banner
banner
banner
porno izle
analiz

Bir grup “ulusal solcu” tarafından “Abi sonuçta ÇKP de komünistleri tanklarla ezen Çan-Kay-Şek’le anlaşmadı mı?” (‘Biz de AKP’yle anlaşabiliriz’ demeye çalışıyor) gibi cümlelerle her dönem ısrarla dillendirilen Mao-Çan Kay Şek örneği artık kabak tadı vermeye başladı. Bu önerme, dahası işbirliğine tarihten örneklerle kılıf uydurma çabası tarihsel bağlamından kopuk, ve günümüzü açıklamaya yetmiyor. Çin Komünist Partisi ve Kuomintang arasındaki ilişkileri ve kurulan ittifakı doğru bir şekilde anlamak için, öncelikle kulaktan kulağa yayılan ve yayıldıkça da anlamını yitiren “ittifak dedikodularından” sıyrılıp, bahsi geçen iki partiyi de daha iyi tanımak, tanımlamak gerekiyor. Kısaca değinmek gerekirse;

Öncelikle, Çin Komünist Partisi ve Kuomintang arasındaki ittifaklar iki ayrı tarihsel dönemde gerçekleşmiştir. Bunlardan birincisi, yazıda bahsedildiği gibi büyük yurtsever Sun-Yat-Sen döneminde gerçekleşmiştir. Bu dönemde gerçekleşen ittifak özellikle Türkiye solu için büyük dersler barındırıyor olsa da konumuz Çan-Kay-Şek dönemi, yani Japon İşgali senelerinde kurulan ittifak…

İlk çatışmalar ve savaş dönemi boyunca Çan-Kay-Şek’in tavrı neydi?
Tarih 18 Eylül 1931… Japon Kwantung Ordusu, Çin’e yönelik askeri harekatının ilk evresini başlattı ve Kuzey Çin boyunca neredeyse hiçbir direnişle karşılaşmadan ilerleyerek 20’ye yakın şehri işgal etti. 

O sırada Çan-Kay-Şek ne mi yapıyordu? İlan ettiği “yabancı istilacılara karşı direnmeden önce ülke içindeki barışın sağlanması” politikasıyla komünistlere saldırmaya devam ediyordu. Çin devrim tarihinde “18 Eylül olayı” olarak bilinen bu dönem, beraberinde komünistlerin işgalcilere karşı tavizsiz tutumunu, ve yüz milyonlarca Çinlinin katıldığı protestoları, “Gönüllüler Yürüyüşü”nü getirdi. 

Tarih 28 Eylül 1931… Kuomintang’ın ve Nanjing Hükümeti’nin teslimiyetçi politikalarını protesto eden binlerce öğrenci Kuomintang’ın Nanjing’de bulunan merkezi karargahlarına giderek protesto gösterileri gerçekleştirdiler, hatta göstericilerden bazıları Nanjing Hükümeti’nin Dışişleri Bakanı’nı dövdüler. Bu olaylar gerçekleşirken Nanjing Hükümeti ise Japon işgaline uğrayan bölgedeki ordusuna “Japonların bu eylemi sıradan bir provokasyon eylemidir, mutlak bir hareketsizlik durumu korunmalıdır” talimatını veriyordu. 

Çan-Kay-Şek’in teslimiyetçiliği öyle büyük boyutlara ulaşmıştı ki, Kuomintang içerisindeki bazı yurtsever generaller, merkezden gelen talimatları hiçe sayarak Japonlara karşı direniş hareketi başlattılar. Bu olay, Japon işgali esnasında Kuomintang’ın içerisindeki ilk çatlaktır.

wp-1471641483777
Tarih 1933 Kasım ayı… Bir yıl önce Japonlara karşı ülkesini savunma iradesini gösteren bazı Kuomintang generalleri, Çan-Kay-Şek’e karşı çıkarak Çin Halkının Devrimci Halk Hükümetini kurarak ve Çin Komünist Partisi ile görüşmek üzere askeri temsilciler gönderdiler. ÇKP, belirli şartlar öne sürerek bu girişimi olumlu karşılamış olsa da parti içerisindeki bir takım “sol” hatalar bu işbirliğinin gelişmesine engel olmuşlardır. Çin devriminin meşhur “Uzun Yürüyüşü”, bu hatayı takip eden olaylar sonrasında başlamıştır. 

