porno izle
BAŞYAZI

Röportaj: Deniz Özlem Bilgili

(Toplumsol) Kadın emeği alanındaki çalışmalarıyla ilk akla gelen isimlerden olan Necla Akgökçe ile 8 Mart Kadınların Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü öncesi  hem uzun yıllar editörlüğünü yaptığı Petrol-İş Kadın Dergisini  hem de çıkacağını duyduğumuzda heyecanlandığımız ve 5 Mart’ta Ankara’da tanıtım etkinliği yapılacak Tez Koop-İş Kadın Dergisi’ni ve mücadeleyi konuştuk.

Uzun süre Petrol-İş Kadın Dergisi’nin editörlüğünü yaptınız. Petrol-İş Kadın Dergisi nasıl doğdu? Ne kadar süre ile çıktı? Siz bu dergiyi çıkartırken neleri amaçlamıştınız? Sendikal alanda nasıl bir ihtiyaca cevap verdi bu dergi?

Petrol-İş Kadın Dergisi sendikanın Mustafa Öztaşkın başkanlığındaki yönetim kurulunun aldığı karar doğrultusunda çıkmaya başlamıştı. Şu andaki durumdan farklı olarak o dönem sol ve sosyal demokratlar sendika yönetimindeydi. Yönetim dergiyi bir aile dergisi olarak düşünmüş sanıyorum. Sendikanın bir ana dergisi, bir çocuk dergisi var, bir de kadın dergisi olsun, denilmiş. Bu dergi aracılığıyla sendika “işçinin evine” girsin diye düşünmüşler sanırım.  İşçi derken burada kasıt tabii ki erkekler. Sektör de zaten erkeklerin yoğun olduğu bir sektör. Kadın oranı ben orada bulunduğum süre boyunca yüzde 7’ye ulaşmadı. Yönetimin bir niyeti de sendikadaki kadın işlerini dergi üzerinden yürütmekti. Çünkü uluslararası toplantılarda, delegasyonlarda sendika adına kadın olmaması sorun yaratıyordu. Fakat haklarını verelim bunun sorun olarak görülmesi bile iyi bir şey. Bu noktada dergiyi yapanlardan ziyade dergiyi çıkarmaya karar veren yöneticilerin amaçlarından söz edilebilir. Sendikalar erkek egemen yapılar ve bu kurumlarda kadın çalışmalarını da ne yazık ki yönetimdeki erkeklerin demokrasi anlayışı belirliyor. Fakat işin içinde feminist bir kadın olunca dergi üye eşlerinin hallerinden, Petrol-İş üyesi kadınların işyeri deneyimlerine doğru kaydı. Kadın hareketinin gündemi ile sendikalı çalışan kadınların gündemleri buluştuğu bir çizgide ilerledi. Daha kadın emeğinin tüm biçimlerini de kapsayarak, anonim bir şey oldu. Sendikada bir ihtiyaca cevap verdi mi? Sorusuna şöyle cevap verebiliriz: Novamed gibi bir kadın direnişinin örgütlenmesine katkıda bulundu, kadın direnişlerini görünür kıldı ve kadın- emek hareketi açısından bir odak oluşturdu. Yüzde 7’lik kadın grubunun okuma ya da politika yapma ihtiyaçlarına cevap verdi mi? Galiba vermedi. Mesela yönetim değişti. Biz (ben) çalışamaz hale getirilip, dergi de kılık değiştirdiğinde hiçbir kadın arayıp, ne oluyor hocam, diye sormadı. Bunda yönetimin muhalefete izin vermeyen baskıcı karakteri elbette rol oynamış olabilir. Fakat bu bizim de bir şeyleri yanlış ya da eksik yaptığımızı gösterir aynı zamanda.             

Petrol-İş üyelerinin büyük çoğunluğu erkek. Erkek sendikacıların ve erkek üyelerin tepkileri nasıl oluyordu, tepki oluyor muydu? Bu anlamda karşılaştığınız zorluklar oldu mu?

Dergi aracılığıyla yaptığımız işlerden biri de toplumsal cinsiyet eğitimiydi. Eğitimler genelinde aktif üyelere yönelikti. Çoğu zaman sınıfın tamamına yakınını erkekler oluşturuyordu. Bir ara gizli kota konuldu. “Eğitimlere mutlaka kadın gönderin” diye şubelere yazıldı ama yine de eğitimlerde kadın sayısı 10’u geçmedi hiçbir zaman. Bu ders kavga ve gürültünün en yoğun olduğu ders oldu. Sizi hoca olarak değil de kadın olarak görüyorlar, kendilerini de sizin karşınızda erkek haklarını savunanlar olarak konumlandırıyorlardı. Zordu, eğitime sarhoş olarak katılıp bize sözlü tacizde bulunan üyelerle de karşılaştık mesela. Aynı tutumu erkekler uzmanların verdiği derslerde göstereceklerini hiç sanmıyorum. Fakat erkek üyeler içinde mutlaka daha önce bir biçimde politikleşmiş kadın haklarının (sadece haktan bahsediyorum) farkında olanlar da bulunuyordu. Son dönemlerde tartışmaları onlara pasladığımız oldu. Mesela “ Uuuu kız çocuğunun altını erkek temizler mi, dinen mekruh, şu, bu…” diyene, “ben yaptım, karım hastaydı, evde kimse yoktu, kim yapacaktı?” diye karşı çıkan erkekler olduğu gibi “çocuğum değil mi her şeyiyle tabii ki ilgileneceğim” diyen genç erkekler de bulunuyordu. Bu destekler sendikalarda kadın çalışması yapan kadınlar için önemlidir.  Bir de şubeler sorunu var.

Başlangıçta şubelerde daha sol yönetimler vardı. Onlar kadın dergisini de derginin yaptıklarını da önemsiyorlardı. Bir de gerçekten de biraz hak, hukuk bilinçleri vardı. Şube yönetimleri sağa kaydıktan sonra bizim işimiz de zorlaştı. Bu yaşımda, yok şu etkinliğe onların şubesini aşarak bir kadın çağırdığım için beni tehdit eden şube yönetimlerinden adamlar da oldu. Son geldiğimiz noktada AKP’ye yakın bazen de MHP’ye yakın şubelerden bir takım adamlar arıyorlar, dergi aboneliklerini iptal ediyorlardı. Bir sendikada kadın çalışmasını hakkıyla yapan her kadın neye maruz kaldıysa şimdiye kadar, onlardan nasibimi aldığımı söyleyebilirim. Sağcı oldukları için çok hoyrattılar aynı zamanda. Kadın üyelerin bu durumdan haberdar olduklarını sanmıyorum. Kadın üyeyi reayası gibi görüyorlardı bir anlamda. AKP iktidarının şeytanlaştırılma politikaları var ya aynı şey kadın dergisine yönelik işletilmeye başlandı. Burada kim erkekleri tam karşısına aldıysa ceremeyi de o çekti. Bacağımın sakatlığını bile bana koz olarak kullanan sendikanın şu anki Başkanı AKP’li adamı ömrüm boyunca unutmayacağım.  Derginin taban inisiyatifi ile çıkmaması, işçi kadınların kendi beğeni ve fikirlerini ifade edecek güçte olmaması, sendika içi kadın örgütlenmelerinin olmaması bizi de güçsüz bıraktı. Sonuçta dergi şu anda çıkıyor. Kimsenin emeğine saygısızlık yapmak istemem. Ama Petrol- İş Kadın Dergisi’nin kadın- emek hareketinde toparlayıcı bir odak olma hali sona erdi.   

YÜZYILLIK ESKİ SÖYLEM: SINIF BÖLÜNMESİN!

 

Kadın işçilerin dergiye ilgisi, dergi ile ilişkisi nasıldı? Kadın işçilerin örgütlenmesinde ve kadın bilincinin yükseltilmesinde derginin nasıl bir işlevi oluyordu?

Petrol-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu sektörlerin ve alt sektörlerin en ucuz işçilerinin kadın işçiler olduğunu söyleyebilirim. Kadınlar çok çalışıp az kazanıyorlardı. Uzun çalışma saatleri üzerine bitmek, tükenmek bilmeyen ev işleri de eklenince kadınların başlarını kaşıyacak zamanları olmuyordu. Yine de erkeklere göre daha iyi okuduklarını söyleyebilirim. Büyük bir ihtimalle hala da öyledir. Fakat okumanın bir bilinç değişimine yol açabilmesi için kadınların sendika içinde bir güç haline gelmesi gerekir. Bunun yolu kadınların sendika içi örgütlenmelerinden geçer. Avusturya’da çıkan 1930’lu yıllara ait “ Die Arbeiterin” (Kadın İşçi) dergilerini tarıyordum geçen gün. Zamanın Avusturya Sendikalar Birliği’nde, kadınların özgül sorunlarını dile getirebilecek kadın komisyonlarının kurulması gerektiğinden, bahsediyorlardı. Düşünün 1930’lar. Türkiye’de bırakın sendikaları koskoca konfederasyonlarda bile kadın komisyonları yok. DİSK’e bu konuda çok kızıyorum. Devrimciler güya  dilimizde tüy bitti. Hükümetin son dönemlerde çıkardığı her yasa, her yönetmelik, her yönerge kadın emeğini esnekleştirip daha güvencesiz hale getirirken kadın bedenine, kimliğine yönelik saldırılar ayyuka çıkmışken, adamların bıraktım kadın komisyonlarını bir kadın büroları bile yok. Emmimin eltisi, başkanımın kızının arkadaşı, kayınçomun kızı zihniyeti ile kadın yapıları sorununu çözemezsiniz. Tesadüfen yan yana gelen kadınları kadın komisyonu olarak gösteremezsiniz. Kadın komisyonları baştan itibaren sendikanın bir yapısıdır. Tüzükle işleyişi, programlarla belli bir zaman diliminde yapacakları, tespit edilir. Merkez Kadın Komisyonları aracılığıyla, dört yılda bir gerçekleştirilen kadın kurultaylarıyla sendikanın kadın politikaları saptanır. Kadın Kurultayları, sendikanın bir kuruludur, bir organıdır.  Onun tarafından saptanan bu politikalar yine sendika içinde fabrikalara, ofislere kadar nüfuz eden kadın birimleri aracılığıyla uygulamaya konulur. Kadın ağırlıklı sektörlerde bile kadınlar sendika yönetimlerinde değiller görüyorsunuz. Hangi tekstil, hazır giyim sendikasının başında kadınlar var? Emek kadınlaşırken bunlar hala yüzyıl önceki “sınıf bölünmesin” söyleminin arkasına sığınıyorlar. Feodal toprak ağaları bile değişti. Hangi çağdasınız? Lafı uzattım, çünkü yapılacak o kadar çok şey varken, sırf adamların erkek egemen zihniyetleri ve korkaklıkları nedeniyle yapılmıyor. Kısaca dünyanın en iyi kadın emek dergisini de çıkarıyor olsanız, sendikada bunu yaygınlaştıracak, benimseyecek, buradaki deneyim ve duruşları sendikanın kadın politikası haline getirecek bir yapınız ve bu yapı aracılığıyla sizi destekleyen kadınlar yoksa her türlü çaba berhava olur. 

Türkiye’de kadın çalışanların örgütlenmesinde en büyük engel nedir sizce?

Tek bir cümle söyleyeceğim: Erkek egemenliği. Sendikaların kadınlara özgü sorunlar üzerinden bir örgütlenme yapılabileceği, bu alanın kendileri için de bir imkan barındırdığını, sınırlarının bu biçimde genişleyebileceğini görememeleri hala “sanayi” işçilerini, kamuyu buradaki erkek işçilerin örgütlenmesini tek örgütlenme modeli olarak görmesidir. Sınıfın büyük bir bölümünü artık kısmi zamanlı, sözleşmeli, taşerona bağlı güvencesiz çalışanlar oluşturuyor. Fabrika üretim zincirlerinin bir bölümü evlere taşındı, sendikaların sınıfın bu durumuna uygun politikalar ve örgütlenme modelleri geliştirmeleri şart. Tüm kesimleri içine alacak model kurmak istediğinizde ise kadınları dışarıda bırakamazsınız.

 

Araştırmalar kadınların sırtına yüklenen ev ve bakım hizmetlerinin onları istihdam alanı dışına ittiğini ve sendikalarda aktif olmasını engellediğini gösteriyor. Kreş ve bakım evleri hala bir sorun. İktidar ninelere destekten özel kreşlere para aktarımına kadar her numarayı deniyor bu konuda. Bu kadar zor mu bu problemi çözmek? Tabii ki değil. Sosyal devlet uygulamalarında çocuk ve bakım evlerini devlet açıyor. Her iş yerine bir kamu kreşi açarsan sorun çözülür. Kadın istihdamını artırmak istiyorsan, bunu yaparak kadınların bir kısmını istihdama ve sendikal katılıma kazandırmanız mümkün. Ama her şeyi o baskıcı, kadın düşmanı erkek iktidarlarını nasıl sürdürebilecekleri yönünden hesapladıkları için sosyal haklar, hibeye dönüştürülüp, taraftar kadınlara kıyak olarak veriliyor. Dolayısıyla bu problem de çözülmeden kalıyor. Sendikalar yan yana gelip belediyelerle birlikte bir model oluştursalar bu da mümkün fakat iş yerine hamaset yapmak, maalesef politik tutum olarak algılanıyor.        

Bir de her durumda sendikaların örgütlemediği bir kadın emeği grubu var. Ev eksenli çalışanlar, ev hizmetlerinde çalışanlar, mevsimlik gezici ve geçici çalışanlar, ev kadınları. Bu kesimleri örgütlemek, feministlerin problemi bence. Feminist hareketin de bu alanlardaki kadın emeği sömürüsünün görünür kılınması, azaltılması için alternatif modeller üzerinde düşünmesi gerekiyor gibi. İşimiz çok zor, saldırılar yoğun ama yine de bir şeyler yapılabilir.

ERKEKLER KADINLARLA PARAYI VE İKTİDARI PAYLAŞMAK İSTEMİYOR

Sendikaların ve kadın örgütlerinin kadın çalışanların örgütlenmesine yaklaşımları nasıl ve yeterli mi sizce? Sendikal alanda, emek alanında güçlü ve geniş bir kadın örgütlenmesi için neler yapılıyor, bir şeyler yapılıyor mu? Yapılanlar yeterli mi ve sizce neler yapılmalı?

Hiçbir şey yapmayanlar da var biraz bir şey yapmaya çalışanlar da. Sendika içi kadın örgütlenmeleri hala tehdit olarak algılanıyor. Erkekler arası kapalı bir dünya sendikalar. Yukarıda da belirttim iki büyük işçi konfederasyonunda bir kadın yapısı bir kadın komisyonu olmaması büyük eksiklik, bunun ötesinde büyük bir ayıp. Bunu gerçekleştirmeden 8 Mart ve 25 Kasım toplantılarına katılıp kadınlar üzerinden prim yapmaya çalışmak ise daha büyük bir ayıp. Sendikalarda yapılıyor görünen işlerin hepsi orada bulunan birkaç kadının, dürtüklemesi ile ve onların sırtından ilerliyor. Özellikle işçi sendikalarında, paralı sendikalarda, sektör ne kadar kadın ağırlıklı olsa da kadınlar yönetime gelemiyorlar, profesyonel sendikacı olamıyorlar. Erkeklerin kadınlarla parayı ve iktidarı paylaşmak istemediklerini düşünüyorum. Memur sendikalarında, profesyonellerin olmadığı sendikalarda, kadınlar çalışmaları ile yönetimlere gelebiliyorlar. Bu örgütlenme yapıları içinde kadınların her düzeyde temsili artmadan sendikaların feminizasyonu mümkün değil. Kadın ve ayrımcılığa uğrayan tüm grupları ve çalışma biçimlerini içine alan bir örgütlenme biçimi geliştirmemiz gerekiyor. Bunun için de var olan yapılar içinde her düzeyde kadın temsiliyetinin artması zorunlu. Ama bunun için gerekli yapılar yok. Tam bir kısır döngü içindeyiz. Sendikalar dışında, dışarıda kadın kurtuluş hareketinin ve kadın emek hareketinin güçlenmesi, içerideki bu kısır döngüyü kırmamıza yardım edebilir. Son dönemlerde zayıf ta olsa dünyada ama özellikle Türkiye’de böyle bir damarın ortaya çıktığının ipuçlarını gözlemliyorum. Bu da sendikalarda kıpırdamalara yol açıyor. Ama kadın- emek hareketinde bize gerekli olan kıpırdama değil top yekun bir isyan. Artık nereden patlak verir bilemem.    

Son yıllarda tüm dünyada kadınlar grevler örgütlüyorlar. Türkiye’de etkili bir kadın grevinin gerçekleşmesi sizce söz konusu mu? Yani kadınların canına tak ettiren pek çok konu var. Böyle bir grev olsa mevcut sosyal siyasal durumu nasıl etkiler?

Bunlara grev yerine direniş demek daha uygun gibi. Kadın kurtuluş hareketi açısından ücretsiz ev içi emeğin, görünmeyen emeğin yani ev kadınlarının, hem evde hem işte çalışan kadınların “Üç gün, bir hafta ya da 10 gün ev işlerini yapmayacağız, çocuklara da bakmayacağız, ev işlerini erkekler yapsın talebiyle” sokağa çıkmaları bir grevdir. “Yüz kadının karar verip, sizin çocuklarınızı doğurmayacağız, deyip 10 yıl çocuk doğurmaması da bir grevdir.” Tüm bunları, kadın hayatlarına ve bedenlerine kast eden iktidarları devirmek için yapmaları da grevdir. Kadınların direnmesi çok kıymetlidir ama bana kalırsa direniş grev değildir. Sendikalarda örgütlü kadınların kadın emeğine ve bedenine yönelik saldırılar karşısında grevlere gidebileceğini düşünmüyor. Türkiye’de o biçimde örgütlü bir kadın- emek hareketi yok. Ekonomik bazlı grevler sendikalarda feminist kadınların çaba ve yönlendirmeleriyle kadın grevlerine dönüşebiliyor. Çünkü sendikalaşma faaliyetleri ya da ücret mücadelesi kadınların yoğun olduğu bir işyerinde grevle sonuçlandığında, öne çıkan kadınlara yönelik mutlaka bir taciz, şiddet, mobbinge rastlıyorsunuz. Bir grev politikası oluşturabilirsiniz. Fakat bu tip grevler hep kısmi kalıyor. Mevcut koşullarda buradan bir hareket çıkmaz.

TEZ KOOP-İŞ KADIN DERGİSİ ÇIKIYOR!

Tez Koop-İş Kadın Dergisi’nin 5 Mart’ta tanıtım etkinliği olacağını öğrendik. Öncelikle hayırlı olsun, başarılar dileriz tüm ekibe. Nasıl bir dergi olacak. Hangi ihtiyaca cevap verecek dergi?

İlk sayıyı hazırladık. Petrol- İş Kadın Dergisi’nde olduğu gibi bu dergi de varlığını sendikanın yönetim kurulunda bu dönem iyi erkeklerin olmasına borçlu. Petrol-İş Kadın Dergisi’nden farklı olarak dergi kolektif kadın emeğinin bir ürünü olarak çıkıyor. Derginin yazarlarının çoğu, muhabirlerin hemen hemen hepsi Tez- Koop- İş Genel Merkezi’nde çalışan kadın uzmanlardan oluşuyor. Tez- Koop- İş Sendikası kadınların yoğun olduğu hizmet işkolunda ve yine kadın ağırlıklı işyerlerinin bulunduğu ticaret, kooperatif, eğitim, büro ve güzel sanatlar alanlarında örgütlü bir sendika. Diğer taraftan son dönem kadın emeğinin aldığı tüm biçimleri bu alanlarda görüyorsunuz. Üyeler arasında akademide çalışan kadınlar da var, AVM’de çalışan kadınlar da, düzenli işlerde çalışan kadınlar da var, belirli süreli sözleşmelerle çalışanlar da ve taşeron olarak çalışanlar da. Hedef kitlesinin genişliği derginin yayın politikasına da yansıdı elbette. Sendika üyelerinin yüzde 40’a yakını kadın olunca insan daha umutlu oluyor. Öğretici, keyifli bir dergi yaptığımızı düşünüyorum. Umarım ihtiyaçlara cevap verir. Bunu daha sonra göreceğiz. Temennim kadın- emek hareketinde bir odak olması. Çünkü bu konuda ciddi bir boşluk var.

Son olarak 8 Mart ile ilgili mesajınızı paylaşmak ister misiniz?

Tüm kadınların bayramını en içten dileklerimle kutluyorum. Fabrikalarda, ofislerde, sendikalarda güvenceli, güvencesiz işlerde çalışan tüm kadınları 8 Mart’ta feminist isyana katılmaya çağırıyorum.

Yorumlar