porno izle
analiz

Söyleşi: toplumsol.org

Türkiye’ye bu üçüncü gelişiniz. Sanırım Türkiye hakkında bazı gözlemleriniz olmuştur. Türkiye hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Evet, İstanbul’a iki kez ve İzmir’e de bir kez geldim. Daha önceki ziyaretlerim oldukça kısaydı. Sadece konferanslar ve biraz da turistik geziler olmuştu. Bu kez bir aylığına Kadir Has Üniversitesi İktisat Fakültesi’ne konuk öğretim üyesi olarak gelmiş bulunuyorum. Bununla birlikte bir ülke hakkında gözlem yapabilmek için bir ay bile oldukça kısa bir zaman süresi. Ülkenizdeki önemli haberleri izledim, geçen yıl meydana gelen Gezi  mücadelelerini  takdirle karşıladım. Fakat ülkenizi henüz kapsamlı bir biçimde inceleyemedim. Bunda dil eksikliğinin de şüphesiz payı var. Şu ana kadar, Türkiye 2008’de başlayan ekonomik krizden kaçınmayı büyük ölçüde sağlamış görünüyor. Fakat bu krizin dünya küresel ekonomisi üzerindeki etkileri henüz son bulmuş değil. Şu anda göründüğü kadarıyla Türkiye ekonomisini zor günler bekleyebilir. Türkiye için de söz konusu olduğu gibi, neoliberal yeniden yapılanmanın söz konusu olduğu tüm ülkeler, bu dönemde derin bir krize düşme olasılığını barındırıyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ekonomik bağlantıları önemli bir yer tutuyor. Avrupa Birliği bölgesindeki ekonomilerin durgunluk içinde olması Türkiye üzerinde önemli bir basınç sağlamıştır. 2000’li yıllarda bir biçimde ABD’de de olduğu gibi borçlanmaya dayalı tüketim harcamalarının artmış olması Türkiye’nin ekonomik büyümesinde bir dereceye kadar önemli bir etken olmuş görünüyor. Fakat bu türden borçlanmaya dayalı büyüme problemsiz görülemez. Daha önemli bir sorun ise yabancı para cinsinden yüksek borçlanma olarak görünüyor.
Siz hem kapitalizm üzerine hem de sosyalizm üzerine önemli araştırmalar yapmış önemli bir araştırmacısınız. Kapitalizmin gelişme aşamaları üzerine teorileriniz mevcut. Diğer yandan sizin alternatif bir sosyalizm perspektifi ve pratiği üzerine görüşlerinizin bulunduğunu biliyoruz. Bu alternatif sosyalizm, bizim bilmiş olduğumuz sosyalizmden farklı görünüyor. Sizin “yeni sosyalizm” olarak tanımladığınız bu perspektifi bize açabilir misiniz? Bu sosyalizmin gelişme şansı ve buna dair olgular görebiliyor musunuz? Sizin eleştirel yaklaştığınız devlet sosyalizminin yapısal, nesnel temeli nedir?
Bu sorunuz uzun bir makale veya kitap konusu olacak kadar kapsamlı bir konu. Kapsamlı bir cevap uzun bir makaleyi  gerektirebilir. Ben burada sadece özet bir yanıt vermeye çalışacağım.
