-5

BEŞ VAKİT NAMAZ ZORUNLULUĞU

Fatih Mehmet 1476’da bir ferman yayınlayarak Rumeli’de yaşayan Müslümanlar’ın her gün beş vakit namaz kılmalarını zorunlu kılmıştır. Gerekçe olarak “Rumeli’ne sürülen Müslümanlar’ın henüz hidayete ermemesi” gösterilmiştir.[1]

Yavuz Sultan Selim’in Kızılbaş Katliamı

Selim, Kızılbaşlar’a ilişkin olarak babasına karşı darbe yapmaya hazırlanırken şöyle konuşuyordu: “Bakımlı ülkede gittikçe yayılan ve tutuşan Kızılbaş fesadını yok etmek ve Müslümanlar’a ettikleri zararları ortadan kaldırmak az mı önemlidir? Bu konuda savsaklama o denli değersiz midir? Bunca asker ol lânetlenesiceleri tepelemek için toplanmışken ve Anadolu yakası ol aşağılıkların fitne ve zulmüyle dolmuşken buradan dönüp uzaklaşmak doğru bir önlem olmaz.”

Kimdi bu Kızılbaşlar?  Hoca Sadettin tanımlıyor: “Ol diyarda yaşayan Türkler’in varlıkları doğuştan yaramaz olup, yaradılışlarından dik başlı olduklarından başka, huysuzluk da onların yapılarında ikinci bir huy gibiydi. Ol insanlıktan eksik kişilerin nifakla dolu yüreklerinde bin bir türlü fesad gömülü olup, her biri insan biçiminde laf anlamaz hayvana benzer kişilerdi.”

İbni Kemal: Rafiziler’in (Kızılbaşların) Suçları

“Bu yerde adı zikri dolaşan, bütün zamanlarında tanındığından dolayı varlığının açıklanmasına gerek duymayan, Rahman ve Rahim Allahın adıyla; Şah İsmail’in ve din gününe (kıyamet) kadar lanetlenmiş gruplarının ve tebalarının yenik zelil askerlerinin küfrü hususunda Hamd Kerim, Kuvvetli büyük yüce olan Allah içindir. Övgü doğru yola rehberlik eden Hz. Muhammed’i ve doğru dinde ona uyanlar (övgüler olsun) Şianın (Şah İsmail ve tebasının) kendi imanlarından başka doğru yola götüren imam, imamlığını ilk dört halifenin halifeliğini inkâr ettikleri, imam Ebu Bekir’le, imam Ömer’le, imam Osman’a (yüce Allah hepsinden razı olsun) açıkça küfür ettikleri Sünni memleketlerinden birçok yere hakim oldukları, oralarda boş mezheplerini ortaya koydukları haberleri ard ardına geldi, Müslüman ülkelerde bu durumun etkileri çoğaldı. Şeriatı ve ona uyanları küçümsüyorlar, bu şeriatle içtihat edenlere, kendi mezheplerinin usûlünün tersine müctehtlerinin mezheplerinde zorluklar olduğunu ileri sürerek (Şeriate tabi olanlara) sövüyorlar. Tarikatlerinin liderlerine de Şah İsmail adını verdiler.

Onlar Şah İsmail tarikatinin metodunun son derece kolay olduğunu ileri sürüyorlar. Şah İsmail’in “helaldir” dediğini helal, haramdır dediğini haram sayıyorlar (olduğunu iddia ediyorlar).

Şah şarabı helal kusa, şarap helal oluyor. Özetle, küfürlerinin çeşitleri, dinden dönmeleri küfürlerinde şüphe etmiyoruz. Sürekli gelen haberlerle bize ulaşmıştır.

Ülkeleri Dar’ul Harb’tır.

Erkeklerinin ve kadınlarının nikahı geçersizdir.

Onların çocuklarının her biri zina çocuğudur.

Onlardan birinin kestiği hayvan(ölü) mundar olur.

Her kim bir zorunluluk olmadan onlara özgü kırmızı başlığı giyerse, küfürün korkusu ona hakim olur. Bu da açıkça küfür ve inkâr alametlerindendir.

Bunların hükümlerine gelince, bunlar dinden dönmüşlerin muamelelerini görürler. Öyle ki yenilseler bile, oralar dar şehirlerinde ol harb olmaya devam eder.

Müslümanlara malları, kadınları ve çocukları helal olur.

Adamlarına gelince, onlar Müslüman olmadıkça öldürülmeleri zorunludur. Müslüman olduklarında zındıkların tersine, diğer Müslümanlar gibi hür olurlar, insanlardan birisi DarüsSelâmı (şeriatın hüküm sürdüğü) terk etse bile, onların dinini seçse, onun da kesinlikle katli vaciptir.”

Bu fetva Selim’in Alevileri Şah İsmail’den yana oldukları için katlettiği iddialarını boşa çıkarmaktadır. Çünkü burada canına, ırzına, namusun göz dikilenlerin suçu inançlarıdır. Şah İsmail’in yanında yer almaları basit bir neden olur. Onlar zaten böyle sapkın oldukları için Osmanlı’nın karşısında yer almaktadırlar. Peki cezalandırılmaları Osmanlı hoşgörüsüne pek sığmakta mıdır? “Müslümanlara malları, kadınları ve çocukları helal olur. “ İşte Osmanlı hoşgörüsü!

Müftü Hamza Sarı Görez’in fetvası olayı daha bir açıklığa kavuşturur:

Kızılbaşlar Kafir ve Mülhiddirler Katleri Vacibdur!

“Müslimanlar bilün ve agâh olun, sol tâyifei Kızılbaş ki reisleri Erdebiloğlu İsmail’dür, Peygamberimizin aleyhi’sselât ve’sselâm şeri’atini ve sünnetini ve dîni İslâm ve ilmi dîni ve Kıır’anı Mübini istihfaf ildikleri ve dahi Allahu Taâlâ haram kılduğı günâhlara helâldür didükleri ve istihfafları ve Kur’anı Azîmi ve Mushafları ve kütübi şeri’ati tahkir idüb oda yakdukları ve dahi ulemâya ve sülehâya ihanet idüb kırub mescidleri yıkdukları ve dahi reisleri la’ini mabûd yirine koyub secde itdükleri ve dahi Hazreti Ebî Bekr’e radıyallahu anhu ve Hazreti Ömer’e radıyallahu anhu söğüb hilâfetlerine inkâr itdükleri ve dahi Peygamberimüzün hâtûnu Ayise ânâmuza (radıyallahu anha iftira idüb) söndükleri ve dahi Peygamberimüzün aleyhi’sselât ve’sselâm ser’ini ve dîni İslâmı götürmek kasdın itdükleri bu zikr olunan ve dahi bunların emsâli şer’e muhalif kavilleri ve fı’illeri bu fakir katında ve baki ülemâi dîni İslâm katlarında (tevatürle) malûm ve zahir olduğı sebebden biz dahi şeri’atün hükmi ve kitâblarımuzun nakli ile fetva virdük ki ol zikr olman taife kâfirler ve mülhidlerdür ve dahi her kimse ki ânlara meyi idüb ol bâtıl dinlerine razı ve muavin alalar, ânlar dahi kâfirler ve mülhidlerdür, bunları kırub cemâatlerin dağıtmak (cemi’müslimanlara) vâcib ve farzdur, müslimanlardan ölen sa’îd ve şehîd cenneti a’lâdadur ve ânlardan ölen hor ve hakir cehennemün dibindedür, bımlarun hali kâfirler halinden esedd ve ekbahdur, zira bunlarım bugaz/adıtklan ve dahi sayaları gerekse doğanla ve gerekse okile ve gerekse kelb ile olsun murdardur ve dahi nikâhları gerekse kendülerden ve gerekse gayrden olsunlar bâtıldur ve dahi bunlar kimseden miras yemek yoktur (ve bir nahiye ehli ki bunlardan ola) Sııltanı islâm e’ezze’llahu ensârehu içün vardur ki bunlarım (ricallerin kati idiib) mallarını ve nisalarını ve evlâdlarım guzâlı İslâm arasında kısmet ide ve bunların ba’de’lahz tevbelerine ve nedametlerine iltifat ve i’tibar ahnmayub kati oluna ve dahi bir kimse ki bu vilâyetde olub anlardan idügi biline ve yahud ânlara giderken tutula kati oluna ve bilcümle bu tâyife hem kâfirler ve mülhidlerdür ve hem ehli fesaddur, iki cihetden katil (leri) râcibdür, Allahümme ensur men nasare’ddîne ve ahzel men hazale’lmüslimîne, elMüfti ez’afu’libâd Hamza elfakir eşşehîr bisanı Görez”.

