porno izle
ÇEVİRİ

Gücüne karşı konulmaz bir halife. Kafa kesiyor, insanları yerinden edip, kaçırıyor. Yeni toprakları fethediyor. Akıl almaz her türlü işi yapabilecek kudreti var. Hiçbir Tomahawk füzesi ona erişemiyor, hiç bir cehennem ateşi ona kar etmiyor. İstediğini yapabilir güçte: Kobanê’de, Anbar bölgesinde. Yerini almak isteği Suudi Hanedanı desteğini alıyor, kellesini almak istediği Putin’in rolünü oynamaya çalışıyor. Petrol ürünlerinde yaşanan fiyat düşüklüğünden muzdarip.

Bu oyunda yaşananlar, Orsan Welles’in yönetmenliğini yaptığı Kara Film türünden, Şanghay’dan Gelen Kadın filminde, ayna düzenine yer verildiği bir sahnede, Amerikalı bir avukat ve ölümcül kaderi olan Şii bir kadın karakterleri olsalardı herhalde öldürürlerdi. Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) Halifesi, belki de Welles’in hayatı kadar daha yaşayabilir. İstediği yerde dolaşma özgürlüğü olan, girdiği yerde yağmalama yapabilen ve bir zamanlar Ortadoğu’yu bölüşmek amacıyla, Fransız ve İngilizler arasında gizli bir anlaşma olan Sykes-Picot anlaşması külleri üzerinde, “Suriye toprakları semalarında” dünyaya ışık veren cesur bir Halife.

Bu Halife Irak’ın El-Anbar bölgesinde büyük kazanıyor. Hilafet fedaileri artık hiçbir yerde cezaevine konulmuyor; Abu Garib, Dubya, Dick ve Rummy eski İşkence Merkezi vs. Bağdat International’den sadece 12 kilometre mesafede. Omuza alınarak karadan havaya fırlatılan füze (MANPAD) atışıyla bölge semalarında geçmekte olan bir jet uçağının düşürülmesi uzak bir ihtimal olsa da. Elbette ki Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) uçağı değil. Her şeyden önce BAE yönetimi cihatçıların güvenilir bir sponsoru.

El-Anbar ili, Hit yerleşim bölgesi artık Halifenin toprağı. İl idare merkezi Ramadi neredeyse Hit bölgesine ait polis güçlerinin sevk ve idaresini ve operasyonel komuta merkezinin tümünü kaybetmiş durumda. Halife, Hit bölgesi, Ramadi, Felluce yerel yönetimi tarafında inşa edilen önemli ana ulaşım eksenlerini, Bağdat ile Ürdün sınırı arasındaki 01 sayılı anayolu ve Bağdat ile Suriye sınırı arasındaki 12 sayılı anayolu kontrolünü elinde bulunduruyor.

Halifenin fedaileri, Amerikan Irak’ı işgal dönemi sıkıyönetim günlerinin olduğu yıl olan 2004’e kadar “ölüm üçgeni”, olarak bilinen Bağdat kemeri de dâhil bütün bölgeyi ele geçirecek güce ulaşmış. Donald Rumsfeld’e mesaj: Senden sonra “kalanları” hatırlıyor musun? Geri geldiler. Ve şimdi görev başındalar.

Hem Ramadi ve hem de Felluce vilayeti okulların, hastanelerin, evlerin, ibadet yerlerin ve köprülerin sürekli bombalandığı yerler ahaline geldiler. Birleşmiş Milletler verilerine göre, El-Anbar vilayetinde hareket etme kabiliyetini kaybetmiş, evden dışarı çıkamayan 360.803 kişi yaşıyor ve 115.000 sakat kişi de Halife’nin kontrol ettiği diğer bölgede bulunuyor. El-Anbar bölgesinde yaşayan 1,6 milyon nüfustan en az % 60’ı, temiz suya ve gıda maddelerine ihtiyacı olan, sağlık bakımı alma imkânı olmayan, bu hayali Halifelik devletinden, “uluslararası topluluktan” sıfır oranda insani destek alan kişiler kategorisine girerek, “muhtaç” kişiler olarak sınıflandırılmıştır. ABD’nin Birleşmiş Milletler nezdindeki Büyükelçisi Samantha Power, bütün bunlardan sonra, “koruma sorumluluğu” R2P görevinin ihmal edilmesinden dolayı ciğerleri patlayıncaya kadar çığlık atmıyordur herhalde.

