porno izle
analiz

Seçimler geldi geçti, geleceğe bakalım demek istesem de yaşanan sayım sorunlarından ötürü dilim varmıyor. Yine kelli felli insanlar ortada dolaşıp sonuçları değerlendiriyorlar. Çoğu ciddiye alınabilecek gibi değilse de maalesef insanların algılarının belirlenmesinde etkili oluyorlar. Şu anda siyasal mücadele bakımından önemli laflar edilebilir. Fakat derinlemesine değerlendirmeler için biraz zamana ihtiyaç var. Çünkü bugünlerde birçok siyasal aktör ve şu ya da bu çevrenin sözcülüğünü yapanlar heyecan avcılığına çıkmış durumda. “Ben demiştim!” diye ortalarda dolaşanların çoğu hakkında, isteyen gönlünden geçenleri açıkça ifade edebilir. Kendi adıma büyük laflar etmek yerine seçim öncesi ve sonrasında tanık olduğum bazı konuşmaların içeriğini sizlerle paylaşacağım. Konuşmaların asli özneleri oyunu iktidar partisine veren seçmenler.

Çok uzun zamandır İstanbul’un eski semtlerinden birinde oturuyorum ve sabahları aynı saatlerde otobüse binerek işe gidiyorum. Dolayısıyla tanışmasak da yüzlerin çoğu tanıdık. Hatta insanların siyasal tercihlerinin ipuçlarını bile yakalıyor insan zamanla. Otobüs kuyruğunda karşılaştığımız türbanlı genç bir kadın var; sıklıkla yanında da geleneksel kesimlerin pek de hazzetmediği tarzda giyinen orta yaşlı bir kadın. Türbanlı kadının, Gezi direnişine katıldığını coşkuyla anlatmasına aylar önce tanıklık etmiştim. Diğer kadına ise Cemaat gazetelerini dağıtan adam sabahları gazetesini veriyor. İster istemez insan konuşmalara da kulak misafiri oluyor. Seçim üzeri bir sabah baktım türbanlı genç kadın, arkadaşına Cemaat’in olumsuzluklarından bahsediyor. Diğeri konuşmak yerine susmayı tercih ediyor. Fakat susarak anlatıyor aklından geçenleri. Seçimlerden üç-beş gün kadar önce türbanlı kadın otobüste birkaç sıra arkama oturdu. Seçimler üzerine konuşuyordu. Ara sıra, daha sonra kuyruktaki diğer kadın olmadığını gördüğüm başka bir kadının sesi duyuluyordu. Türbanlı kadın anlaşılan karşısındakini AKP’ye oy vermeye ikna edemiyordu. Birkaç durak yol aldıktan sonra M.Sarıgül’e oy vermemesi yönünde ifadeler kullandı. Yine de başarı elde edememiş olmalı ki, sonunda, gerçek MHP’li birinin MHP’ye oy vermesi gerektiğini söyleyiverdi. Otobüsten inerken, “Anlaşılan, AKP üst kadrolarının, oyunu bana vermiyorsan CHP’ye verme de kime verirsen ver anlayışı tabanda karşılık bulmuş,” diye düşünüyordum.

İkinci örnek babamların komşusu. Yaşı yetmişin üstünde bir kadın. Ömrü boyunca hep sağ partilere oy vermiş. Tahmin edileceği üzere kurulduğundan bu yana da AKP’yi destekliyor. Yalnız yaşayan ve sürekli haberleri kendince beğendiği kanallardan takip eden biri. Seçimlere üç-dört hafta kala karşılaştığımızda söylediği şey şuydu: “Yolsuzluk, rüşvet vs. iddialarının hepsi yalan. Yapılan bir komplo. Televizyonda konuşanlar yalan mı söyleyecekler? Bu çirkin işleri yapanlar CHP’liler. Kitabı okuyan, Müslüman adam haram yemez.” Konuşma böyle uzayıp gidiyor. Ayrıldığımızda neler söylediğini düşündüğümde yaptığım değerlendirmenin özeti şu: Televizyonların insanları etkileme gücü çok yüksek. AKP medyada elde ettiği üstünlüğü kendi adına başarıyla kullanmakta. Çok partili yaşamla başlayan CHP-DP ayrışmasının siyasal kültür üzerindeki etkisi hâlâ sürmektedir. DP’nin Müslümanlığı, CHP’nin ise laikliği-İslam karşıtlığını temsil ettiği algısı/önyargısı AKP tarafından işlenmeye devam edilmekte olup, büyük bir kitle içinde de sonuç almaktadır. Sayısını kestirememekle birlikte azımsanamayacak bir kesim için iktidarın meşruiyet kaynağı hâlâ dindir.

