-5

1989-1991 dönemleri arasında ABD’nin Türkiye Büyükelçiliği görevini yürüten  Morton Abramowitz’in adı, uzun bir dönem Tayyip  Erdoğan ve Abdullah Gül’ü siyasetin tepe noktalarına taşıyan kişi olduğu iddiaları ile anıldı.

Abramowitz’in “The nationalinterest.org” sitesinde 19 Ekim 2011 tarihinde yayınlanan “Gerçek Tayyip Erdoğan” başlıklı makalesi, “kadife eldiven giydirilmiş demir bir yumruk” üslubunun izlerini taşıyor. Türkiye’nin tam da yakın komşuları ile “sıfır sorunlu” bir dönem inşa etmeyi telaffuz ederken, kendisini “birdenbire” yanan Ortadoğu ve kuzey Afrika ülkelerinin iç ilişkilerine müdahale ederken bulduğu bir dönemde yazılmış bu yazı, belli ki yeni tartışmalara yol açacak.Diplomatik çevreler bu metni nasıl yorumlar bilinmez ama, yazı zamanlaması olduğu kadar verdiği mesaj açısından da bir hayli dikkat çekici.

Bir yandan Recep Tayyip Erdoğan’ın avantajları sıralanırken, diğer yandan kimi “tutarsızlıklarına” vurgu yapılması, Türkiye’nin “yeni dış politikasına” da  “yeni bir ince ayar” ihtiyacı mı hasıl oldu sorusunu akıllara getiriyor.

Gerçek Recep Tayyip Erdoğan

Morton Abramowitz 
19 Ekim 2011

Recep Tayyip Erdoğan’ın, yalnızca Ortadoğu’da değil, New York’ta da deyim yerindeyse bir rock yıldızına dönüştüğü söylenebilir. BM Genel Sekreterliği’ne yaptığı en son ziyaretlere, Fareed Zakaria ve Charlie Rose ile yaptığı üst düzey mülakatların  yanı sıra, Türkiye’yi kendi gündemi ile artık batıya yaslanmayan yeni bir güç, kendisini de zamanın adamı olarak ilan eden bir dizi makale damgasını vurdu.

Erdoğan, Atatürk’ten bu yana hiçbir liderin yapamadığı biçimde Türkiye’yi dönüştürdü. Ülke, daha önce hiç olmadığı kadar demokratik, dinamik ve özgürdür. Ülkenin bu dönemde kaydettiği gözle görülür ekonomik büyüme ona yeniden uluslararası bir oyuncu haline gelme olanağı sunmuştur. Recep Tayyip Erdoğan, Ortadoğu ile özellikle yeniden ilişkilenmiş ve ülkeyi bölgenin ‘model ülkesi’ durumuna yükseltmiştir. İsrail karşıtı duruşu ve aktivist tavrı, onun içerde ve Ortadoğu ülkelerinde popüler biri haline gelmesini sağlamıştır. Başkan Obama’nın Erdoğan’ı her açıdan yapıcı bir partner olarak gördüğü, onunla sık sık telefonla görüştüğü ve bölge ile ilgili konularda görüşlerini aldığı bilinmektedir.

Dolayısıyla bugün Erdoğan’ın dünya görüşünü açıklığa kavuşturmak her zamankinden daha fazla önemli hale gelmiştir. Ortadoğu’ya yönelik tavrını ne ölçüde İslami bir çerçevede belirlediği ülke içinde ve dışında endişe uyandırmaktadır. Bazı beyanatlarında kişisel ve epey duygusal bir retorik kullanması, benimsediğini iddia ettiği demokrasi ve özgürlük “ilkelerine” gölge düşürmektedir. Ona yönelik eleştirilerinde daha sert olan bazıları ise, onun aslında; hemen her konuda, daha önce sarfettiği söylemleri hatırlamaksızın kalıcı olmayan ve derinliksiz beyanatlar verdiğini öne sürmektedir. Hem içerde, hem de dışarıda ilkelerini seçici ve eklektik temelde uygulaması onunla ilgili pek çok sorunun ortaya atılmasına neden olmuştur. Bunlar arasında en önemlisi ‘gerçek Erdoğan Kimdir?” sorusudur. Burada bu soruyu incelemeye çalışacağız.

