porno izle
analiz

Afrin operasyonunun 8. gününde medyaya linç edilmeye çalışılan bir YPG’linin görüntüleri düşmüştü. Bu operasyonu ‘tek ses’ halinde sahiplenen medya organları haberi “YPG’li teröristi linçten Türk askeri kurtardı” başlığıyla verdiler. Görüntülerde ÖSO’cuların “Allahu Akbar” naraları atarak askeri giyimli bir kişiyi linç etmeye çalıştıkları ve ardından bir Türk askerinin bu kişiyi ÖSO’cuların elinden aldığı görülüyor. Bu haberi servis edenlerin amacının Türk askerini övmek olduğu belli. Ancak bu görüntüler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın laf söyletmediği ÖSO’cuların Türkiye ile işbirliği halindeki cihatçı çetelerden başka bir şey olmadığı gerçeğini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Tabii burada Kürtler söz konusu olunca iktidarın savaş arabasına düşünmeden atlayan ama ÖSO’cuların el Kaide’nin uzantısı gruplardan oluştuğu akıllarına daha sonra gelen CHP’nin Öztürk Yılmaz gibi milletvekillerini de unutmamak gerekiyor. Musul Başkonsolosu iken IŞİD’in elinde rehin kalan Öztürk Yılmaz, ÖSO’cuların kimler olduğunu en iyi bilenlerden biri olsa gerek. Ama gel gör ki,Yılmaz gibiler Kürt düşmanlığı söz konusu olunca savaş politikalarına alkış tutuyor, fakat sonra bu politikanın arka planında‘yeni Osmanlıcı’ yayılma politikalarının olduğunu görünce duraksıyor. ‘Tek adam’ rejimini inşa yolunda Erdoğan’ın en büyük şansının bu çevrelerin tutarsız siyaseti olduğu tartışma götürmezdir!

Şimdi Öztürk Yılmaz gibilerini bir tarafa bırakıp soralım: Siyasi iktidar ve “laikliğin bekçisi” Türk ordusu işbirliği yaptığı bu grupların hangi zihniyete sahip olduğunu bilmiyor mu?

Bu sorunun yanıtını daha önce laikliğin anayasadan çıkartılması gerektiğini söyleyen TBMM Başkanı İsmail Kahraman veriyor. Kahraman, ‘Zeytin Dalı Harekâtı’ ile ilgili değerlendirmesinde “cihat olmadıkça ilerleme olmaz” diyor. AKP’nin ‘Abi’si Kahraman’ın söyledikleri, iktidarın politik hedeflerini de açıklıyor. Bu politikanın bir yanında Kobanê’den bugüne Kürtlerin Suriye’deki güç ve varlığının tehdit olarak görülmesi ve öte yanında ise bu ‘tehdidin’ bertaraf edilmesi için cihatçı çetelerle işbirliği ve egemenlik altına alınan bölgelerde bu gruplarla birlikte cihatçı bir düzen kurma arayışı yer alıyor.

İktidarın yayılmacı emellerinin ‘cihat’ ile açıklanması ve cihatçı çetelerin bu emellerin bir dayanağı yapılması öyle hesapsız-kitapsız bir politika değildir. Bu politika, Sünni İslam’ın liderliğini yapma hedefiyle de birleşmiş ‘yeni Osmanlı’cı yayılma politikasıdır. Bu yayılmacı politikanın en somut ifadesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın her fırsatta Lozan’ı hedef yapan açıklamalarında kendini gösteriyor. 16 Nisan referandumu öncesinde “Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştılar” diyen Erdoğan, Afrin operasyonunun ardından yeniden Lozan’ı hatırlatıp 12 adaları CHP’nin verdiğini söylüyor. Erdoğan’ın Afrin operasyonu sürerken Lozan ve diğer anlaşmalarda “verilen topraklar”ı hatırlatması, öylesine yapılmış bir hatırlatma değildir. Erdoğan, “Lozan dahil bu belgeleri milletime anlatacağız” derken amacı halkın bu yayılmacı politikalara yedeklenmesi, ‘tek adam’ iktidarının arkasında durmasıdır.

Başka bir deyişle 2019 seçimlerine giderken ‘tek adam rejimi’ bu yayılmacı politikaların ifadesi olarak karşımıza çıkartılıyor. Daha önce Musul’da kendini gösteren bu yayılmacı emeller, Türk burjuvazisinin de iştahını fazlasıyla kabartıyor. Katar, Somali ve Irak Kürdistan bölgesinde bulunan askeri birlikler, Sudan’la Sevakin adasında üs kurmak için yapılan anlaşma, bu yayılmacı politikanın başarısı olarak sunuluyor. Ancak Katar’daki üssün Katar ile diğer Körfez ülkeleri arasında krize yol açtığı, yine Başika’daki Türk askerinin Türkiye ve Irak’ı çatışma noktasına getirdiği ve Sevakin anlaşmasının Sudan ve Mısır arasında ciddi bir gerilim yarattığı düşünüldüğünde, bu yayılmacı emellerin Türkiye’yi giderek yeni çatışma alanlarının içine sürüklemekten başka bir işe yaramadığı görülecektir.

Bugün siyasi iktidar, ÖSO ile birlikte yürütülen operasyonu cihat olarak tanımlıyor. Cihat, dini görünümlü yayılmacılığın ifadesi olarak anlam kazanıyor. Bu yayılmacı politika, halkın desteğini almak için Lozan ve cumhuriyet rejiminin kurucu değerleriyle hesaplaşmayı zorunlu görüyor. Bu hesaplaşma üzerinden daha önce defalarca fiilen değiştiği belirtilen rejimin yerine ‘tek adam rejimi’ kurulmak isteniyor.

Bugün Afrin operasyonuna destek veren ulusalcılar-Kemalistler için son bir kez daha düşünmek zamanıdır. Çünkü yarın çok geç olabilir! (evrensel)

Yorumlar