Pentagon’un o muhteşem Full Spectrum Dominance politikası gereği, nasıl oluyor da meydana gelen bu insanlık dışı durumlardan en azından bir kısmı görülemiyor? Görülmemesi söz konusu değil zaten. Ama umurlarında bile değil. Pentagon arada bir, Halife fedailerinin bulunduğu Ramadi ve Hit bölgelerine bomba atmak üzere AH-64 Apache helikopterlerini sevk ediyor. Ancak istenmesi halinde, Apache helikopterleri omuzda taşınabilir füze (MANPAD) atışlarıyla vurulabilirler. Bu helikopterlerin, Bağdat International’de konuşlandırılmış olup, yalnızca Hava Alanını koruma görevleri vardır. Yerel sivillerin maruz kaldıkları bu durum “tali hasar” olarak değerlendirilip, hiç kimsenin umurunda bile değil.

Cihatçı güruh takımıyla işbirliği

Suriye’nin en eski kentlerinden biri ve üçüncü büyük şehri, Kuzeydoğuda ücra bir köşede bulunan Kobanê’de de Halifenin kazancı büyük olduğu anlaşılıyor. Kutsal Kitap’ta geçen kitlesel göç olgusunun bir benzeri Rojava’da yaşanmakta olup, mülteci nüfus 3000’e ulaşmıştır. Bu insanlardan 180.000 kadarı Türkiye’ye sığınmıştır.

Yeni Halife, Sultan (veya alternatif Halife), Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan’ın doğrudan desteğini alma hesabını yapıyor. Tahran yönetimi “Batı”nın ve Türkiye’nin bir kez daha Kürtlere karşı ihanet içinde olduğunu görerek, olup biten gelişmelerden dolayı öfkeleniyor. Sultan Erdoğan’ın Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve Suriye Kürtleri partisi, Demokratik Birlik Partisi (PYD) gerillalarına hadlerini bildirmek istediğinden dolayı, Suriye Kürtlerine reva görülen bu zulüm karşısında hiçbir şey yapmak istemediği zaten sır değil. Erdoğan, esas itibariyle, Anadolu coğrafyasında, Kürdistan’ın bu parçasında, gelecekte Türk devleti egemenliğini tehdit edebilecek güce sahip olmamaları amacıyla, Halifenin cihatçı güçlerine karşı direniş gösterememeleri için Kürtleri ölüme terk ediyor. Sultan Erdoğan’ın desteklediği tek şey; Pentagon öncülüğünde, kimin canını yaktığının bile farkında olmayan cahil korkaklardan oluşan koalisyon gücünün aslında neyi hedeflediği pek de belli olmayan bombalama faaliyetidir.

Yalnızca ABD Merkez Komutanlığının, Suudi hanedanlığı ve Birleşik Arap Emirliklerine ait savaş uçaklarının Kobanê tepeleri eteklerine “bombardıman saldırısı” düzenleme rotası belirlediğine inan kişiler varsa, kısacası “OZ” olarak bilenen, Amerikan hapishanelerinde geçen olayları konu edinen (6 sezon devam etmiş, 56 bölümlük) drama dizisinde olduğu gibi, tek yönlü bir bilet alıyorlar demektir. Hassas güdümlü bombaları atabilen ve de lazer gözetleyici araçları kullanabilen, bu yönde eğitim almış bu palyaçoların daha ne işler yapabileceklerini varın siz düşünün. Pentagonun hedefleri belirlemek üzere lazer ışık verebilecek kapasiteye sahip, bölgede seferber ettiği operatifleri sıfır düzeyde olduğu gibi, bu anlamda yerel düzeyde yeterli oranda istihbaratı da bulunmuyor. “Koalisyon” güçleri bu durumda yalnızca, Kobanê dolaylarında, sayısı 25’in üzerinde bulunan tankları veya iki haftadan beri adeta bir vadiye sıkışıp kalmış, sayısı 2000’i aşan yüksek performans özelliğine sahip çok amaçlı askeri araçları vurabilir.

