porno izle
GÜNDEM

 “İşadamı Ali Sabancı, Türkiye’yi karıştırmak isteyen paralel yapı ve dış güçlere uydu ve skandal denilebilecek açıklamalarda bulundu. Sabancı yaptığı açıklamalarla adeta gençleri Gezi olaylarında olduğu gibi sokağa çıkarmak için tahrik etmeye çabaladı” (Star, 7 Kasım).

Teorisyenlerin ekseriyetle küçük burjuvalardan çıkması dikkatimi çekmiştir. “Halk isyanı” önderinin bu kez, düpedüz ve afedersiniz, büyük burjuvazinin içinden çıkması fevkalade bir durum idi. Tayyare şirketi sahibi Ali Bey; “genç nüfusumuz avantaj gibi görünüyor ama bu gençlere iş bulamazsak, genç nüfusumuz patlamaya hazır bir bomba gibi duruyor” demiş, Star, bu tayyare açıklamadan şunu çıkartmış idi; “ekonomik verileri çarpıtarak ülkeyi karıştırma sevdası peşine düşen Ali Sabancı…” (Star, 7 Kasım). Bu noktadan sonra, “ekonomik verilerin çarpıtılması” konusuna eğilmek zaruridir.Çünkü Avrupa kaynamaktadır, her memleketinde işçi nümayişleri yapılmaktadır. Kafası genelde karışık ve düşünceleri mümkün mertebe tutarsız biriyim fakat her yanlış termometre gibi en az bir kere doğruyu gösterdiğim oluyor, oluyordur, olmuştur. Devam edelim, zira mevzu benim çarpık anlayışım değil, istatistik kurumu. (Sağlıksız ruhsal durumlarda düşler çoğu zaman olağanüstü bir belirginlikle, parlaklıkla, aşırı bir benzerlikle gerçeği andırırlar. Suç ve Ceza, Dostoyevski….bu kitabı, sonu hüsranla biten bir gönül macerası esnasında, dayatma neticesinde okumuştum).

Suç ve ceza

“Ekonomik verileri çarpıtarak halkı hükümeti devirmeye teşvik” suçuna idam cezası verilmesi konusu 1300’lerin başında Avrupa’nın bir köyünde (ileride kapitalizm ve istatistik orada gelişeceği için), işsiz güçsüz birinin aklına 15 dakika kadar düşmüş, o da bunun (daha zamanı gelmediği için: öznel ve nesnel şartlar dramatiği) anlamsızlığı konusunda kendisi ile mutabık kalarak vazgeçmiştir (bizzat benim ispatlanmamış teorim). Ekonomi ve isyan ilişkisi mühim. Devam ediyorum:

“Ekonomik veriler çarpıtılınca mı isyan çıkıyor, ekonomik veriler çarpık olunca mı?” diye soruyor ve buradan alıp yürüyorum. İspanya’dan Şili’ye, İtalya’dan, Fransa’ya, Yunanistan’dan Türkiye’ye, geniş bir coğrafyada kimse rahat durmuyor, mütemadiyyen polisten dayak yemek istiyor ise; (a) modern insanın sorunu nedir? (b) eylem, kentlerde yalnızlaşan modern insanın sosyalleşme aracı mıdır (bunu iyi buldum)? Sorular çok ve önemlidir. Ekonomist-indirgemeci determinizm batağına saplanmak istemem. Star’ın da haklı olabileceği ihtimali  ile (ki bence haklı) konuyu enine boyuna olmasa da (ki vaktim yok) inceledim ve “dünya halkaları eğlence arıyor, rahat batmış” tezine yaklaştım. Ekonomik verilerin bir (tekil) ya da birkaç işadamı tarafından (kollektif biçimde) çarpıtıldığı örneklere ulaşmaya çalıştım. Mesela İtalya; 1 milyon insan Ekim ayında, Roma’yı basmış idi. İşsizliğin yüzde 12.6, genç işsizliğinin yüzde 43, büyüme oranının 2012’den beri sürekli eksi (negatif, yani “ ̶ “) olması, sudan bahaneler gibi göründü. Paket turla geçen şeker bayramında Venedik’e giden arkadaşlarımın anlattığına göre (Pegasus ile gittiler) İtalyanlar çok rahat ve böyle şeyleri hiç takmayan insanlar idi. Burnuma komple teorileri geliyor idi. Aklıma da kötü kokular. Keza Belçika; normalde çikolata yiyip bira içmeleri gerekiyorken, onlara ne olduğunu zaten hiç anlamadım. 120,000 kişi Brüksel’de sokakları basmış idi. 10 milyon nüfuslu bir memleket için hallice bir rakamdı, “kiliseye ayine git” desen bu kadar adam çıkmazdı. Hükümet emeklilik yaşını yükseltmeye, ücret artışını kısıtlamaya, sosyal harcamalarda kesinti yapmaya kalktı diye sokağa çıkıldığını hayatımda ilk defa gördüm. Son 30 yılın en büyük nümayişi imiş; yuh artık, yok artık, mübalağanın böylesi. Belçika ve özelde de emek mücadelesi tarihi hakkında zerre bilgim olmamasına rağmen haberin yalan olduğu ortada idi. Şöyle bir verilere (data) bakıyorum da; işsizlik geçen seneden beri gıdım kıpırdamadan yüzde 8.5 (ki istikrar), genç işsizliği keza fevkalade; yüzde 23.8 (ki sürekli ilerleme), büyümeye bakıyorum; Belçika’nın kendisi gibi küçük ve sevimli bir yüzde 0.8. Sonuç: Rahat batmış.

Son tahlilde; iki örnekten yola çıkarak, bu anlamsız nümayişlerin ardında rasyonel bir neden göremiyordum. Ne görüyorum; kışkırtma, kan, veri tabanı, şiddet, şehvet, entrika, Vatikan, inti illimani (ya da illuminati… biri müzik grubuydu), vandalizm, açgözlülük, materyalizm. Sokağa çıkan kitle toptan materyalist olmasına rağmen (Batı’nın yüzde 90’ı böyledir ve ufuk çizgisindeki camiyi görmezler, uzayda yankılanan ezanı duymazlar, gözleri vardır duymazlar, kulakları vardır görmezler) idealist hamleler yapıyor idi; mesela Brüksel’in hedef seçilmesi sembolik (idealist) idi. Brüksel, Avrupa Birliği’nin merkezi ve amaç istikrarsızlık idi (ki iyi tespit). Avrupa Birliği ve Belçika ne zaman ayağa kalksa birileri bir yerlerde düğmeye basıyor idi (bu “birinin” kim ve bu “bir yerin” neresi olduğunu çok merak ediyorum). Türkiye’yi teğet geçen (teğeti Amerika’daki Ay Ova (Iowa) yerlileri bulmuştur ki onlar da aslen kızılderili değil Kızıldereli’dirler) krizden sonra (ki bence kriz yok), -çok ısrar ediyorsanız tarih de vereyim; 2008-2013 arasında- AB ekonomisi her sene ortalama yüzde 1 küçüldü ise, işsizlik yüzde 7’den yüzde 12’ye çıktı ise (ki inanmıyorum) bu suç kimin idi? Bunlar kapitalist nizamın fıtratında vardır, inkar eden ahmaktır. ABD ve komisyon güçleri oraları bombaladığında ikmal ve para kaynakları kesilince Musul’daki İŞİD’cilerin maaşlarını da yüzde 75 kesmişler. IŞİD çetesi neticede paralı askerlerden oluşan bir yapı, yağma, talan türünden kepazeliklerle ekonomiyi canlandıran, efektif talebi destekleyen faaliyetlere angaje oluyorlar. “Süresi belirsiz iş sözleşmesi ile sigortasız çalışıyoruz, sonu belirsiz bir maceraya atıldık, kimin oyuncağı olduk bilmiyoruz, maaşı da kestiniz” diye sokağa çıkmadılar. Adam fıtrat ne biliyor.

Jeopolitik kaygılar, kaos, karmaşa…

Brüksel sokaklarında oynanan oyunlar ile ABD ve AB derin ve değerli bir yalnızlığa itilmek isteniyor idi. AB ve ABD tepki olarak Ukrayna’da darbe yaptı, Kiev’i faşistler bastı. Ukrayna tarihini de bilmem ama haklı olduklarını seziyorum. Rusya Suriye’yi işgal edince (ki bence etmiştir), ABD ve AB boş duramazdı (ki durmamıştır). ABD yenilirse AB de yenik sayılacaktı, hep birlikte oralara tayyareler gönderip bombaladılar. Suriye’de ne olduğunu da hiç bilmiyorum ama Ruslar işgal etmese, sırf ABD başkanı seçilmiş olduğu için, hiç birşey yapmadan Nobel Barış Ödülü alan, daha sonra bombalamadığı yer, yemediği halt kalmayan Obama niye şey etsin ki? Ukrayna, Suriye hadiseleri dünyayı ele geçirerek sıcak sulara inme hayali ile yanıp tutuşan Putin’i enterne etme çabası idi. Japonlar da bu arada üzerlerine düşeni yapmış, resesyona girmişti. AB iktisadi bakımdan yerlerde sürünüyordu. Ekonomik kriz varsa siyasi gerilim vardır. Ama kriz yok dediğime göre niye gerilim var idi? ABD Çin’e de takmıştı, Çin’i ne Afrikada ne Latin Amerika’da istemiyordu, Asya’da kuşatıyordu. Suudiler petrol fiyatlarını niye durmadan düşüyor, ABD’nin taktığı ülkeleri (Rusya, Venezuela, İran vs vs) zor durumda bırakıyor idi? Tablo karmaşık bir hal alıyor idi; Çin, ABD ile 1 trilyon dolarlık ticaret, Rusya ile milyar dolarlık gaz anlaşması imzaladı. Rusya, ABD semalarına bombardıman uçakları gönderdi. Durum gerçekten içinden çıkmayacağım boyutlara varmış idi. Birleşik Krallık (Türkiye’ye 8 gol atan İngiltere) Başbakanı Cameron, “daha bundan çıkamadık, yeni kriz geliyor” diyordu. Yunanistan’da Syriza, İspanya’da Podemos yoklamalarda birinci parti çıkmış, Atina borsası o gün çakılmış idi. Slovenya’a bir kaç ay önce kurulan Birleşik Sol 3. büyük parti gibi görünüyordu. Kimilerine göre sosyal demokrat olan bu partilere bile “radikal” diyorlardı. Memleketi şu anda yönetmeyen ama yönetme ihtimali olan herkese, ülkeleri istedikleri yönetmeyen herkese ayırım yapmadan, “radikal” diyorlardı. Radikal, onların lügatında “korkunç” demek idi; radikaller bebekleri yiyor, kan içiyor, olmadık kötülükler yapıyor idi. Syriza, İŞID ve Boko Haram kadar radikal (tehlikeli) idi. Bazı solcular Syriza’ya sosyal demokrat, düzen içi diyordu, Financial Times “radikal” demekte ısrar ediyordu. Syriza ne diyordu? Dünya döndükçe herşey birbirine giriyor idi. Dünya bana yetmemiş, huzuru uzayda aramaya başlamış idim. G67’ye uzay modülü inmiş, Avrupa’dan son yıllarda gelen en iyi haber bu olmuş idi ama araç karanlıklarda merdivensiz kalmış idi. Kendini tüketiyordu. Ben de kendimi yiyip bitiyordum. Sorular sorular, olaylar olaylar. Bu olayların hiç birine makul bir cevabım yoktu, Suç ve Ceza’yı iade etmem gerektiği anlaşılıyordu. Dünya ilk kurulduğu zamandaki gibi bir gaz ve toz bulutuna dönüşmüştü. Toz bulutu içinde sadece Küba’nın en yüksek tepesine dikilen camiyi seçebiliyordum.

Yorumlar