Tarih 9 Aralık 1935… Çan-Kay-Şek ile komünistler arasındaki savaş bütün şiddetiyle devam ederken, ÇKP Geçici İşçi Komitesi tarafından örgütlenen üniversite öğrencileri Japon işgaline ve teslimiyetçiliğe karşı büyük bir protesto yürüyüşü gerçekleştirdiler. Karşılarında ise kırbaç şakırtılarını, dipçikleri ve copları buldular. Kırktan fazla öğrenci ağır yaralandı ve ardından Pekin’deki bütün okullarda üniversiteliler boykot eylemleri gerçekleştirdiler. 

Kısacası, Japon işgali dönemi boyunca Çan-Kay-Şek işgale karşı çıkma iradesini koymak yerine sadece “kendi bildiği yolu” izliyordu; komünistlere saldırmak.

Uzun Yürüyüş’ün ardından, “Wayaobao Konferansı”
Çin devrimi tarihinde çok önemli bir yeri olan bu konferans, ÇKP’nin Japonlara Karşı Birleşik Cephe anlayışının olgunlaştığı önemli bir dönüm noktasıdır. Uzun Yürüyüş’ün tamamlanmasının ardından Wayaobao’da düzenlenen ÇKP Politik Büro Genişletilmiş toplantısı, birleşik cephe siyasetine ilişkin atılan ilk işaret fişeğiydi. 

Daha da ilginci, “ittifak efsanelerinin” anlattığının tersine, toplantı sonucunda kabul edilen karar taslağı, Japon emperyalizmine olduğu kadar Çan-Kay-Şek’e karşı da tavizsiz bir tavır alıyordu:

“…Dolayısıyla Parti’nin taktik çizgisi, tüm ülke çapındaki devrimci güçleri birleştirmek ve örgütlemek, ülkede bulunan bütün milliyetleri baş düşmana, Japon emperyalizmine ve en büyük hain Çan-Kay-Şek’e karşı yöneltmektir.”

Peki ülke çapındaki bu “devrimci güçler” kimdi? Sadece komünistler değildi elbette. Bahsedilen devrimci güçler, başta Çin komünistleri olmak üzere Çinli ulusalcılar, yurtseverler ve hatta çok sayıda Kuomintang generali idi. 

Kuomintang içerisindeki ayrılıklar
Çin devrimi konusunda düşülen en büyük hatalardan biri de Kuomintang’ı bütünlüklü ve tek merkezli bir parti olarak değerlendirmektir. Kuomintang, içerisinde çok sayıda hizbi barındıran, siyasetlerinin hakim hizbin yönlendirmeleri doğrultusunda değişkenlik gösterebildiği bir yapıydı. Dolayısıyla, “Çan-Kay-Şek eşittir Kuomintang” demek bizleri hatalı çıkarımlar yapmaya sürüklüyor. Japon saldırganlığının başladığı 1931 senesinden beri, Çan-Kay-Şek’in teslimiyetçi ve faşist politikalarına rağmen bütün bunlara karşı çıkan yurtsever Kuomintang generalleri hep olmuştur. Çan-Kay-Şek ise tabir-i caizse “huyundan vazgeçmemiştir”, kısa bir dönem hariç… 