“Koalisyon” güçleri, Suriye enerji sektörü tesislerini vurduğu gibi, devletin ülkedeki altyapıyı vurabilme kapasitesine sahiptir. Pentagon’un Haziran ayındaki özrü şöyle oldu: “Irak’ta İnsansız Hava Araçları (İHA) varlığımız bulunmuyor.” Halifenin Kobanê’de veya Anbar vilayeti coğrafyasında üstlenmiş aktif savaşçı elemanlarını vurmamak amacıyla, Marlboro sigarası paketi üzerinde bulunan “Sigara içmek öldürür” tarzında uyarı yazısında olduğu gibi, İHA’ların bu tür bir uyarıyı dikkate alacak bir mazereti bulunmuyor. Bundan dolayı, işin ucu bir çeşit beceriksizlik ve ihmal karışımı olan bir düzeye varıyor. Öyle ki, Veziristan’da ( Pakistan’ın kuzeybatısında, Afganistan sınırında dağlık bir bölge) Peştun düğün törenlerine saldırmak hiçte zor olmamıştı. Çünkü hiç kimse bu konuya önem vermiyordu.

Erdoğan’ın güvenlik görevleri bu arada Güneydoğu Anadolu’daki büyük şehir ve kasabalarda sokağa çıkma yasağı ilan ettiler, barışçı protestolarda bulunan Kürt göstericiler üzerine ateş bile açtılar. Anadolu’da yaşayan 15 milyon Kürt nüfusunun hepsi yanlış düşünüyor olamaz. Oysa Erdoğan, Kobanê’nin düşmesini bekliyor. Ankara, her türlü pratik amaçla halifenin gangster cihatçıları için önemli bir lojistik platformu olarak işlev görüyor. Sulatan Erdoğan, Kürtlerin başını ezmek üzere vekâlet görevini gören ordu (proxy army) olarak Halife’nin gücünden faydalanıyor.

Bu konuda gösterilebilecek nihai kanıt: Türk askeri istihbarat görevlileri ile yapılan toplantı sırasında, yardım isteyen PYD lideri Salih Müslim’e yapılan öneri verilebilir. Öneri şartları; Suriye Kürtlerinin kendi kaderini tayin etme hakkından (self-determination) vazgeçilmesi; Özerk Konton yönetim şeklinin bırakılması; Suriye topraklarında “tampon bölge”/uçuşa yasak bölge oluşturulması politikasına uyulması.

Başkan Obama’nın “aptalca başka şeyleri yapmamasını” beklemeyin. ABD’nin yönetimimizin bu konuda izleyebileceği bir “stratejisi” bulunmuyor, “Erdoğan’ın gitmesi gerekiyor” şeklindeki açıklamalar hiçbir şeyi ifade etmiyor. Diğer yandan, Mili Güvenlik Danışmanı Suzan Rice ve yardımcısı Ben Rhodes’un ümitsiz vaka kulübünün de gelişen olaylar hakkında mantıklı hiçbir düşüncesi bulunmuyor.

Yeşil kuşak oluşturulması

Tahran yönetimi kendi cephesinde, Erdoğan’ın aleni görülen bu kötü niyetli oyununu gördü. Sultan Erdoğan, Kobanê üzerinden uçan hilkat garibesi B1-B bombardıman uçaklarının amacına ulaşması için yeterli olmadığı düşünüyor. Aynı zamanda, Halife fedailerinin bomba tuzaklı arabaları kullanmaları ve böylece ilerlemeleri bekleniyor. Bunun için, “asker postalının” Suriye topraklarına basması gerekiyor. Türkiye, NATO varlık kalemleri hanesine kaydedilebilir. Ancak bir şartla: Şam’da rejim değişikliği olması veya en azından, Suriye topraklarında “tampon bölge”/uçuşa yasak bölge oluşturulması suretiyle rejim değişikliği yönde bir girişim yapılması.

Büyük resim olduğu gibi yerinde duruyor. Sultan Erdoğan ve Suudi hanedanlığı Şam’da rejim değişikliği olmasını istiyorlar (Erdoğan Şam’da, Ankara’nın vassal bir yönetimi olarak kukla bir Sünni devleti hayal ediyor; Suudi Hanedanlığı ise kendi Vahabbi düzenine göre bir oyuncunun iktidara gelmesini düşünüyor). İsrail de kendi cephesinde memnuniyetle bu oyuna dâhil oluyor. Böylesi bir hayalin gerçekleşmesi halinde, Amerikan marifetiyle oluşturulmuş bir yeşil kuşak üzerinde, İran’ın hala da destek verdiği Irak hükümetine saldırmak, taraflara adeta bonus olup, her şey istedikleri yönde çok daha iyi olacaktır. Bu oyunda görmemiz gereken gerçek durum: Başkan Obama’nın “Aptalca işler yapmayın”/ “Don’t Do Stupid Stuff” şeklindeki ifadesinin tercümesi; “Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi, Türkiye ve İsrail hükümetleri, gayet açık olan gündemlerinde ilerleme kaydetmek amacıyla, Washington’u kullanıyorlar”.

Bölgede seferber edilen cihatçı çete hamisi sıfatıyla Sultan Erdoğan’ın, (Amerikalı film yönetmeni, senarist ve yapımcı) Martin Scorsese’in çevirdiği Goodfellas/Sıkı Dostlar filminden bir az veya birkaç şeyi öğrendiği anlaşılıyor. Obama’nın duyanın zihninde karışıklık yaratan “Aptalca işler yapmayın” ifadesinden maksimum düzeyde çıkarsama yapılıyor. Sultan Erdoğan, NATO’nun “insani müdahale” kisvesi altında Türk askerinin korkusuzca Suriye topraklarına girmesini hedefliyor. Bütün bu yayılma işlerin olmasına NATO’nun üye bir ülkeye “koruma” sağlama gerektiği ilkesi öne sürülüyor. NATO’nun yeni genel Sekreteri, Norveç eski Başbakanı Jens Stoltenberg Ankara’yı ziyaret etti. Suudi Arabistan daha önce yüksek sesle “tampon bölge”/uçuşa yasak bölge seçeneğine karşı oy kullanmıştı. General François Hollande için de aynı şey söz konusu. Ama Fransa Devlet Başkanı sıfatıyla öne sürdüğü bahanesine bakacak olursak, durumu acınacak halde.

Zevahiri kurtarmak için bir kez daha iş Tahran’a kalmıştır. İran Dış İşleri Bakanı usul dairesinde, şayet Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esat uygun görürse, İran güçleri Kobanê’yi halifenin gangster fedailerinin elinden kurtarmaya hazır olduklarını ifade etmişti. Gelin şimdi bu satranç hamlesini sizin yapın; NATO, Suriye’nin istilası konusuna sıfır düzeyde gerekçe belirterek işin içinde çıkı verdi, ancak, Erdoğan cihatçı çete hamisi olarak kaldı.

Toyota’ma dokunma operasyonu

Bu Halife, ABD Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı Pentagondaki “Allah’ın belası” departmanında da büyük kazanıyor. ABD tarafından F-15s, F-16s veya F-22s ile fedailerine olabilecek tek bir “hava saldırısının” 500.000 ABD dolar maliyeti var. Pentagon daha yakınlarda, Haziran ayından bu yana halife güçlerine karşı mücadelede 1.1 milyar dolar harcandığını açıkladı.

Peki, ama bütün bu işler neden oluyor? Amerikan bombardıman saldırılarıyla tahrip edilen askeri maddi varlıklar aslında ABD imalatı olup, daha önce Irak Ordusuna verilmişti. Halife güçleri, düzenledikleri saldırılar sırasında bu varlıkları ele geçirmişti. Kaos İmparatorluğu ABD’nin, Amerikalı mükelleflerinin ödedikleri vergilerle imal edilen İHA’lar, tanklar ve diğer askeri araç ve gereçleri vurmak üzere ABD hazinesinden bir servet harcadığını görüyoruz. Amerikalı mükelleflerin öfkelenmesi şaşırtıcı olmaması gerekir. Çünkü bu operasyon, benim Toyota’ma dokunma operasyonudur.

Ayrıca, Pentagon’un Halife’ye karşı mücadele anlamında, Obama yönetimi tarafından tasarımı yapılan vekil “isyancı” gücün inşası konusunda herhangi yeni bir fikri bulunmadığı anlaşılıyor. Amerikalı hiçbir asker veya deniz piyadesi olmadan; yalnızca fanatik Vahabiler ve değişik bölgelerden gelen paralı askerler ile bu işin görüleceği anlaşılıyor. İşe başlamak üzere, “ılımlı isyancı” olarak tabir edilen cehennem konusunda hiçbir projeleri olmadığı görülüyor. Güruh sürüsünün kontrol altına alınması gerekiyor ve daha sonra, her nerede bulunuyorlarsa, eğitime tutulmak üzere Suudi Arabistan’a gönderilmeleri gerekiyor. Gittikleri yerde, Özel Şef sıfatıyla, Tümgeneral Micheal Nagata’nın sorumluluğu altında olacaklar. En iyimser senaryoya göre Pentagon’un 2015 yazına kadar Suriye’de, ilgili sahada, kendi adına vekâlet savaşı yapan “ılımlı isyancı” ordusu olmayacak.

Chataux Margaux şarap küpleri dolumu yaparcasına şartlandırılan bu kişiler, ABD’nin silahlandırdığı güçlerin Halife gangsterleri eline geçmesi halinde, sonları nereye varacağını bildikleri konusunda bahse girilebilir. Sahada istihbarat çalışması yapan ABD’nin güvenilir bulduğu “isyancılar” için de aynı şey söz konusu.

Ancak, Dadaizm akımı gerçek şah-eseri bir oyun misali, bu “isyancılardan” ilklerine, Halifeyle mücadele etmek üzere Beşar Esad’dan kurtulma sevdasından vazgeçmeleri telkininde bulunabilir. En azından belli bir süre için olsa da. NATO örgütü yeni şefi Stoltenberg yeniden devreye giriyor: “Gelecek yıl yapılacak Savunma Bakanları toplantısı sırasında, öncü kuvvet adı verilen bu grup ile ilgili karar alınacaktır. Ancak, her şeyden önce, NATO güçlü bir orduya sahiptir. İstediğimiz yerde seferber edebiliriz.” Suriye’nin başında kararlı birisi olabilir; ama neden olmasın ki?

Blacklist hit eserler serisinden alınma bir komplo hikayesi gibi; zaten öyle olduğu anlaşılıyor. Halifeye karşı mücadelede neden Kırmızı seri olmasın? (James Spader’in oynadığı eksantrik karakterler). Bu karakterleri canlandırırken, kendisini oynadığını iddia ediyor. Kendisiyle mücadele ettiğini söylüyor ve cömertçe kazanıyor. Welles’in yönetmenliğini yaptığı Şanghay’dan Gelen Kadın filmine dönelim: “Seni öldürmek, kendimi öldürmek anlamına gelir” repliğini dikkate alalım. Hiş kimse aslında Halifenin ölümünü tercih etmez. Şayet ölürse, gösterime verilen film gişe başarı rekoru kırar.

Kaynak : http://www.atimes.com/atimes/Middle_East/MID-01-151014.html

Çeviren: Nizamettin Karabenk/ozguruniversite.org

Yorumlar