Bazı araştırmacılara göre Sovyet tipi devlet sosyalizminin sorunsalının devrim öncesi Rusya’daki görece geri ekonomik gelişmeyle bağlantılı olduğu savunulmaktadır. Çin için de benzer görüşler dile getirilmektedir. Gerçekten de bu geri ekonomik yapı sosyalizmin inşası açısından bir meydan okuma niteliği taşımakla birlikte kanımca bu gerçek 20. Yüzyılda gördüğümüz bu çarpık sosyalist biçimin kök nedeni değildir. Örneğin, Doğu Almanya ve Çekoslovakya  ekonomik açıdan  çok daha gelişkin olmalarına karşın ikinci Dünya savaşından sonra bu ülkelerde de devlet sosyalizmine özgü aynı nitelikler ortaya çıkmıştır. Kanımca bu ülkelerdeki çarpıklık tümüyle Sovyetler Birliği’nin bu ülkeler üzerindeki etkisine bağlanamaz. Çin ve Sovyetler Birliği üzerine yaptığım araştırmalar sonucunda ulaştığım görüşe göre bu tür bir sosyalizmin inşası sürecinde temel bir engelin oluşmuş olduğu yönündedir. Bu sosyalizm bir yandan çalışan insanlara dönük daha iyi koşullar sağlamaya çalışan yeni bir ekonomik sistem kurmaya çalışmış, örneğin iş güvencesi, ücretsiz sağlık ve eğitim olanağı, herkes için emeklilik güvencesi, ucuz konut ve geniş kitleler için ileri bir kültüre erişim olanağı sağlamayı başarabilmiştir. Sovyetler Birliği’ndeki devlet sosyalizmi emeğin sömürüsüne dayalı olmayan ve varlıklı sermaye sınıfları olmaksızın hızlı bir ekonomik gelişme sağlamış ve görece eşitlikçi bir gelir dağılımı oluşturmuştur. Üstelik 1980’lere kadar hızlı bir bilimsel ve teknolojik gelişme de sağlanmıştır. Bununla birlikte, öte yandan ekonomik ve politik iktidar küçük, dış denetimden uzak,  kendi-kendini kontrol eden ve yeniden üreten yüksek düzeydeki görevlilerin elinde yoğunlaşmıştır. Bu sistemde çalışan insanlar oldukça zayıf bir iktidara/güce sahip olmuşlardır. Burada çalışanlar mevcut ekonomik sistemin faydalarından yararlanan pasif kullanıcılar olarak görülebilirler. Kanımca temel çelişme buradadır: Bir yanda çalışan insanlara fayda sağlamak üzere tasarlanmış bir sistem, öte yandan iktidarın ayrıcalıklı bir görevliler grubunda yoğunlaşmış olması. Bu durum devlet sosyalizminin hem olumsuz niteliklerini tanımlamakta, hem de bu sistemin sonunda neden çöktüğünü  açıklamaktadır. Ekonomik yapı daha karmaşıklaştıkça, oluşan ekonomik sistemin  işleyişindeki olumluluklar da giderek azalmıştır. Çünkü bu ekonomik sistemda geniş çalışan kitleler kendilerinin giderek artan karmaşık ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir çabayı gösterebilmek için yeterli güç ve iradeye sahip olamamışlardır. 1917 Rus Devrimi öncesinde farklı okullara mensup tüm sosyalistler sosyalizmin kapitalizmden çok daha demokratik olabileceği noktasında hemfikir olmuş, çalışan insanların dünya tarihinde ilk kez toplumun efendisi olabileceğine inanmışlardı. Bolşevikler de böyle bir sistem kurmaya çalıştılar. En azından ilk aşamada böyle olduğunu söyleyebilirim. Fakat çeşitli tarihsel nedenlerle onların inşa ettiği sosyalizm biçimi demokrasiden yoksun olmuştur. Sovyetler Birliği anayasası yüksek düzeyde bir demokratik sistem öngörmüştü. Halkın egemenliğini hedefleyen bir sosyalizm perspektifi söz konusuydu. Fakat gerçekleşen bu olmadı. Gençliğimde Marksist-Leninist partilerin, kapitalizmin alaşağı edilmesi ve sosyalizmin inşasında başarılı olabilmiş tek tür olduğu konusunda oldukça ikna olmuştum. Fakat bugün geriye dönüp tarihe baktığımda bu tür partilerin temel bir eksikliğe sahip olduğu görülmektedir. Bir Marksist-Leninist parti baskıcı burjuva rejimine karşı iktidar için verilen savaşa önderlik etmede etkili olabilmektedir. Silahlı devrimci mücadele sürecinde bu partinin önderliği halkın ihtiyaçlarına yanıt vermek zorundadır. Aksi takdirde kimse onun peşinden gitmeyecektir. Bununla birlikte zaferi elde ettiğinde ve devleti ele geçirdiğinde bu baskı gücünü kendi başına kullanmayı tercih edebilmektedir. Yukarıda da belirttiğim gibi komünist partiler halka yararlı olabilecek birçok şeyler yapmışlardır. Fakat bunlar ekonomik ve politik iktidarı halkla paylaşmayı asla başaramamışlardır. Oysa bu olmaksızın sosyalizm kaçınılmaz olarak çarpıklaşmakta ve kalıcı olarak ayakta kalamamaktadır.
Devlet sosyalizmi sisteminde devrim sonrası dönemin ilk aşamalarında devrimi yapan yeni yönetici grup yaşamını çalışanlar için yeni bir toplum oluşturma davasına adamaktadır. Bununla birlikte devlet sosyalizminin yukarıdan aşağı olarak tanımlayabileceğim bilinen yapısı yerleşik hale geldiğinde ise daha sonraki  nesil yöneticilere baktığımızda bunların iktidar ve ayrıcalık peşinde koşan bireylerden oluştuğunu görmekteyiz. En azından bu bireylerin çoğunluğu bu yolu izlemektedirler. Sonuçta bu tip yeni kuşak yöneticiler kendilerine ayrıcalıklar sağlamak açısından uygun olmayan hatta onların ayrıcalıklarını sınırlayan devlet sosyalizmi sistemini yıkmaya girişmekte, bu yolla kapitalizme geçmektedirler. Kapitalizmin özel mülkiyet sahipliği yoluyla kendilerinin ayrıcalıklı konumlarını güvence altına alacağını düşünmüşlerdir.
Yeni sosyalizm kalıcı olabilmek için sosyalizmin orijinal doğuş ilkesini barındırmalıdır. Yani o, çalışan insanların iktidarda olduğu bir sistem olmalıdır. İktidar halktan yukarıya doğru işlemeli, iktidar süreci bir elitten aşağıya doğru oluşmamalıdır. Fakat bu, onun, burjuva demokrasisindeki aynı kurumları barındırması veya bu iktidar modeli kapitalist sınıfın iktidarı altında halkın iradesine bir miktar alan açılması anlamında düşünülmemelidir. Diğer bir deyişle söylersem, yeni sosyalizm demokrasi ve halk katılımının kapitalizmin temel ekonomik ve politik kurumlarına ilave edilmesi anlamında düşünülmemelidir.
Sosyalizmin halk iktidarı(egemenliği)  ilkesini içeren kilit kurum demokratik katılımcı planlama kurumu olabilir. Halkın nelerin üretileceğine, bunların nasıl üretileceğine ve üretilenlerin nasıl bölüştürüleceğine karar verebileceği yegane araç ekonomik planlama olabilir. Bir sosyalist toplumdaki tüm farklı çıkar gruplarının temsilcileri, işçiler, tüketiciler, yerellerde yaşayan grupların temsilcileri bu ekonomik kararların oluşturulmasına katılmalıdırlar. Bu çıkarlar her bir işletme yönetim kuruluna ve tüm planlama kuruluşlarınının kararlarına  temsil yoluyla yansımalıdır.
Bazılarına göre ise sosyalizmin temeli planlı ekonomi değil, pazar ekonomisi olmalıdır. Fakat neoliberal iktisatçıların pazar ekonomisinin etkinliğine dair getirdiği tezler oldukça hatalı varsayımlar üzerine oturtulmuştur. Belirli koşullar altında devlet sosyalizmi ekonomisinin pazar ekonomisine dönüştürülmesi hızlı bir ekonomik büyümeye yol açabilir. Fakat bu büyüme doğal çevreyi tahrip eden ve toplumda artan eşitsizliklere yol açan bir büyüme olacaktır. Pratikte bu yol kapitalizme götürmekte ve pazarda başarılı olan bireyler de kapitalistlere dönüşmektedirler. Dahası , devlet sosyalizminin çöküşünün sosyalist planlamanın başarısızlığını ve geçersizliğini kanıtladığını savunan görüş kanımca hatalıdır. Sovyet tipi merkezi planlama birçok sorunlar taşımış olmasına karşın, aynı zamanda birçok başarılara da imza atmış ve 1990’lara kadar ciddi bir ekonomik büyüme sağlamayı başarmıştır. Zaten bu yıllardan itibaren de Sovyetler Birliği’nde merkezi planlamayı tahrip etme süreci başlamıştır. Kanımca demokratik katılımı içeren bir ekonomik planlama biçimi yukarıdan aşağıya işleyen Sovyet- tipi merkezi planlamadan ve aynı zamanda kar güdüsüyle hareket eden bir pazar ekonomisinden çok daha etkin bir şekilde çalışabilir. Şu anda dünyada iletişim ve bilgi teknolojilerinin gelişme düzeyinin sağladığı avantajlar de katılımcı planlamanın toplumun geniş bir kesiminin katılmasını olanaklı kılacak şekilde yürütülmesini sağlayabilir. Teknik düzey itibariyle sonuç alma olanağı çok büyüktür.
