türkiye’den İncirlik üssünün kullanımını devralmasının ardından Rusya Suriye’de yaptığı hamle ile durumu dengelemenin ötesine geçti. ABD ve NATO’nun Ortadoğu ve Akdeniz bölgesinde Rusya’yı hesaplamalara dahil etmeksizin attığı attığı/atacağı adımlara set çekti. Ortadoğu’da bir an önce elini  rahatlatıp Güney Asya bölgesine yönelmek isteyen ABD bu durumda patinaj yapmaya başladı ve istemeden de olsa Rusya ile doğrudan çözüm noktasında buluştu.

Almanya farklı bir telden çalarken, hemen burnunun dibindeki Fransa muhatap olduğu ağır saldırılar sonrasında birbirlerine boyun eğdirmeye azmetmiş iki büyük güç, ABD ve Rusya ile enterkonnekte bir ilişki ağında Suriye özgülünde işbirliği ve ittifaka sürüklenmiştir.

Almanya’nın bu gelişmeler karşısında temkinli ve sessizlikle geçiştirme tutumu oldukça dikkat çekicidir. Fransa’nın tarihsel partneri Almanya bu gelişmeler karşısında olayların ve saflaşmaların seyrine kapılmaktan uzak bağımsız bir pozisyon sergilemeye özen gösterdi. Son dönemlerin can alıcı sorunu olan mülteci akını karşısında paramparça olan AB bu son Paris katliamıyla birlikte çok daha kırılgan bir hale geldi.

Hollande’nin AB’yi göreve çağıran açıklamaları karşısında Almanya’nın salt Fransız halkıyla dayanışma içerisinde olduklarına dair açıklaması Rusya ve ABD’nin içerisinde olduğu bir sürecin taraflarından biri haline gelmek istemedikleri ve özellikle Ortadoğu’da şu an için “ön cephede” (ABD gibi) yer almayı düşünmediklerini ortaya koydu.

Gerçi Fransa sömürgeciliği hiç bir zaman Orta Doğu ve Uzak Asya ülkelerindeki nüfuz mücadelelerinin dışında kalmamıştı. Afganistan işgalinden başlayarak şu son günlerde bir  kez daha bölgeye gönderileceği açıklanan Charles de Gaulle uçak gemisi bölgeden çok kısa zaman dilimleri dışında hemen hiç hiç ayrılmadı.

Dolayısıyla önce ABD’nin IŞİD tehdidi, en son Rusya’nın yine çözülemeyen IŞİD meselesi ve stratejik partneri Suriye yönetimini desteklemek ve kördüğümü çözmek üzere Orta Doğu’ya giriş yapmasının ardından Fransa bir kez daha tazelenen imajıyla yeni bir emperyalist ittifakın aktif bileşenlerinden biri olarak ABD ve Rusya gibi iki güçlü koltuk değneğiyle bir kez daha IŞİD’ı yok etmek üzere bölgeye yöneldi.

Suriye meselesinin kalıcı anlamda bir çözüme kavuşturulmasını beklemek aşırı hayalcilik olacaktır. Çünkü BOP’la birlikte yaratılan yıkım süreci kısa bir zaman diliminde kurma sürecine evrilme potansiyeline sahip değildir. Ancak kısa süreli geçici çözümlerden söz etmek olasıdır. Bunun dışında Irak’la başlayıp Suriye ile devam eden gelişmeler, bir köşede unutulmuş Yemen savaşının yakıcılığında, yeni çatışma dinamikleri ve iç savaşlar çıkacağının/çıkarılacağının bir garantisi olarak görülmelidir.

Daha açıkçası bir ülkede yıkım süreci tamamlandıktan sonra bir başka ülkenin aynı yıkıma uğratılması, işgal ve iç savaşların tetiklenmesi BOP politikasının özüdür.

Son olarak kısaca Türkiye’den söz etmek gerekiyor. Gelişmelerin kıyısında köşesinde kalan Türkiye uzun süre boyunca aktif “oyun kurucu” teranelerinin ardından “oyun bozucu” olarak izolasyonla cezalandırıldıktan sonra verdiği tavizlerle gerçek oyun kurucuların işaret ettiği noktada kendine verilen görevleri yerine getirmeye amade, aradaki uyumsuzlukları aşma doğrultusunda bir pozisyona sürüklendi.

Yorumlar

Yazan
Ahmet Akif Mücek
1960 Elazığ doğumlu, 1978 yılı İstanbul Yüksek Teknik Öğretmen Okulu'na kayıt yaptırdı. Dev-Genç'te başlayan ve Devrimci Yol çizgisinde sürdürdüğü siyasi mücadele 12 Eylül hapishanelerinden başlayıp F tipi hapishaneler dahil olmak üzere yargılamalar, firar, sürgün yılları olarak devam etti. Yayın çalışmaları kapsamında Almanca’dan yaptığı çevirilerin yanı sıra Türkiye’nin politik-ekonomik siyasi yapısına dair üç kitabı Gökkuşağı Yayınları tarafından yayınlandı. Türkiye’de Askeri Darbeler (2009) 12 Eylül Askeri Darbesinin Ekonomi Politiği (2009) Asimetrik Savaş ve Provokasyon Süreci (2010) Son kitanı Ortadoğu'nun Globalleşmesi, Eylül 2014'te Belge Yayınları'ndan yayınlandı.
Video Porno Incesti