banner
banner
banner
porno izle
analiz

Sosyal medyada paylaşılan bir haberin başlığı şu şekilde:

“İzlandalı kadınlarla evlenen göçmenlere aylık 5000 dolar”

Başlığın altında koyu puntolarla yazılmış bir de alt başlık yer alıyor.

“Yetersiz erkek nüfusu nedeniyle zor günler yaşayan İzlanda, sorunun çözümü için ülkede yaşayan göçmenlere, İzlandalı kadınlarla evlenmeleri durumunda aylık 5000 dolar ödeyecek!”

erkek-nufusu-yetersi-308e8b8fa9f6f72efcea

Yazının devamını okumak için haber linkini tıklıyorsunuz, heyhat, güzel İzlanda kadınlarının kollarını açıp “erkek istiyoruz” dedikleri falan yokmuş. Bu haber önce Ortadoğu ülkelerinde yayılmış, kısa sürede İzlandalı kadınların sosyal medya hesapları kilitlenmiş, Mısır başta olmak üzere İzlanda elçiliklerinin önünde izdihamlar yaşanmış. Sonunda İzlanda hükümeti bir açıklama yaparak haberin doğru olmadığını hatta erkek sayılarının fazla olduğunu duyurmuş. Haberin Türkiye’ye geç ulaşması nedeniyle ülkemizdeki İzlanda elçiliği kazasız belasız atlatmış tehlikeyi. Şimdi sıkı durun, bu yazının sadece başlığını ve alt başlığını okuyan, haberin gerisini okumaya tenezzül etmeyen sayısız yurdum erkeği kolları sıvayıp yorum yapmaya başlamış.

“kardeşler bi yardımcı olun, bu garılarla evlenmek için nereye başvuruyoz.”

“ciddi mi la bu? nasıl başvurcaz” 

“Türkün gücünü İzlandaya göstermeye gidiyorm”

Ülkemizin okuryazarlık ve eğitim durumu hakkında sayfalar dolusu istatistik tablolar yayınlasak, anca bu kadar açık anlatılır halimizin pürmelali. Nedir, OECD uzmanları ille de“ülkelerin eğitim durumları hakkında rapor hazırlayacağız” diye tutturmuşlar. Raporda Türkiye’ye altı sayfa ayrılmış.  Türkiye’nin ilkokuldan yükseköğrenime kadar olan tüm seviyelerde öğrenci başına yaptığı harcamaların, diğer OECD üyesi ülkeler arasındaki en düşük orana sahip ülkelerden biri olduğunu olduğunu ilan etmişler. Eğitime ilişkin diğer parametrelerde de durum farklı değil. Kanımca boşuna zahmet etmişler. Sosyal medyada erkeklerimizin “azgın İzlandalı kadın”fantezilerinin yarısını okusalardı karnemizi yazarlardı hemen.

Okuryazarlık- 1

Hal ve gidiş:   0    (daha azı olmadığı için)

Okullar açıldı, sosyal medyada gençler feryat figan mesajlar yazıyorlar. Özellikle bir mesaj gençler arasında çok tutmuş görünüyor:

“Başlatmayın aşk acınıza, okullar açılıyor.”

Gençler bu ağlaşan mesajları yazarken Milli Eğitim Bakanlığı’nın onlar için yaptığı hazırlıkları bilmedikleri besbelli. Bilseler, “aşk acısı”metaforuyla yetinmezlerdi. MEB internet sayfalarında gençlerimizi nelerin beklediği günbegün anlatılmış. İlk gün “15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitleri Anma Günü”konferansları verilecek. İkinci gün Türkçe ve edebiyat derslerinde öğrencilerden “15 Temmuz demokrasi kahramanlarına” hitaben mektup yazmaları istenecek. 3, 4 ve 5. günlerin programını MEB sayfasından kopyala/yapıştır yapıyorum.

“Üçüncü gün olan 21 Eylül´de “Vatan ve Bayrak” konulu şiir dinletisi, dördüncü gün olan 22 Eylül´de “Millî birlik ve beraberlik, vatan sevgisi, demokrasi, yurt bilinci” konularında sohbet, söyleşi veya seminer düzenlenmesi ve beşinci gün olan 23 Eylül´de de “Vatan savunması, istiklal ve istikbal uğruna canlarını feda eden 15 Temmuz Şehitleri için imam hatip okulları öğrencileri tarafından okunan Kur´an hatimlerinin duasının yapılması” programda yer aldı.”

Öte yandan, genç arkadaşlarımın sevineceği bir haberim var. Muhtemelen ilk hafta boyunca pek çok dersi kaynatma olanağı çıkacak. Çünkü 58 ders kitabı eksik. Sebebini MEB müsteşarı açıklamış. Bu 58 kitapta Gülen Cemaati’ne ait kavramları çağrıştıran bilinçaltına yönelik mesajlar belirlenmiş. Sayın müsteşarımız bu konuya açıklık getirerek şunları söylemiş.

“Terör örgütü propagandası kabul edilebilecek sorunlu kısım ya da ifadeleri çıkararak bu kitapları yeniden basıyoruz. Yeni kitapları okullar açıldıktan bir hafta sonra öğrencilerimize dağıtmış olacağız.”

Habertürk gazetesinde konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgilere ulaşıyoruz.

“MEB’in Talim Terbiye Kurulu kararıyla hazırlanan ders kitaplarına yönelik yaptığı incelemede, FETÖ’nün ders kitaplarına, çocukların bilinçaltına Fethullah Gülen’i kazıyacak biçimde ‘F’ ve ‘G’ şifrelerini içeren, ‘hizmet hareketi’, ‘himmet’ gibi örgütün jargonunu öne çıkaran subliminal (direkt fark edilmeyen bilinçaltına yönelik) mesajlar yerleştirdiği tespit edildi.

Bazı sorular ve yanıt anahtarı ‘F’, ‘G’ şifresine göre hazırlandı. Örneğin, matematikte üçgenin iç açılarının anlatıldığı ünitede, köşelere ‘F’ ve ‘G’ harflerinin verildiği belirlendi.”

Gençlere tavsiyem şudur, üçgenin iç açılarına gizlenen “terörist mesajlar” temizlenene kadar okulun tadını çıkarın. Sonrası malum…

Biliyorsunuz, yıllardır kangren olmuş bir sorunumuz var: Atanamayan öğretmenler. Belli aralıklarla sosyal medyayı dalgalandırıyorlar. 10-30-50 bin öğretmenin atanmasını istiyorlar. Oysa sorun bilmem kaç bin öğretmenin atanmasıyla çözülecek gibi durmuyor. Eğitim fakültelerinden mezun öğretmen sayısı ile öğretmen gereksinimi örtüşmüyor, eğitim fakültesi mezunu olmayan lisans mezunlarına öğretmenlik yolu açılıyor, sorunlar yumak olmuş durumda. Ama çok daha önemlisi, MEB, kadrolu ve iş güvenceli öğretmen ataması yerine mülakatla sözleşmeli öğretmen alma yolunu seçmiş bulunuyor. Hem kendi istediği vasıflara sahip olacak hem de ileride kem küm eden, sendika, hak/hukuk diyen olursa kapının önüne kolayca koyabilecek. Üstelik yaşadığımız akıl tutulması içler acısı, 50 bin kadrolu atama talep eden bazı genç öğretmenler, 15 Temmuz sonrası KHK ile işine son verilen ve MEB tarafından açığa alınan toplam 40 bin öğretmenin kadrolarına da talip olduklarını, “boşalan kadrolara” kendilerinin atanmasını beklediklerini açıkça söylemekten çekinmiyorlar. 25 yaşında bir öğretmen gencin “ailesinin eline bakmasının utancını,” gelecekle ilgili derin kaygılarını, kendisine yaşatılan “işe yaramazlık duygusunu” anlayabilirim; bireysel bir“kurtuluş” için binlerce öğretmenin işsiz kalmasından çıkar ummayı, onların yıkımlarından kendine bir gelecek kurma beklentisini ise anlayamıyorum, anlamayı da reddediyorum.

images3dscq9yn

banner
banner
banner

Okullar, işine son verilmiş veya uzaklaştırılmış 40 bin öğretmenin toplumumuzu saran ağır, bunaltıcı kaygısıyla açıldı. Bunca öğretmenin okullardan uzaklaştırılmasını bu köşe yazısının bir paragrafına sıkıştırmam olanak dışı. Nedir, son bir söz olarak şunu söylemek isterim.  Bir insanın önündeki çorba kâsesine dokunmanın, hatta dokunmaya yeltenmenin hem bireysel hem de toplumsal sonuçları hemen daima çok ağır olmuştur.  1996 yapımı, Derviş Zaim’in yönettiği Tabutta Röveşata filminin kısa bir repliğini aşağıda sizinle paylaşıyorum. Toplumumuzu bekleyen nefret ve şiddet dalgası karşısında geri vitesin yerini unutanların bilgisine sunuyorum.

“Babam taksiciydi. Bir gece saat 3 ya da 4’te bir sokaktan geçmek zorunda kalmış. Yirmi sene önce. Dar bir sokakmış. Karanlık, ancak bir tek aracın geçebileceği dar bir sokak. Sokağın ortasında bir masa varmış. Masanın başında da bir adam. Ne yapıyormuş biliyor musun? Çorba içiyormuş. İşkembe ya da kelle paça. Sarımsaklar, sirkeler, biberler… Tam bir masa. Her neyse, babam taksiden inmiş. Adama “ne yapıyorsun?” demiş. Adam hiç cevap vermemiş. Çekmiş tabancayı bang.

O yüzden ne zaman dar bir yola girsem, o yolda bir masa, masada çorba içen birini görsem, geri vitese alıyorum.”

 

Kaynaklar

  1. Birgün Gazetesi,  Eğitimde sonunculuğu kimseye bırakmadık!, 16.09.2016.
  2. Diken- internet haber sitesi, 58 ders kitabı yeniden basılıyor: Cemaat’i çağrıştıran ‘bilinçaltı mesajlar’ tespit ettik, 17. 09. 2016.
  3. Habertürk, Ders kitaplarında çocuklara ‘subliminal’ FETÖ mesajı, 11. 09. 2016
  4. C Milli Eğitim Bakanlığı web sitesi, Okullar “15 Temmuz Demokrasi Zaferi ve Şehitleri Anma“ etkinliğiyle açılacak, 09. 09. 2016.http://www.meb.gov.tr/okullar-15-temmuz-demokrasi-zaferi-ve-sehitleri-anma-etkinligiyle-acilacak/haber/11877/tr
  5. Zaim Derviş, Tabutta Röveşata, 1996 yapımı. Youtube linki:https://www.youtube.com/watch?v=Q0pqnNn8Y0M

Yorumlar

Video Porno Incesti