İslam ve Adalet

Türkiye’deki politik islami partiler içinde büyüyen Erdoğan’ın, kişisel ve politik kökleri İslam içinde şekillenmiştir. Erdoğan, dünyayı Müslüman ülkelere sürekli ve sistematik olarak kötü davranan gayri-müslim Batı’nın kontrol ettiği bir yer olarak görmektedir. Yine Erdoğan, İsrail’in Batı’dan aldığı özel desteklerle Müslüman komşuları üzerinde egemenlik kurduğunu görmektedir. Tam da aynı tutum yüzünden, Sudan ve İran gibi ülkeler yaptırıma maruz kalmakta ve yalıtılmaktadır. Ona göre; bu adaletsiz sistemin temel aktörleri, Müslüman komşuları üzerinde İsrail’in, askeri güç ve nükleer teknoloji gibi alanlarda üstünlüğünü sürdürmesini mümkün kılan BM ve Güvenlik Konseyi’dir.

Demokratik ve ekonomik yönden başarılı bir Müslüman ülkenin lideri olarak Erdoğan kendini, bilhassa Filistinlilerin ve giderek daha gözle görülür bir biçimde Afrikalı Müslümanların olmak üzere, Ortadoğu’nun ezilen Müslüman seçmenlerinin sözcüsü olarak görmektedir. Erdoğan, mağduriyet ve adaleti kavrayışındaki temel husus olan İslam ile birlikte adaletin kendisine yön veren ilke olduğunu sık sık vurgulamaktadır.

Gazze’deki Filistinliler Erdoğan’ın bu adaletsiz dünyasının en dip noktasıdır. İsrail burdaki insanları bir sonucu olmaksızın acımasızca ezmektedir. Erdoğan’a göre, Gazze’den İsrail’e atılan az sayıdaki füze, İsrail’in yol açtığı Filistinli kayıplarla karşılaştırıldığında önemsiz kalmaktadır. İsrail, ABD’nin ve diğer Batı ülkelerinin çifte standartı nedeniyle üstünlüğünü sürdürebilmektedir. Güvenlik Konseyi, İsrail’in kitle imha silahlarına ses çıkarmazken, Erdoğan’ın barışçıl olduğunu savunmakta devam ettiği nükleer programı nedeniyle İran’a yaptırım uygulaması bu çifte standartın en açık göstergesidir.

Türkiye, ABD’nin Afganistan’a müdahalesini ve genel anlamda terörle mücadele çabalarını desteklemiştir. Buna rağmen, Erdoğan’ın terörizm ve savaş suçu tanımı çok belirgin biçimde İslami yaşam görüşüne uygun olarak şekillenmiştir. Erdoğan’ın; Sudan Devlet Başkanı Ömer El-Beşir’in çoğunluğu gayri-müslim olan Darfur’da yaptığı kitlesel yıkımları savunurken dediği gibi, eğer bir lider müslümansa, İslam öldürmeyi yasakladığı için “soykırım yapamaz.”

İsrail’e karşı savaşan Hamas gibi İslami bir grup da yine Erdoğan tarafından ‘özgürlük savaşçısı’ olarak tanımlanabilir. Öte yandan, sivilleri öldürdükleri ve demokratik Türk devletine karşı savaştıkları için, üyeleri Müslüman Kürt ailelerinden gelen Kürdistan İşçi Partisi (PKK), İslami sayılamayacağı gibi,  pek çok Batı ülkesinin yaptığı gibi, ‘terörist’ olarak damgalanabilmelidir. Bu, İslamcı fakat terörist eylemlerde bulunduğu iddia edilen Taliban ve El-Kaide gibi örgütlerden ayrılmasına neden olmaktadır. Beşir ve Hamas gibi belirgin istisnalar dışında, Erdoğan’ın tasnifi hiçbir zaman kendisini ABD’nin terörizmle mücadele politikaları ile doğrudan çatışır bir konuma getirmemiştir.

Erdoğan’ın odak noktası, yeni hükümetler oluşturulması için çabaların sarfedildiği Tunus, Libya ve Mısır gibi ülkeler örneğinde olduğu gibi İslam, demokrasi ve laikliğin nerede kesişeceğidir. İslam’ın demokratik değerlerle uzlaşabileceğine ilişkin verdiği mesaj ile Erdoğan, Ortadoğu’nun geleceğine ilişkin tartışmalarda bir boşluğu doldurmaya talip olmaktadır. Örneğin dindar bir devlet adamının; devletin laik doğası ve kendi dindarlığından fedakarlık yapmadan laik bir demokrasiyi nasıl yürütebileceği konusunda Kahire’de bir konuşma yapmıştır. Erdoğan alamet-i farikası olan İslam ve demokrasiyi başa ve merkeze koyuyor.

Tekbencilik

Erdoğan’ın Türkiye’deki itibarını, politikalarının merkezine koyduğu söylem ve uslup üzerinden anlamlandırmak en doğru yöntem olacaktır. Erdoğan, Türkiye’nin diğer ülkelerle ilişkilerinden bahsederken duygularını ve kişisel ilişkilerini ön plana çıkarmaktadır. Örneğin Suriye ile ilgili olarak verdiği bir demeçte, Esad ile olan dostluğunun bittiğini ve artık Suriye’nin kendi vatandaşlarına yaptığı zulüm konusunda ‘sabrının’ tükendiğini vurgulamıştır. Yine Türkiye’nin Suriye konusundaki tutumunun, ülkeden kaçan Suriyelilerin barındığı bir sığınmacı kampına yaptığı ziyaretin ardından değiştiğini ifade etmiştir. Oysa ki Suriye ve Türkiye bundan önce, Erdoğan’ın liderliğinde yakın ekonomik ve siyasi bağlar kurmuştur. Türkiye’nin stratejik ve ekonomik çıkarlarından çok Esad hakkındaki hislerine odaklanan, kişisel hislerinin çağrısına kulak vererek dünyanın savunulmasını Afrika’ya kadar genişleten Erdoğan, kendisini Türkiye’nin cisimleşmiş hali gibi öne atmıştır. Ramazan ayının sonunda  Somali’ye yaptığı ziyaret Somali halkına yönelik cömertlik ve yardım çağlarıyla noktalanmıştır. Bu ziyaret gerçekten de istisnaidir. Değişik inançlardan çok az lider Somali’yi ziyaret etmiştir. Erdoğan geçtiğimiz hafta Foreign Policy’de, Somali’ye yardım konusunda bir makale yazdı. Somali’ye yönelik yardım ve yeniden yapılandırma projeleri için yaptığı övgüye değer çağrılar, sanki daha önce hiçbir ülke yardım yapmamış gibi, Batı’ya, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na davet edilmesiyle sonuçlanmış ve kıtlıkla mücadele çağrısı da karşılıksız kalmamıştır. Ve elbette Türkiye onun önceki sekiz yıllık iktidarı boyunca Somali’ye çok az ilgi göstermişti. Neredeyse, sanki Somali sorunu, Erdoğan onu keşfedene kadar var olmamıştı. Ülkeye daha fazla temel sağlık hizmeti ve altyapı getirmeye yönelik kıymetli amaçlara rağmen, Erdoğan’ın söyleminin  Somali halkından daha çok kendisine yönelik olduğu görünüyor. Mazlumların lideri olarak konuştukça Erdoğan, Somali gibi Müslüman ülkeleri, Türkiye’nin ulaştığı ekonomik siyasal seviyenin ve kendi uluslar arası liderliğinin vitrini olarak gösterilmesini sağlayacak bir fırsat olarak görüyor.

Kürtler

Bir çok liderin anladığı gibi, kimi zaman sert politik gerçekliklerle “ilkeleri” dengelemek zor olmuştur. Erdoğan’ın en derin çelişkisi, Türkiye’deki büyük Kürt azınlıktan kaynaklanmaktadır. Başka hiçbir liderin göstermediği kadar Kürtlere esnek davranmıştır. Her ne kadar gözle görülür faydalar getiremeden kesilmiş olsa da, Demokratik Açılım Türkiye’de askeri bir sorun olarak görünen bu meseleyi politik düzeyde çözmeye yönelik ilk ciddi girişim olarak görülebilir. Hükümetin PKK lideri ile müzakereler yürüttüğünün artık bir sır olmaktan çıkması, geçmişten kopma iradesinin güçlü olduğunu kanıtlamaktadır.

Uluslararası platformlarda demokrasi ve özgürlüklerden söz eden söylemlerine karşın Erdoğan’ın bunun gereğini ülke içinde yaşama geçirmekte zorlandığı açıktır. PKK’nin son dönemde çok fazla ölüme yol açan saldırılarına karşılık olarak, son Kürt isyancı da silah bırakana kadar askeri çözümde ısrarcı olacaklarına yemin etmiştir. Bu yaklaşımın sonuç vermediği geçmişte defalarca görüldü. Türk siyasi partilerinin taslağını yazmaya başladığı yeni sivil Anayasa’da, artan PKK şiddetinin dikkate alınacağı gözönüne alındığında, ileriye doğru bir yol bulunabilmesi zor olacaktır.

Kürt sorununda demokratik dönüşüm, Erdoğan’ın daha demokratik ve açık bir Türkiye yaratma kapasitesini test etmesi itibariyle bir turnusol kağıdı işlevini görmektedir.

Bütün bunları ne yapacağız?

Açık ki, Erdoğan, kendine has özellikleri olan, dünya sahnesine adım atmış karizmatik ve yetenekli bir politikacıdır. Türkiye’ye hükmederken medyada kendisiyle hesaplaşmaya cesaret edebilen çok az bir kesim var; eleştiriye tahammülü az. Her ne kadar bireysel ideolojisiyle epey çelişkiye düşse de, Türkiye’nin büyümesine ve ekonomik çıkarlarına önem veren çizgisini başarıyla sürdürmüştür. Yine Ortadoğu’nun geleceğinin yöneliminin gölgeli olduğu bir dönemde İslam’ın demokrasi ve laiklikle uyumlu olabileceğinin kanıtı bir vakıa olarak durmaktadır.

Erdoğan duygusal bile olsa, belirli bir misyonu olduğuna güçlü duygularla inanan, halkının güçlü desteğini arkasına almış bir adam. Erdoğan, faturası daha fazla Müslümanlara kesilemeyecek biçimde, özellikle Ortadoğu’da, küresel sistemdeki Batı hakimiyeti anlamına gelen uluslarararası düzlemi sarsmak istemektedir. Erdoğan İsrail’i suçlu olarak görüyor, ki İsrail ile arasındaki bu ihtilaf geçtiğimiz yıl, İsrail’in Gazze ablukasını delmeye çalışırken İsrail tarafından saldırıya uğrayan Türk gemilerine dayanıyor. Bu perspektif, temel ilgi alanı olarak İsrail’in güvenliğini ilkesel olarak merkezine alan ABD politikalarıyla ihtilafa düşmesine neden olmuştur. Ne var ki Erdoğan’ın faydacı çizgisi ve başbakanlığını yürüttüğü hükümetin üçüncü dönemine girmesini de gözden kaçırmamak gerekir. NATO’nun ülkeye konuşlandırmak istediği füze savunma kalkanını kabul etmesi ve yine Libya’ya yapılan NATO müdahalesine Türkiye’nin katılımını öngören NATO önergelerine razı olması, jeostratejik isterleri ve çıkar dengelerini –bazıları her ne kadar aksine inanmayı tercih etse de- göz ardı edemediğini göstermektedir. Ortadoğu’da bile ABD ile yakın ilişkiler geliştirebileceğini açık olarak istemekte ve bunu kurabileceğine inanmaktadır. Obama yönetimi, aksini düşünmesini gerektirecek herhangi bir koz vermemiştir. Bununla birlikte, dinsel yaşam görüşü, tekbenciliği ve uzlaşmaz hırsının yarattığı kompleks karışım ona hareketleri ne yapacağı belli olmayan bir müttefik niteliği vermektedir.

Abramowitz  (The Century Foundation’da Yönetici / Türkiye Amerikan Büyükelçisi 1989-1991)
Çeviri: Eylem Çağdaş

Abramowitz kimdir?

1953 yılında Stanford Üniversitesi’ni BA derecesi ile bitirdi. 1 Şubat 1985 ve 19 Mayıs 1989 tarihleri arasında Ronald Reagan başkanlığı döneminde ABD Haberalma Araştırma Dairesi direktörlüğünü (İngilizce: Bureau of Intelligence and Research) yaptı. 1991 yılında, Türkiye’nin Ankara Büyükelçiliği görevinden ayrıldı ve ABD İçişleri Bakanlığı’ndan emekli oldu. 1991- 1997 yılları arasında Carnegie Vakfı’na bağlı uluslararası çatışma ve krizlerin önlenmesi için çalışan Carnegie Uluslararası Barış için Bağış komitesinin (İngilizce:Carnegie Endowment for International Peace) Başkanlığını yaptı. 1997-1998 yıllarında Uluslararası Kriz Grubu (İngilizce:İnternational Crisis Group) Başkanlığında bulundu. Dış İlişkiler Konseyi (İngilizce:Council on Foreign Relations (CFR)) kıdemli üyesidir.[1] CFR’nin yayını olan Dış İlişkiler (İngilizce:Foreign Affairs) dergisinde yazmaktadır.
Kaynak: Wikipedia

