porno izle
analiz

23 Ekim Günü İstanbul’da yapılan Demokrasi İçin Birlik (DİB) toplantısı, kerameti kendinden menkul kimi “sosyalistleri” ve radikal “solcuları” çok öfkelendirdi. 
Öfkelerine bakan, bu toplantının onlara karşı yapıldığını sanır!
Oysa bu toplantı, Erdoğan-AKP yönetiminin, “Tek parti tek adam rejimi” amaçlı girişimlerini püskürtmek, bu amaçla OHAL’e, KHK’lere, savaş politikalarına karşı demokratik bir Türkiye için mücadelede bir araya gelmek isteyenlerin toplantısıydı. 
Bir dönem CHP Parti Meclisine de giren, tanınmış bir TV programcısı da olan Enver Aysever, kimi “solcu” çevrelerin hezeyanlarını da dile getiren bir yazı kaleme almış. Bu yazıda Aysever, karşısına aldığı insanlara karşı tahkir edici bir dil kullanıyor. Eskiden bir tür “yoldaşlık” ilişkisi de olduğu anlaşılan ve toplantıya katılan kişilere karşı saldırgan bir üslup da kullanan Aysever, DİB’in tüm diğer katılımcılarını da aynı hakaretamiz nitelemelerle suçluyor.
Kuşkusuz bu makalede adı verilerek “aşağılamaya” çalıştığı kişiler, Aysever’e yanıt vermek isterlerse kendileri verecektir. Ama DİB’in amaçlarına ve katılımcılarına böyle uluorta, sorumsuzca ve saygısızca saldıran Aysever “gerekli yanıtı” hak etmiştir.

AYSEVER DİB’İ NASIL GÖRÜYOR?

Aysever, DİB’in toplantısını “yeni bir Gülen’siz Abant toplantısı” niteleyecek kadar ne dediğini bilmeyen, saygısız ve seviyesiz bir üslup kullanıyor. Ve DİB’in bildirgesini, “İslamcılıktan söz etmeyen”, “Laikliğin sadece bir kez geçtiği”, “barış talep eden”, “Kürt hareketiyle Türk solunun bir bölümünün nikah tazelemesi” olarak tarif ediyor. Yetinmiyor, orada toplanan ve her biri bir çevreyi temsil eden yüzlerce insana, “Binnaz Toprak’la, Oya Baydar ve Ufuk Uras’la nereye gidilebilir?” diye absürt bir soru soruyor.
Tabii Aysever böyle herkesi suçladıktan sonra medyumluktan da geri kalmıyor.
“CHP’liler çekilir. Liberaller yorulur. Geride kalanı HDP taşımak zorunda kalır” “DİB’in hayatının fazla olmayacağı görülüyor” diyerek kendini rahatlatıyor! Ve böyle bir birlik girişiminin akamete uğramasını umarak şimdiden el ovuşturuyor. 
Öyle ya pek çok akamete uğramış “birlik” girişiminden sonra, liberallerden Kürt siyasetinin temsilcilerine, CHP’den çeşitli sol siyasi odaklara, EMEP’ten Alevi örgütlerinin temsilcilerine, sendika ve emek örgütü temsilcilerinden tanınmış aydınlara, akademisyenlere, demokratlara kadar geniş kesimlerin oluşturduğu kapsamlı bir birliğin gerçekleştirilmesi için atılan ciddi her adım, laik ve demokratik bir Türkiye isteyen her insanı heyecanlandırır. Elbette bu birlik girişiminin Aysever ve onun gibi düşünenleri de heyecanlandırdığı açık! Ama bu birlik girişiminin tam karşısında, Erdoğan-AKP yönetiminin alkışlayacağı bir mevzide durarak heyecanlanıyor Aysever ve arkadaşları. 
Kendilerinin olmadığı her birliği suçlamak, reddetmek, düşman ilan etmek alışkanlığı olan bu tür “solculuk hastalığı” ile malul olanların böyle bir birlik girişiminden rahatsız olmasını elbette yadırgamıyoruz. Ama yine de insanın aklına; “Peki kardeşim, güzel de siz nasıl bir birlik istiyorsunuz ve kendinizin benzeri birkaç grupla bir “solcuların, sosyalistlerin birliği” gibi ütopik “birlikler” ötesinde böyle, geniş bileşimli bir birlik için nasıl girişimleriniz var?” sorusu da geliyor. 
Çünkü eğer çeşitli örgüt ve çevrelerin bir araya gelmesiyle oluşan gerçek bir birlikten söz ediliyorsa, birliğe katılanların hepsinin her konuda aynı görüşte olması gerekmez. Hatta farklı görüşlerin birleşmesi birliği birlik yapan asıl ögedir. Asıl olan, içinden geçilen dönemdeki belirlenen hedeflerde birleşilmesidir.
Bu yüzden de eğer gerçek hayatta karşılığı da olan “birlikler” oluşturmak isteniyorsa; ilke ortaya konan talepler ve hedefler etrafında, “Ben de bir ucundan tutarım” diyen herkesin yer almasıdır. Ve böyle bir birlik içinde, “Şu gelsin bu gelmesin”, Şu varsa ben yokum” gibi grupçuluk, sekterlik, gibi “lükslükler”e yer yoktur, olmamalıdır da.
DİB içinde elbette ki bu kadar geniş çevreden gelen insanlar pek çok konuda farklı düşünüyorlar. Böyle de olması gerekir. Burada önemli olan, farklı görüşteki odaklar, çevreler, insanlar ortak hedefler etrafında birleşmişlerdir.
Belki Aysever’in haberi yoktur diye, “Gülen’siz Abant toplantısı” dediği (Bu benzetmeyi AKP Hükümeti ve savcıları çok sevmişlerdir), toplantıya katılanların etrafında birleştikleri hedefleri aynen aktarıyorum: 
“OHAL ve KHK’lerle ülkeyi yönetmek, ‘tek adam yönetimi’ni kalıcı hale getirmek için atılan adımlar karşısında, OHAL’in sona erdirilmesi ve KHK’lerle yaratılan toplumsal mağduriyetlerin giderilmesi konularındaki mücadele birincil önemdedir.
“Önümüzdeki günlerde ‘Türk tipi başkanlık sistemi’ adı altındaki ‘tek adam yönetimi’ne geçiş için anayasa değişikliği, ardından referandum gündemdedir.  Yasaları, uluslararası anlaşmaları, hukuku yok sayanların ‘tek adam yönetimi’ne geçiş referandumuna tüm toplumsal muhalefetle kapsamlı şekilde karşı çıkılacaktır.
“Dünya deneyimleri Kürt sorununun çözümünün barışçı ve demokratik yollarla olması gerektiğini göstermektedir. Türkiye’nin, savaş kışkırtıcılığı yapmak yerine komşularıyla ve tüm dünyayla barışçıl ilişkiler içinde yaşayacağı bir politikanın hakim kılınması için mücadele edilecektir.
“Ezilen inanç topluluklarının eşit yurttaşlık hakkı yanında demokrasinin temeli olan laiklik için mücadele edilecektir.”
Şimdi soralım:
Aysever ve onun gibi düşünenler;
– Bu hedefler için mücadeleye ne diyorlar; bugün içinden geçilen koşullarda böyle geniş bir çevrenin bu hedefler doğrultusunda bir mücadelede birleştirilmek istenmesinin neresi yanlıştır?
– Eğer liberallerden aydınlara, akademisyenlerden çeşitli emek kesimlerine kadar geniş bir çevre bu hedefler için birleşiyorsa, “İçinde şöyle düşünenler var” diye tüm birlik girişimi lanetlenebilir mi, bu birliği lanetleyen, bozulması için “dua” edenlere solcu, ilerici, demokrat hele de sosyalist denir mi?
– Aysever ve onun gibi düşünenler nasıl bir birlikten yanadırlar ve bu birlik anlayışları doğrultusunda bir girişim yapmakta mıdırlar, yoksa başlıca işleri (Misyonları mı desek acaba) büyük emeklerle oluşturulmaya çalışılan birlik girişimlerini boşa çıkarmak mıdır?
Sorularımız elbette en başta Aysever’edir, ama elbette DİB’in çalışmaları sırasında katılmaları için çaba harcanan ama dışarıda kalıp DİB’e burun bükmeyi, sosyal medya üstünden hamaset ve “solculuk” taslamayı tercih eden çeşitli siyasi odaklaradır da.
Onlar da bu sorulara yanıt vererek pozisyonlarını yeniden belirlemelidir. Aksi halde tarihin sayfalarında hiç de itibarlı bir yere sahip olmayacaklardır. (evrensel)

Yorumlar