Başlamışken babamların diğer komşusundan devam edeyim. Orta yaşlı bir kadın. Erzurum kökenli. Konuşmaya tanıklık etmesem de aileme söylediği şey şu: “Aslında Akparti’ye oy vermeyecektim. F.Gülen ortalığı karıştırmaya çalışıyor. Erzurum’da MHP seçimi kazansın diye uğraşıyorlar. MHP’nin kazanmaması için ve Türkiye’yi karıştırmak isteyenlere karşı oyumu Akparti’ye vereceğim.” Uzatmaya gerek yok; Cemaat’e karşı yürütülen propaganda, ortalama muhafazakâr seçmen üzerinde AKP’nin istediği etkiyi göstermiş.

Seçimden iki gün sonra iş çıkışı eve giderken hiç tanımadığım iki kişinin ayaküstü konuşmasına tanık oldum. El arabasında sebze satan bir adam ve başını çenesinin altından bağladığı eşarbıyla kapatmış kadın sohbet ediyorlar. İkisinin de yaşı muhtemelen altmışın üstünde. Kadının ne sorduğunu bilemesem de, verilen karşılıktan, İstanbul’daki seçim sonuçlarını merak ettiği anlaşılıyor. Adam kendinden çok emin konuşuyor: “Sosyete semtlerini CHP aldı. Bizim gibi insanların yaşadığı yerleri Akparti aldı.” Fazla söze gerek yok: Ekonomik ayrışmaya göre varlıklılar CHP’yi, diğerleri AKP’yi destekliyor propagandası toplum içinde karşılık bulmuş. Anlaşılan varlıklı kesimler denilince ortalama vatandaşın aklına egemen sınıflar-burjuvazi gelmiyor. CHP’ye (ve sola) oy veren milyonlarca insan, yıllar boyunca rejim tarafından ötekileştirilenlerce, egemen sınıfın günahlarının somutlaşmış hali gibi görülmekte. AKP’nin bu ayrışmada alt gelir gruplarını taban seçerek iktidar ettiğini o seyyar satıcı sözleriyle adeta kanıtlamaktadır.

Son bir örnekle yazıyı bitireceğim. Bu kez ellili yaşlarda üniversiteye giden bir tanıdık. Kurulduğu günden beri AKP’yi destekleyen erkek seçmen. Söylediği şey kısaca şu: “Türkiye dünyadaki lider ülkelerden biri olmak için uğraşıyor. Henüz değil ama gelecekte küresel aktör olacağını görenler, Türkiye’nin önünü kesmeye çalışıyorlar. Bu yüzden de Başbakan’a ve partisine saldırıyorlar.” Küresel aktör olabilmenin koşulları üzerine konuştuğumuzda kafası biraz daha karıştırdıysa da, ortada olan gerçek, iktidar partisinin ekonomik başarı söylemi ve Türkiye’nin dünyanın lider ülkeleri arasına girdiği propagandası toplumu motive etmeye yetmektedir.

Eminim herkes, yukarıda anlattığım örneklerin benzerleriyle her gün karşılaşmakta. Bu nedenle örnekleri çoğaltmayacağım. Yazı gereğinden fazla uzadığından kısaca belirtecek olursam, AKP, insanların kültürel kodlarına uygun söylem geliştirmekle kalmayıp ideolojik aygıtları kendi adına başarıyla kullanarak seçmen tabanıyla temasını sürekli kılabilmektedir. İktidar partisince kullanılan ötekileştirici dil toplumda karşılık bulmaya devam etmektedir. 17 Aralık süreci AKP tarafından kendi tabanına yönelik propaganda malzemesi olarak başarıyla kullanılmış ve böylelikle parti tabanında çözülme önemli oranda engellenebilmiştir. Daha da önemlisi, “Dünya Devleti Türkiye” sloganı vatandaş arasında güçlü bir karşılık bulmaktadır. Geçmişteki köklere (Osmanlı-İslam) yapılan göndermeler, günümüz için istikrar propagandası, geleceğe yönelik umut içeren söylem AKP’nin tabanını bir arada tutabilmek bakımından önemli işlev görmektedir.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın