porno izle
ÇEVİRİ

ABD’nin 2003’te Irak’ı işgali tam anlamıyla felaket olup, canice bir maceraydı. Yüz binlerce insan öldürüldü, önemli bir kısmı yaşadığı yeri terk ederek göç etmek zorunda kaldı. Milyonlarcası akla gelebilecek en kötü sefalet ve yoksullukla karşı karşıya kaldı. Bütün bölge, “demokrasiye” geçmekten uzak, istikrarsızlığa, sosyal kargaşaya, mezhep cinayetlerin işlendiği ortama sürüklendi, açlıkla karşı karşıya kaldı. Bush (baba) yönetimi ve Cumhuriyetçilerin bu sosyal felaket suçunun işlenmesinde sorumluluk payları var. Ancak, Cumhuriyetçi George W. Bush’tan önce, Demokrat Bill Clinton döneminde, 500.000 kadarı çocuk olmak üzere, bir milyondan fazla insanın ölümüne neden olan acımasız yaptırımlar Irak’a uygulandı. CBC kanalında yayınlanan 60 dakika adlı programda ABD’nin 64. Dış İşleri Bakanı Madeleine Albreight’e bu konuda sorulan bir soruya karşılık; “alınan bedel çekilen cefaya değdi” diye cevaplamıştı. Obama’nın Başkanlık koltuğuna oturmasından sonra, ABD’de büyük ölçüde Irak savaşına karşı duyulan öfkeyle ateşlenen, Bush karşıtı bir duygu dalgası yükselişe geçmişti. Başkan Obama ve Dış İşleri Bakanı Hillary Clinton yıllarca sonra da işgal faaliyetine devam ettiler. Obama yönetimi şimdilerde yedi kadar ülke üzerine bomba atıyor.
Cumhuriyetçi veya Demokrat, Bush ya da Clinton olması fark etmez; isimler her zaman değişebilir. Ancak, ABD’nin temel çıkarları gereği, aynı politikaya devam edilir: İçerde ve dışarıda sermayeye hizmet etmek ve sermayeyi korumak. Nixon, Reagan ve Bush’lar dönemi ABD yönetimi dünya çalışan kesiminin düşmanı olarak görüldü. Taliban ve El-Kaide organizasyonlarının bir önceki kuşağı, Afganistan’da mücahidin “özgürlük savaşçılarını” ilk olarak finanse etmeye başlayan “İnsan Hakları” şampiyonu Demokrat Jimmy Carter oldu. Çinhindi’ni (Indochina) bombalamak üzere, yüz binlerce asker ve bir alana adeta halı serer gibi bomba atma yöntemini tercih eden Demokrat John F. Kennedy (JFK) ve Lyndon B.Johnson (LBJ) yönetimleri oldu. Liberal ikon haline gelen Franklin D. Roosevelt’ın, Nikaragua Devlet Başkanı, diktatör Anastasio Somoza Debayle (1967-1972 ve 1974-1979) yönetimi döneminde işlenen vahşet olayları karşısında şöyle bir espri yaptığı iddia edilir: Anastasio Somoza kastedilerek,“O bir haramzade olabilir, ama bizim haramzademiz”. İşçi sınıfı hareketini bastırma söz konusu olduğunda, büyük iş dünyasını oluşturan her iki taraf, yani devlet ve işverenler, ellerinden kir ve kan damlayarak, birbirleriyle kenetlenmeye başladılar.

Obama yönetimi, Irak Sünni azınlığına karşı mezhep savaşı açan, yozlaşmış Nuri El-Maliki hükümetini sistematik olarak destek vermişti. Kitlesel olası bir Sünni isyanı, birçok bölgede merkezi yönetimin çöküşüne neden olabilirdi. Ancak, iktidar boşluğunu doldurabilecek organize tek güç, gerici IŞID örgütü haydutları oldu. Suriye’de erken başlayan benzer bir manipülasyon süreci siyasal dejenerasyona yol açtı ve Suriye devriminin umut verici evresi olarak görülen ilk dönem hareketinin boğulmasına neden oldu. Suriye ve Irak emekçi sınıfını oluşturan kesimler, on yıllardan beri acımasız paralı askerlerin baskısına maruz kaldılar. Parçalanmış ve zayıflamış potansiyel işçi sınıfı, güçlü sendikal birlik ve siyasi partilerden mahrum bırakıldı. Meydana gelen siyasal boşluk, her iki ülkedeki geniş halk kitlelerini terörize eden, acıma duygusundan yoksun, mezhepçi milisler tarafından dolduruluyor. Obama yönetimi bugün, yerine getirdiği faaliyetlerden dolayı, cihatçı organizasyonunu donanımlı “genç terörist grubu” olarak tanımlanması, emperyalizmin bölge halklarını aşağılayıcı bir kınamasıdır. Dünyanın en büyük askeri gücü ABD, insanlığın karşı karşıya bulunduğu bu bela üzerinden para kazanmak amacıyla, var ettiği bu cihatçı organizasyonu seferber etmiştir. Böylesi bir söylemle kamuoyuna açıklama yapılması, teorik olarak kâğıt üzerinde tartışılmaz hükümranlığına rağmen, emperyalizmin aslında ne kadar da kırılgan bir yapıda olduğunu da gösteriyor.

Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) organizasyonuna karşı hava saldırılarında bulunmak üzere, Andora Prensliği ve adalar devleti Malta etkin güçlerinin bile dâhil olduğu büyük bir «koalisyon» oluşturuldu. Bazı Körfez devletleri ve Suudi Arabistan’a ait hava güçleri de bu koalisyona katıldılar. Emperyalist riyakârlığın en berbat kokan yanı, işini her zaman tam da bu tarzda kotarabilmesidir. Suudi Hanedanlığı, kadınların en azında bazı önemli haklarının bulunmadığı, ortaçağ monarşileri döneminden kalma, halkı baskı altında tutarak bunaltan bir yönetimdir; vatandaşları “büyücülük” suçu işlediği gerekçesiyle idam ediliyor, zina suçu işlediği nedeniyle taşlanarak ölüm cezasına çarptırılıyor. Göçmen nüfus baskı ve terörün demir ökçesi altında ezilerek, en zahmetli işleri görmek suretiyle ancak hayatını idame ettirebiliyor. Emperyalizmin yol gösterici tek ilkesi; daha fazla kar elde etmenin yollarını aramak, savunma gücünü geliştirmek ve verimli yeni alanları fethetmek. Emperyalizmin kendine has bir mantığı var: Egemenlik kurallarını kabul ettirmek için her zaman en vahşi yöntemleri kullanabilir. Bu durumun tanıklığı olarak; daha önce Hollanda, Portekiz, İspanya, Fransa, Belçika, İngiltere ve bugüne gelindiğinde Amerika’nın diğer ülkeleri kanlı işgallerinin olduğu uzun geçmişi olan tarihsel süreci örnek verebiliriz.

Çok sayıda Amerikalı, Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü gangsterlerinin işledikleri cinayetler karşısında adeta dehşete kapılmış durumda. Ancak, insanlığı böylesi bir yıkımla karşı karşıya bırakan emperyalist müdahalenin, daha fazla kazanma ilkesi gereği, başka da bir çözüm yolu bulunmuyor. En azından kısa vadeye yönelik. Yalnızca sosyalist bir devrim, bölge insanının karşı karşıya bulunduğu bu makûs talihin pençesinden kurtararak, Ortadoğu’yu ve dünyayı dönüştürebilir. Yakın zamanlarda Tunus, Mısır, İsrail, Türkiye ve İran’da emeğiyle geçinen toplum katmanı ve gençlik kesimi devrimci geleneğin muhteşem örneklerini sergilediklerini gördük. Yaygın ve büyük ölçekli toplumsal hareketlerin, er ya da geç, dünya siyaset sahnesinde yeniden varlık gösterdiği görülecektir. IMT yoldaşları gelecekte sosyalist bir zaferle sonuçlanabilecek toplumsal hareketlere zemin hazırlamak üzere, gerekli devrimci liderliği inşa etme yolunda enerjik olarak harekete geçtiler.

Bu toplumsal hareketlere yardım etmenin en iyi yolu ABD’de güçlü bir Marksist kadro organizasyonunu oluşturmaktan geçer. Böylesi bir organizasyon olmaksızın, gelecekte kitlesel bir emekçi parti bünyesinde sosyalist politikalar yolunda etkin bir mücadele verilmesi mümkün olmaz. Emek yanlısı bir hükümetin ABD’de iktidara gelmesi, emekçi dostlarını sömürmekte ve baskı altına almakta herhangi bir çıkarı olmaz. Marks ve Engels 150 yıl önce I.Enternasyonali kurdular. Adeta patlayan bir volkan etkisi yaratan, Meksika’dan Hong Kong’a kadar, küresel çapta işçi sınıfına ilham kaynağı olan “dünyanın işçileri birleşin” sloganı her zamanınkinden daha acil ve önem arz ediyor.

Kaynak : http://www.socialistappeal.org/component/content/article/96-featured/1413-the-logic-of-imperialism

(Çeviren: Nizamettin Karabenk/ozguruniversite.org)

Yorumlar