Osmanlı tarihlerinde Kızılbaşlar hakkında alınan katliam kararı ve kararın infazı çok açık bir biçimde ifade edilir. Çağımızın resmi tarihçileri ise dedeleri Yavuz’u temize çıkarmak amacıyla tüm bu gerçekleri çarpıtmak için çaba harcarlar.

Yavuz Sultan Selim

Yavuz Selim hemen infaz kararının yerine getirilmesi için tüm ülke yöneticilerine fermanlar gönderir. Bu fermanlarda öncelikle Kızılbaşlar’ın, Kızılbaşlığa eğilim duyanların saptanması istenir. Yedi yaşından büyükler ile yetmiş yaşından küçüklerin yani 7 den 70’e tüm Kızılbaşlar’ın ad ad defterlere yazılarak acilen saraya bildirilmesi istenir.

Hoca Sadettin Efendi Tarihi’nde bu durumu şöyle yazar:

“Fetvaların kaleme alınmalarını müteakib Kızılbaşlar’a karşı şiddetle harekete geçmek zamanının geldiğine kani olan Selim, müfritlerin tesbit edilerek bir deftere kayd edilmesini emretmek suretiyle Kızılbaş katliamına girişmiştir.” [2]

“Ayağı uğurlu padişah Rum diyarında yerleşmiş bulunan Kızılbaş tutkunlarını ve Alevi tavşanlarını araştırmak için ülke yöneticilerine uyulması gerekli buyruklar gönderüb, yediden yetmişe varınca ol yaramazlardan idüğü saptanan eşkiyanın adları defter olunub mutlu kapuya bildirilmesine fermanı hümâyûn çıkarmıştı.” [3]

Deftardar Mehmed Efendi Selimşahname adlı kitabında Yavuz’un katliam hazırlıklarına ilişkin şu bilgiyi verir:

“Her şeyi bilen Sultan, o kavmin (Kızılbaşlar’ın) etbâını kısım kısım ve isim isim yazmak üzre, memleketin her tarafına bilgiç katibler gönderdi. Yedi yaşından yetmiş yaşına kadar olanların defteri divana getirilmek üzere emredildi.”[4]

“Getirilen defterlere nazaran, ihtiyar genç 40.000 kişi yazılmıştı.

Ondan sonra her memleketin hakimlerine memurlar defterler getirdiler.

Bunların gittikleri yerlerde kılıç kullanılarak, bu memleketteki maktullerin (öldürülenler) adedi kırk bini geçti.”[5]

Kanuni’nin Osmanlısı

“Kızılbaş lekesi olanlar hapis ile iktifa edilmemeli, bu gibiler isabetli tedbirlerle elde edilerek habis vücutları ortadan kaldırılmalıdır.”

(1553) Kanuni Sultan Süleyman

Devamı için tıklayınız


[1] Hammer; Agy. sf. 258.

[2] Selahattin Tekindağ, Yavuz Sultan Selim, aktaran Attilla Özkırımlı, Alevilik Bektaşilik, Cem Yay, İst., 1993, sf. 172

[3] Hoca Sadettin Efendi; Cilt IV, sf. 176

[4] Defterdar Ebu’l Fadl Mehmet Efendi’nin Selimşahname adlı kitabından

[5] Defterdar Ebu’l Fadl Mehmet Efendi.

Share Button
1 yorum to this post

Yorum Yaz