Wikileaks diyor ki

İsrail-Türkiye ilişkilerinin bozulmasının sebebi tamamen Recep Tayyip Erdoğan
26 Ekim’deki bir konuşmada İsrail büyükelçisi Gabby Levy ülkesinin Türkiye ile ilişkilerinin bozulmasını tamamen Başbakan Erdoğan’a bağladı. Davutoğlu, Çek dışişleri bakanı ve aracı devlet yetkilileri aracılığıyla durumun iyiye gideceğini, Erdoğan’ın sert İsrail eleştirilerinin çok önemsenmemesi gerektiğini iletmiş. Aracı yetkiliye göre Erdoğan’ın Gazze’deki insani duruma ilişkin kızgın söylemleri yalnızca iç siyasette puan toplamak için. Levy Erdoğan’ın düşmanlığını siyasi hesaplara bağlamıyor ve kendisinin İsrail’i eleştirmekle anketlerde fazladan bir puan bile kazanmadığını belirtiyor. Levy’nin iddiası bunun güçlü duygular yüzünden olduğu yönünde: “Adam kökten dinci. Bizden dini nedenlerle nefret ediyor” ve bu nefreti yayılıyor. Levy, Türk Hükümeti’nin Suriye’yle ilişkilerini iyileştirmesi ve Arap Ligi’ne gözlemci olmak için yaptığı çabalar da dahil olmak üzere Türk dış politikasında İsrail karşıtı bir kayma olduğunu belirtti.
Yorum: Türkiye hükümetinin içindeki ve dışındaki bağlantılarımızla yaptığımız tartışmalar Levy’nin öne sürdüğü Erdoğan’ın özetle İsrail’den nefret ettiği tezini doğrular nitelikte. xxxxx, Erdoğan’ın İran ve Orta Doğu’ya eğilimini destekleyen nedenlerden bahsetti, fakat İsrail’e olan antipatisi de buna bir etken.
Kaynak: wikileaksturkiye.com/israil-%e2%80%93-turkiye-iliskilerinin-bozulmasinin-sebebi-tamamen-recep-tayyip-erdogan/

Bunların hiçbirisi Türkiye’nin tehlikeli bir bölgede son derece önemli bir müttefiğimiz olduğu ve pek çok aksaklığa rağmen Müslüman dünyasındaki tüm ülkelerden daha demokratik ve özgür olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Demokratik kurumlarının olgunlaşmasını istiyorsak ülkelerinin geleceğine dair tartışmaları Türklerin kendisine bırakmalı ve yolu tıkamamalıyız. Bunu yapmak konuyu bir ABD meselesi haline getirerek çıkarlarımıza, buradaki etkimize ve demokratik değerlere zarar verir. Genel ilkelere bağlı kalmalı ve ayrıntıları kararlaştırma işini Türklere bırakmalıyız. Olaylar geliştikçe bir zaman sonra siyasi bir çöküntüyü engellemek için müdahalemiz gerekli olabilir, fakat o zaman şimdiki zaman değil ve belki de hiç gelmeyecek.
Kaynak: http://wikileaksturkiye.com/%E2%80%9Cturkiye%E2%80%99nin-gelecegini-turklere-birakmaliyiz-%E2%80%9D/

(…) Erdoğan’ın pragmatikliği işine yarasa da kendisi vizyonsuz. Erdoğan ve AKP’li üst düzey danışmanları, Dışişleri Bakanı Gül ve diğer AKP yetkilileri dahil olmak üzere, analitik derinlikten yoksun. Erdoğan zayıf istihbarata ve medya dezenformasyonuna bel bağlamış. Dar dünya görüşü ve Sünni kimliği ile halkla ilişkilerinde sorumsuz davranıyor. Kendisinin (ve çevresindekilerin, Gül dahil) Sünni görüşlü önyargılara ve duygusal tepkilere kapılmaları, birleştirici ve pratik iç/dış politikalar geliştirmelerini engelliyor. (…)

Aktaran: blogeditoru.blogspot.com
http://cablegate.wikileaks.org/cable/2004/12/04ANKARA7211.html

2 tane yorum var
  1. süper bir süreç olmuş Sayın Tayyip Erdoğan başbakanımız olduğu için huzurlu ve umutluyuz. Saygılarıma

  2. AKP rüzgarla iktidara geldi,iktidara taşıyan rüzgara göre yol alıyor.11 yıllık iktidarın kısa özeti budur.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: