porno izle
analiz

İki aylık “baskın seçim” maratonunun bugün son günü.

Yarın sandık başında olacağız.

Partiler ve cumhurbaşkanı adayları söyleyeceklerini bitirseler de son gösterilerini yapıyorlar. Bu akşam saat 17.00’den sonra seçim çalışması yapmak yasaklanıyor.AKP-MHP ittifakı ve onların büyük kozu Erdoğan, eskisi kadar prim yapmayan Kandil ve Menbic operasyonlarından medet ummaya devam ederken, bitmemiş üçüncü hava limanına uçakla inerek, elinde ne varsa seçimde oya çevirmekte hiçbir sınır tanımadığını göstermiş oldu.

CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı İnce ise, İzmir’deki görkemli mitingden sonra Ankara ve İstanbul’da büyük katılımlı mitinglerle final yapacak görünüyor.

Erdoğan ve AKP’sinde Büyük Performans Kaybı 

24 Haziran seçimi kuşkusuz Türkiye’nin çok partili düzene geçmesinden sonraki en önemli seçimdir.

Çünkü bu seçimde Türkiye’nin halkları; sadece rutin bir iktidar değişikliği için değil, Türkiye’nin yakın tarihindeki en gerici ittifak olan AKP-MHP ittifakının “tek parti tek adam rejimini”, faşist bir diktatörlük inşa planını bozma fırsatını yakalamışlardır.

Son iki aylık seçim kampanyası da göstermiştir ki; AKP-MHP ittifakının ve onun Cumhurbaşkanı Adayı Erdoğan’ın ülkeye vereceği olumlu bir şey kalmamıştır. Tersine onlar, milliyetçiliği azdırarak, din-mezhep istismarcılığında sınır tanımayarak; “beka”, “yerli ve millilik” gibi her yana çekilebilecek kavramlarla kitlelerin  kafasını karıştırarak; iş, aş, eğitim, güvenli gelecek isteyen gençliğe “cihat” ve bu yolda “şehitlik”, “gazilik” önererek; aslında memlekete bir gelecek sunamayacaklarını göstermişlerdir. Bu yüzden de “Cumhur İttifakı” partileri ve onların adayları Erdoğan, seçim kampanyası boyunca, eski seçimlerde gösterdikleri performansın çok gerisine düşmüşlerdir. Hatta denebilir ki, bu kampanya sırasında “Cumhur İttifakı”nın tek çabası İnce ve muhalefet partilerinin iddialarına yanıt yetiştirmek (Yetiştirememek demek daha doğru herhalde) olmuştur.

Erdoğan ve partisinin (ittifaklarının da) performans düşüklüğü, pratikte miting meydanlarının doldurulmaması, daha çok milliyetçilik ve din istismarcılığı, heyecansızlık, Erdoğan’ın TV konuşmalarındaki reyting düşüklüğü, nihayet “koalisyona” bile razılık… Ve elbette daha çok hamaset, daha fazla öfke ve kibrin zirve yapması olarak yansımıştır.

Muhalefet Yüksek Moralle Sandığa Gidiyor 

Gerek “Millet İttifakı” partileri gerekse HDP, Erdoğan ve “Cumhur İttifakı”nın tersine; seçim süreci öncesine göre,  beklenenden daha çok itibar gördüler. Bunu başta İnce olmak üzere muhalefet partilerinin toplantı ve mitinglerinde, çıkabildiklerinde TV programlarında “izlenme oranlarında” da gördük.

Nitekim yaklaşık iki aylık bir seçim kampanyasının sonuna geldiğimiz şu günlerde, sandığa giderken, şu saptamaları yapabiliriz:

1- AKP’nin aslında 7 Haziran 2015 seçiminde biten siyasi ömrünü 1 Kasım 2015 seçimiyle uzattığını, ama bunun da sonuna gelindiğini söylemek yanlış olmaz. AKP-MHP ittifakının Türkiye halklarına bugünkünden daha iyi bir gelecek vadedemediği ve bunun da dün AKP ve MHP’ye oy veren kesimlerin bir bölümünün de içinde olduğu geniş kitleler tarafından görülmeye başlandığı artık önemli bir gerçektir.

2- Muhalefetin son iki aydaki girişimleri ve AKP’nin 16 yıllık iktidarına yönelik eleştirilerinin halk indinde geçmişte olduğundan çok daha ileriden anlaşılıp benimsendiği, “tek adam tek parti rejimi”nin ülkeyi nasıl bir mecraya sokacağının 16 Nisan Referandumu günlerinden daha iyi anlaşıldığı pek çok işaretleriyle görülmektedir. Gerek “Millet İttifakı” partilerinin gerekse HDP’nin mitingleri ve çeşitli toplantılarının öncekinden daha yüksek bir itibar görmesi, gerekse AKP’nin bugüne kadar en çok kullandığı argümanlar olan milliyetçilik ve din istismarcılığı ile Menbic, Kandil operasyonlarının, hatta “Kudüs’ü kurtarma” hamlelerinin AKP’nin istediği primi yapmaması, yarın yapılacak seçimlerin kaderini belirleyebilecek işaretler olarak değerlendirilebilir…

3- Selahattin Demirtaş’ın “tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı” olarak kampanya yürütmek zorunda kalması ve “HDP’nin barajı aşmasının kazandığı kritik konum”, bu konumun aşılması için halkın bilinçli kesimleri içinde “Stratejik oy kullanma” tutumunun gözle görülür biçimde yayılması gibi gelişmeler de göstermektedir ki; 24 Haziran seçimi 7 Haziran 2015 seçiminin doğurduğu sonuçları aşan gelişmelere gebedir.

‘Şaibe’ ve Hileye İzin Vermemek Önemli

“Tek parti tek adam rejimine hayır” diyen güçler elbette seçime kendileri için avantajlı koşullarda girmektedirler. Seçim mitinglerinden ve öteki alanlardan gelen işaretler, muhalif güçlerin hem milletvekili hem de ikinci turda da olsa cumhurbaşkanlığı seçiminde koşulların bugüne kadar olmadığı kadar muhalefet lehine olduğunu göstermektedir.

Ancak bunun için;

♦ Oy kullanabilecek her kişinin sandığa giderek oyunu kullanması, bunun için sokak sokak girişimler yapılması, 

♦ Gerek 1 Kasım gerekse 16 Nisan referandumunda ortaya çıkan “şaibe” ve “hileler”le muhalif oyların yok edilmesi ya da iktidar lehine değiştirilmesinin önlenmesi gerekmektedir. Yani “sandık güvenliği” seçimin sonuçlarını belirleyecek bir önem kazanabilir.

Bu nedenlerledir ki, oy kullanmanın yanı sıra “sandık güvenliği” için gerekli önlemlerin alınması her vatandaşın sorumluluğudur.

Evet oy kullanacağız, sandıklara sahip çıkacağız. Ama “Bugün Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte oyumuzu en doğru şekilde nasıl kullanacak, kime oy vereceğiz?” sorusunun yanıtı da çok önemlidir.

Bu köşenin bu soruya vereceği yanıt, gazetemizi (Evrensel) az çok izleyen okurlarımız için elbette açıktır. Bugün “tek parti tek adam rejimi”nin önünün kesilmesinde en stratejik oy kullanımı HDP ve Demirtaş’a oy verilmesinden geçmektedir. Bu yüzden de bu seçim kampanyası için son sözümüz; “Oylar HDP’ye oylar Demirtaş’a” dır.

Ötesini vatandaşın sandığa atacağı oy belirleyecektir.

 

 

Oyumuzu Kullanırken ‘Patates ve Soğan Uyarısını’ Ciddiye Alalım 

Son günlerde gıda fiyatlarındaki “aşırı artış”, patates fiyatının 5 TL’ye, soğanın da 7 TL’ye dayanmasıyla dikkat çekti.

Bu gelişme karşısında Ticaret Bakanı, “İthalat silahını kullanacağız” diyerek karşılık verirken, muhalefet de bildiğimiz eleştirileri yapıyor.

Ancak şu bir gerçek ki, patates ve soğan gibi mutfağımızın iki en önemli sebzesinin böylesi “çılgın bir fiyata” çıkması bir rastlantı değildir. Tersine patates ve soğanın bugün geldiği nokta bütün diğer sebze ve emekçilerin tükettiği öteki tüketim mallarının fiyatlarının da hızla yeni zirveler yapacağının habercisidir. Belki alınan önlemlerle patates ve soğan bugünkü zirveden aşağıya doğru bir miktar düşebilir ama eninde sonunda patates ve soğanla birlikte tüm diğer tüketim malları “kendi zirvelerinde”olmaya devam edecektir.

Çünkü izlenen ekonomi politikaların ülkeyi getirdiği yer; serbest piyasa ekonomisinin, bu ekonominin enflasyon-döviz-faiz ekseninde oluşan güdüsünün gereğidir.

Bu nedenlerledir ki, yarın sandık başına giden emekçiler, soğan ve patates fiyatlarını kendileri için bir “uyarı” olarak görüp, bu uyarının gereğini yapmalı, oylarını iktidara karşı bir tokat olarak kullanmalıdır. Böylece vatandaşlar, kendilerini soğan ve patatesi alamaz hale getiren iktidarı cezalandırırken; yerine gelecek olanlara da ciddi bir uyarı yapmış olacaklardır.

Unutmayalım ki, sizleri patates ve soğan bile alamaz hale getirenler 16 yıldır bu ülkeyi yöneten parti ve onu lideridir. Ki, şimdi bunlar, ülkeyi “tek parti tek adam rejimi”ne de sürükleyerek, kendilerinin ebediyen iktidar olacağı bir düzen kurmak istemektedirler.

Bu yüzden de patates ve soğanın uyarısını ciddiye alarak oylarımızı kullanmak çok önem kazanmıştır. ( Evrensel )

Yorumlar