porno izle
Genel

İnsansever kapitalizm deyimi ilk kez 2006 yılında “The Economist” dergisinde bir makalede geçer. Silikon vadisinin yeni zenginleri, dolar milyarderleri birden insansever olmaya başlarlar

Bağış, armağan ya da verilen, sunulan şey ilkel çağdan günümüze kadar gelen toplumsal bir bağ olup felsefi, insanbilim, toplumbilim, metafizik, iktisadi, teknik ve hukuki açıdan çözümlenen karmaşık bir olgudur. Siyasi boyutuyla Sivil Toplum Örgütleri (STÖ) ya da vakıflar aracılığıyla da kendini gösterir. Bağış karmaşa yaratır, düzen değiştirmeye destek olur.

Dini boyutu da önemlidir ve bağış‘ın temelinde vardır.

Tanrılara kurban sunmada, misafirperverlikte, çeyiz‘de, itibar kazanmada, doğal felaketlerde, yardımseverlikte, başkasına kan ve organ vermede, kimi sanatçıları desteklemede bağış/armağan vardır.

Yunan’da site‘de, Roma’da evergetizm‘le bağış görülür. Asil ve zenginlerin bağışlarıyla site güzelleşir, gösteriler düzenlenir, halka yardım yapılır.

Bugün Kuzeybatı Amerika yerlilerinin yaptığı “potlaç” ya da Yeni Gine yerlilerinin yaptığı “kula” özgün bağış şekilleridir.

Alfred Sauvy’nin dediği gibi “Yardımseverlik fakirlerin midesini rahatlatmadan önce zenginlerin vicdanını rahatlatır.” M.Luther King ise “yardımseverlik iyidir ama bunu gerektiren ekonomik koşulları unutturmaması gerekir” der.

Bir kimsenin, kuruluşun ya da ülkenin maddi ya da gayri maddi varlıklarını (para, mal, hizmet, nesne) bir başka kişi, kuruluş ya da ülkeye karşılıksız devretmesi diyeceğimiz bağış ekonomik çıkar ya da güce indirgenemeyen toplumsal bir sistemdir.

Bağışın özellikleri

Bağış/armağan üç evreden oluşur: Verme, kabul etme ve karşılığını verme. Neden bağış yapmak, neden biraz mal, bir miktar para, hizmet vermek istiyoruz? Nedenleri çok ve zamana göre değişmektedir. Bağış arzusu acıma duygusundan, alçak gönüllülükten, paylaşımdan, yararcılıktan, itibar edinmeden, gösterişten, tanrıları memnun etmeden, korkudan, ticari ya da siyasi beklentilerden geçen melez bir duygudur.

“O’na o kadar borçluyum ki!” derken, “Bana biraz bunu ödünç versene” derken bağış/armağan devreye girer. Ama biraz ikiyüzlülük de devreye girer. Bu yüzden P.Bourdieu “bağış şekilcilik ve toplumsal yalandan başka bir şey değildir” der.

Şiddete başvurmanın almaşığı olabilir. “Dalaşma ve sen zahmete gir ve ver!” Aynı zamanda bağışla bir ileti verilir. Bağış yapılana da dışlanmışlık duygusu verebilir.

Bağış kendiliğinden yapılır, zorlamayı ve eşitliği sevmez. Tek taraflıdır.  Gönüllülük esastır. Ücreti yoktur ama karşılık beklenir. Nicelik önemli değildir. Nitelik tartışılır. Baskı yoktur, ama zorunluluk ve özgürlük karışımı bir duyguya sahiptir.

Miras da bir bağıştır ama hukuki açıdan düzenlenmiştir. Doğumda, evlilikte bağış yapılır, armağan verilir. Doğumun kendisi bir bağıştır.

Bağış’ta kullanım değeri öne çıksa da değişim değeri de dikkate alınır. Kimileri bağış’ta sadece “ilişki değeri” görür.

Karşılıksız olan bağış verilir, kabul edilir ve belirli bir amaç doğrultusunda kullanılır. Kabul eden kişi ya da kuruluş tanıdık ya da yabancı olabilir. Bağış’ı kullanmakla karşılığını vermiş oluruz. İlkel dönemlerde topluluklar arasında bağış karşılığı karşı bağış vardır.

Bağış ilkel ve çağcıl olarak da ikiye ayrılabilir. İlkel bağış genelde topluluklar arası ve aile içidir. Tanrıların gazabından kurtulmak, topluluklar arası savaşın engellenmesi için bağış yapılır. Törenseldir. Af dilemenin aracıdır. Bağışın karşılığını Tanrı verir.

Çağcıl bağışta ise artık devlet, yabancı vardır. Anonimlik esastır. Vergiden geçerek bağış, gıda yardımı, nakit yardıma dönüşür. Piyasanın yapmadığını yerine getirmeye çalışır. Piyasanın dışladıklarına, rezerv ordusuna yardımcı olmaya çalışır. Devreye STÖ, vakıflar girer.

Bağış ne rastlantıdır ne de üretim.

Bağış için üç tür yorum getirilir:

  • Ekonomik yorum, yani ekonomik zorunluluk altında yapılan bağış: fakirlere yardım, gıda yardımı gibi.
  • “Yerli” yorum, yani ilkel bağış olup tinsel, animist değerler öne çıktığı gibi topluluklar arası dayanışma da vardır.
  • Değişimci-yapısalcı yorum ise genelde günümüze işaret eder.

Bağış yatay, yani yabancılar, birbirini tanımayan insanlar arasında yapıldığı gibi (kan, organ), düşey de olabilir yani akrabalar arasında, topluluk içinde (çeyiz, sünnet armağanı) olabilir.

Bağışın alanı genelde özeldir, özellikle ilkel bağışta. Sonra devreye devlet ve piyasa girer. Devlet topladığı vergiden bağış yapar, bağış’ı düzenler ve dayanışma adına verir. Kan ve organ bağışını devlet düzenler (kimi ülkelerde ticarileşmiş olsa da). Devlet gıda yardımı, toplumsal yardım adı altında bağışı sürdürür. Çağımızda daha çok STÖ’ler bağışta devreye girer.

Özetlersek bağış önleyici, hafifletici, geleneksel olduğu gibi gelişmeci (devlet) ve kâr amaçlı (insansever kapitalizm) olabilir.

Bağış konusunun ayrıntılı açıklamasını uzmanlarına bırakarak biz esas konumuza gelelim.

İşte bugün “insansever kapitalistler” ve kurdukları vakıflar devreye girmektedir.  Bağış piyasanın nesnesi olur ve bağıştan dolaylı olarak “kâr” beklenir. “Hediye verip karşılığı alınmaya” çalışılır. İşte konumuz da bunlardır.

İnsansever kapitalizm, kapitalistler ve bağış

İnsansever kapitalizm deyimi ilk kez 2006 yılında “The Economist” dergisinde bir makalede geçer. Silikon vadisinin yeni zenginleri, dolar milyarderleri birden insansever olmaya başlarlar. CNN’in milyarderi Ted Turner, “Kimi alanlarda dünyayı iyi hale getirmek kâr amaçlı işlemlere uygun gelebilir” der. Microsoft patronu Bill Gates, “Hükümetler, şirketler, dernek-vakıflar birlikte piyasa güçlerini genişletebilirler ve böylece daha çok insan yararlanır ve eşitsizliği azaltmadaki çalışmalarıyla takdir edilirler yani devlet, STÖ ve ulusal örgütlerin başaramadığını piyasa yapabilir. Kâr ve minnet motor rolü oynar ve bu fakirlere yardımcı olabilir” der.

Clinton’un kurduğu “Clinton Global İnitiative” aynı şeyleri söyler. İnsanın gözleri yaşarıyor!!!

Soros, Paul Allen, Steve Case, Buffett, Oracle, Apple, Sun Microsystemes, AOL… “hayır” işlerine girmeye başlarlar ve vakıf-şirket kurarlar. Birileri bağışlarıyla eski komünist ülkelerde siyasi komplolar peşinde iken kimileri de eğitim, sağlık, kalkınmaya yardım alanlarında bağışı yatırıma dönüştürmek için çaba sarf ederler.

“Giving Pledge” adı altında hayır kurumuyla ABD’de, 1990-2010 yılları arası yapılan bağış 8,8 milyar dolardan 27,6 milyar dolara ulaşır. Milyarderler yarışa girer. Avrupa’da ise milyarder bağışı pek görünür değildir ve daha çok vakıf ve dernekler aracılığıyla yapılır.

Kapitalistin bağış yapması için önce alması gerekir ve alır da.

Bağışı kullanarak piyasa kurtarıcı hale gelir.

İnsansever vakıflar nasıl çalışır?

Vakıflar finansal küreselleşmede önemli rol oynayan bilgi ve iletişim teknolojilerden yararlanırlar. Yeni örgütlenme modelleri ortaya çıkar. Bu erdemli kapitalistler iletişimde çok ustadırlar. Vakıfları görünür kılmaya çalışırlar. Ulusal, uluslararası örgütleri kurarlar ya da onlarla temasa geçerler: Rockfeller Philantropy Advises, Geneva Global, Global Philantropy Forum, European Private Equity and Venture Capital, Children’s Investment Fund gibi finans profesyonelleri insanseverlik konusunda bilgi alışverişinde bulunurlar.

Nedir yaklaşımları? Meydan okumalara, gelişme sorunlarına mucizevi ve piyasa yardımıyla çözüm bulmak; bağışı rasyonelleştirmek, bağışı yatırım olarak görmek ve geri dönüşünü sağlamak. Amaç yardım ya da destek yerine şirketlere yatırım yaparak piyasa odaklı çözümler bulmaktır. Çözümlerin esnek, güvenilir, etken ve hızlı olması için projeler, etkenlik ve üretkenlik hesapları yapılır. Dünya çapında reklamlarla iyiliksever, insansever hareketin iyilikleri anlatılır. Tabii her vakıf piyasa odaklı değildir. Karşımızda üç tür model vardır:

  • Kâr amaçlı olmayan vakıf: Piyasanın unuttuğu, kamunun ilgilenmediği yerlere hizmet götürürler. Özel sektör burada risk almaz. Sadece bağışlarla yardım eder. Görünür kılınmak, insansever görünmek, adını duyurmak önemlidir.
  • Melez vakıf: Kâr amacı yok ama kazanç vardır. Örneğin fakire ucuz, zengine pahalıdır. Toplumsal hizmet amaçlıdır. Hindistan’daki Aravind-Eye Care System göz hastalıkları konusunda çalışır ve yılda 2 milyon kişiye hizmet verir. Fakirin katarakt ameliyatını ücretsiz yapar. Aynı konu eğitim alanında da vardır. Okullar açılır, kimi öğrenciler parasız okurken, kimilerinden para alınır.
  • Toplumsal iş-ticaret (business): Kâr amaçlı vakıfla iyiliksever adına kapitalizme özgü verimlilik ve başarım aranır. Kapitalist bir şirket gibi örgütlenirler ve bağışçıların kendileri de etkinliklere katılırlar. Şirketi görünür ve çekici kılmak zorundadırlar.

Ayrıca, topladıkları bağışın kullanıldığı alanlarda (özellikle sağlık, eğitim) kendi ya da tanıdıkları şirketlerle işbirliğine giderek bağışın belirli bir kısmının geri dönüşünü sağlarlar. Bürokrasiden kaçarlar. Vakıf-şirketle somut, ölçülebilir sonuçlar almaya çalışırlar. Yatırımları yakından izlerler. Devlet destekli olabilirler, hatta devletten yardımda alabilirler. Verdikleri bağış oranında vergiden indirim sağlarlar.

Bitirirken birkaç söz

Şunu da belirtmekte öncelikle yarar vardır: Bağış’ın kimler tarafından, nasıl yapıldığı, hangi amaç için kullanıldığı, bağışın toplumsal işlevini yerine getirip getirmediği, toplanan paranın gerçekten toplumsal amaçlar (insan ve çevresi) için harcandığının izlenmesi gerekir. Bağışı yapan kadar bağış alanında toplanan para, nesne ya da verilen hizmetleri gereğinde sorgulaması gerekir.

Kapitalizm çevresel sorunlarla nasıl “çevreci” olduysa bağışlarla da insansever olmaya çalışır. Yeşil giydikten sonra elini, gönlünü açar. Sadakayı dağıtırken yeni teknolojileri kullanırlar.

Kapitalist sistem içinde kendilerine yeni bir alan açıp meşgul olurlarken yardımla pazarlarını genişletirler. İyilikseverlik, bağış borsada şirketlerin değerini artırmaya yarar.

Evrensel iyilik adına (ahlaki görev ya da pişmanlık falan değil) yeniden üretimin devamı için meşruiyetine yeni biçimler bulmaya çalışan bu insanseverler vicdanlarını rahatlatarak topluma sömürüyü, kimi eşitsizlikleri unutturmaya mı çalışmaktadır?

Bu bir “etik aklama” mıdır? Yoksa bağış adı altında kara para aklama var mıdır?

Bağış ve armağanla sömürüyü azaltmaya mı çalışıyorlar yoksa devamını mı sağlıyorlar?

Bayram değil, seyran değil bu bağışta neyin nesi derken çıkarcı, yararcı bir düşünce aklımıza gelmiyor mu?

Sermayeden uzaklaşıp o’na daha iyi hizmet ve alan sağlamak gibi çıkarcı bir amaçları yok mudur?

Ekonominin içine girdiği bunalımdan toplumsal olarak yararlanmanın yolu mudur?

Sömürünün ya da eşitsizliğin, adaletsizliğin nedenlerinden asla söz etmedikleri gibi bunları düzeltmek gibide bir amaçları yoktur.

Bağış’ın olmadığı herkesin emeğinin karşılığını aldığı bir dünya dileğiyle.

Birkaç kitap:

Marcel Mauss: Essai sur le don, formes et raisons de l’échange dans les sociétés archaiques, Sociologie et Anthropologie, Paris, PUF, 1985-1950.

Bronfman C. & Solomon J.: The art of Giving, Where the soul meets a business plan, San Fransisco, Jossey-bass, 2009.

Marcel Hénaff: le prix de la vérité: le don, l’argent, la philosophie, Seuil, 2002, Paris.

Marc Abeles; les nouveaux riches, Odile jacob, 2002.

Kaynaklar:

Jacques T.Goodbout: L’Esprit du don, Découverte, 2000.

Antonio Olmeda, Stephen Bell: Nouvelle philantrophie, capitalisme social et déveleoppement international, R.I.d’education de Sevres, no: 58, 2011.

journal.openedition.org; entreprise.blogspot.fr; revuesocialisme.pageperso.orange.fr; iris-france.org; cairn.info; resaeuinternational.net; jeuneafrique.com; books.google.fr; fr.wikipedia.fr; fansh.fr; homme-moderne.com; tendances.eco.com; prophil.eu

Yorumlar