Çan-Kay-Şek, “ÇKP’nin çizgisine” mi geliyor?
Çin devrimi üzerinden günümüz Türkiye’sini açıklamaya çalışan önermelerin alt metninde genellikle Çan-Kan-Şek ve Tayyip Erdoğan’ı eşleştirmesi yatıyor. Çan-Kay-Şek’in Tayyip Erdoğan’la benzediği noktalar vardır var olmasına, ancak bu noktaların “yurtseverlik” değil, dengecilik ve her koşulda iflah olmaz bir sol düşmanlığı olduğu apaçık ortadadır. Japon işgaline karşı sürekli teslimiyetçi bir tutum izleyen Çan-Kay-Şek’in hayalleri, Japon saldırganlığının dozunun iyiden iyiye artmasıyla bir anlamda suya düşer. Çatışmadan kaçınarak süreci atlatma politikası izleyen Çan-Kay-Şek, Japonların Mançurya planının devreye girmesiyle birlikte “başka yollar” arar ve 1935 yılı sonunda ÇKP ile bağlantı kurmanın yollarını aramaya başlar. Hatta bu durumu o kadar ilerletir ki Japon işgalinin topyekun gerçekleştiği ilerleyen zamanlarda başkentin düşmesi sonucu Çan-Kay-Şek Stalin’e telgraf çekecek, ondan en kısa zamanda birlikler göndermesini talep edecektir. 

Peki Çan-Kay-Şek düşüncelerinde “samimi” miydi? Bu soruyu bırakalım Çin devrim tarihi cevaplasın.

Çan-Kay-Şek, kendi generalleri tarafından esir alınıyor (Xi’an olayı)
22 Kasım 1935 tarihinde Çan-Kay-Şek, Çinli yurtseverlerce kurulan “Ülkenin Korunması ve Japonlara Karşı Direniş İçin Bütün Çevrelerin Birleşik Çin Federasyonu”nun 7, “Nanjing Ulusal Kurtuluş Derneği”nin ise 2 liderini hapse attı ve bu olay bütün Çin’de büyük bir tepkinin oluşmasına yol açtı, Kuomintang içerisinde bile.

Ardından 4 Aralık 1936 tarihinde Çan-Kay-Şek kendi komutası altında bulunan ordusu ile Xi’an şehrine giderek orada bulunan generalleri Zhang Xueliang ve Yang Hucheng’e bütün birliklerini komünistlere karşı savaşmak üzere sevk etmeleri emrini verdi. Ancak Kuomintang’ın bu iki generali Çan-Kay-Şek’e hiç beklemediği bir cevap verdiler. 

Önceleri, durumu değerlendirmek üzere Çan-Kay-Şek’ten birkaç gün izin isteyen iki general, Çan-Kay-Şek tarafından şiddetle azarlandı. General Zhang, Çan-Kay-Şek’e Japon işgalinin daha tehlikeli bir durum olduğunu anlatmaya çalışsa da Çan-Kay-Şek kendisine“Eğer bir silah alıp beni ölümle tehdit etsen bile komünistleri ezme politikamı değiştiremeyeceksin” cevabını verdi. 

Bu tavır sonucunda generallere tek bir seçenek kalıyordu: Silahlı İsyan. 12 Aralık günü Çan-Kay-Şek ve bazı Kuomintang subayları bu iki generalin hazırladığı plan sonucunda gözaltına alındılar. Generaller, açık bir telgraf ile gözaltı sebeplerini ve taleplerini açıkladılar. Yayınlanan 8 maddelik talep, örgütlenme özgürlüğünden yurtseverlere yönelik konulan yasakların kaldırılmasına, bir ulusal kuruluş kongresi gerçekleşmesi talebinden hapse atılan yurtseverlerin salınmasına kadar çok sayıda ilerici maddeyi içeriyordu. Ancak bildirinin en anlamı maddesi, yedinci maddesiydi: “Dr. Sun-Yat-Sen’in vasiyeti yerine getirilmelidir.”

Yaşanan bu Xi’an olayı, Japonlara karşı ulusal birlik cephesinin kurulmasında ve ÇKP-Kuomintang ittifakının kurulmasındaki en önemli olaylardan biridir. Xi’an olayı, ülkedeki iç savaşı esas olarak sona erdirmiştir ve ÇKP ile Kuomintang arasındaki ilişkileri hızla geliştirmiştir. ÇKP’nin bu olayda oynadığı önemli ve olgun tavır, ve sonrasında Çan-Kay-Şek’e ne olduğu bu yazının doğrudan konusu değil, ancak kanımca buraya kadar geçilen özet, durumu açıklamaya yetiyor. 

Kısaca;

– ÇKP ile Kuomintang arasındaki ilişki çok boyutludur, birden fazla gücü ve aktörü barındırır.

– ÇKP, Kuomintang ile ilişkilerinde birinci önceliği her zaman Kuomintang içerisindeki subaylar arasında çalışma yapmaya vermiştir. 

– ÇKP, bahsi geçen işbirliği dönemlerinde kurtarılmış bölgelere, büyük bir Kızıl Orduya ve kitle desteğine sahip, sınıf içerisinde örgütlü, güçlü bir partiydi.

– Kuomintang, emperyalizmin projeleri tarafından iktidara getirilmiş, ABD’nin bölgedeki planlarında rol alarak güçlenmiş, emek düşmanlığıyla kendini var eden bir parti değil, aksine büyük devrimci Sun-Yat-Sen önderliğinde Çin devriminde ilerici bir rol oynamış, tarihin tekerleğini Çin’de ileriye sürmüş, Çan-Kay-Şek döneminde ise yozlaşmış fakat içerisinde hatrı sayılır bir yurtsever odak barındıran bir partiydi. 

– Japon emperyalizmi ve Çan-Kay-Şek her zaman eşit bir şekilde “baş düşman” olarak görülmüştür.

– Çan-Kay-Şek, tarihin her döneminde iflah olmaz bir komünizm düşmanı ve faşist olarak yaşamıştır. 

– Çan-Kay-Şek’in komünistlere yaklaşması ÇKP sayesinde değil, Japon işgalcilerinin yaşam alanını iyice sınırlandırması sonucu gerçekleşmiştir.

– En önemlisi de, Mao Zedung, en önemli teorik eserlerini dönüp dolaşıp “sosyalizme ve işçi sınıfına bağlılık” vurgularıyla bu dönemde yaratmıştır. 

Sonuç olarak, Mao ile Çan-Kay-Şek üzerinden yapılan ittifak, tarafları, içeriği ve pratik bakımından Tayyip Erdoğan’larla uzlaşmayı meşrulaştırmıyor. Çinli komünistler Çan-Kay-Şek’in elini kıra kıra, vura vura onu “doğru noktaya gelmeye zorluyor”. Bunu da her defasında mevzi kaybederek, geri adım atarak, ideolojiden taviz vererek, -örneğin Çan-Kay-Şek’i yurtsever ilan etmek gibi- değil, aksine sosyalizm davasına bir yeni tuğla daha koyarak yapıyor. Çin devriminden almamız gereken en büyük ders de budur. “Vatan” uğruna vatan satıcılarını “affetmek”, “kandırıldık” yalanlarına kanmak değildir. 

Türkiyeli komünistler olarak son 15 seneden çıkarmamız gereken en büyük ders ise,“hepimiz aynı gemideyiz, batarsak da birlikte batarız” safsatalarına kanmak değil, birleşilebilecek en geniş kuvvetlerle birleşerek, geminin batmasında sorumluluğu olan kim varsa onları denize atıp “ağırlıklardan kurtulmak” olmalıdır, ve yapmamız gereken şey de tam olarak budur.  

(NOT: Çin devrimi ve özellikle de ittifaklar konusu bir yazıyla açıklanamayacak kadar çok ve ayrıntılı bir içeriğe sahiptir, topyekûn savaş döneminde yaşananları ise bir başka yazıda ayrıntılı ele alacağız. Bu yazıda Japon saldırganlığının ilk döneminde en çok öne çıkan örnekleri açıklamaya çalıştık.)

*Bilim ve Gelecek ve Canut Yayınevi çalışanı.

Yorumlar

Video Porno Incesti