Bu tür yeni bir sosyalizmin bugün veya yakın bir gelecekte ortaya çıkmasının temeli var mıdır, sorusuna yanıtım olumludur. Kapitalizmin neoliberal biçimi 1980’lerden bu yana dünyanın birçok bölgesinde hakim konuma gelmiş, küçük bir azınlığı büyük ölçüde zenginleştirirken geniş çoğunluk açısından çok baskıcı bir yapı oluşturmuştur. Latin Amerika’daki bazı ülkelerde meydana gelen neoliberalizm kaynaklı aşırı sömürü ve ekonomik çöküşler,  sosyalizmin inşası yolunda yeni çabalara yol açmıştır. Kanımca bugün Venezuela’da iktidarın kitlelerin elinde olacağı yeni bir sosyalizm inşası çabası söz konusudur. Dünyanın birçok bölgesinde kapitalizm halka büyük acılar vermekte ve milyonlarca insan bir alternatif arayışı içinde bulunmaktadır. Eğer sosyalizmi savunanlar örgütlenebilir ve halka yeni bir sosyalizm perspektifi sunabilirlerse, birçok ülkede pratikte çoğunluğun desteğini alabileceklerdir. Ben çalışan kitlelerin neoliberal kapitalizmin kendilerine empoze ettiği baskı ve boyunduruğu  kesinlikle kabul etmeyeceklerine inanıyorum.
   3) Küresel ekonomik kriz sona erdi mi? Kapitalizm yeni bir  kavşağa geldi mi? Bu krizin temel nitelikleri nelerdir? Finansal kriz ekonomik krizin temel nedeni sayılabilir mi?
 
       2008’de başlayan kapitalizmin neoliberal formunun neden olduğu yapısal krizin sürdüğüne inanıyorum. Harvard University Press tarafından Kasım 2014’te yayınlanacak Neoliberal Kapitalizmin Yükselişi ve Düşüşü başlıklı kitabımda bu analizi tüm ayrıntılarıyla ortaya koyuyorum. Neoliberal kapitalizm kapitalizmin önceki formları gibi, onlarca yıl yüksek karlar sağladı ve göreceli istikrarlı  bir sermaye birikimini mümkün kıldı. Ne var ki, bu çark hane halkının ve finansal kurumların artan borç oranları ve toksik finansal (menkül kıymet) araçalarının  hacminin giderek tırmanması gibi sürdürülemez araçlarla döndürüldü. Bu büyüme modeli ancak giderek artan devasa varlık balonlarıyla sürebilirdi ki, bu balonların yarattığı borçlanma olanakları da tüketimin sürmesini sağladı. 2008 krizinin ilk tetikleyen şeyin finansal çöküş olduğu söylenemez. Aksine gerçek neden 2006-2007’de ABD’deki büyük emlak balonunun sönmesiydi.  Bu da hane halkını (aile ve bireyleri) tüketim harcamalarını kısmaya zorladı, arkasından yatırımların daha da hızlı gerilemesi süreci geldi, bu süreç reel sektörde durgunluğu başlattı. Aynı zamanda, reel sektör balonu deflasyona yol açtı, önde gelen finansal kurumların kasalarında bulunan trilyonlarca dolarlık toksik menkul varlıkların* değer yitirmesine yol açarak onları iflasın eşiğine getirdi ve finansal krizi tetikledi.
*toksik varlıklar: Bunlar genellikle sahibine para kaybettirmeye mahkum varlıklar- menkul değerlerdir (kağıtlar-senetler). Bu terim 2008/09, krizi ile birlikte ortaya çıkmıştır. Bunlar konut-gayrimenkul ipoteğina dayalı çeşitli kağıt (menkul) varlıklar, kredi ödenmemesi durumuna göre koşullanmış swap işlemleri, vb çok çeşitli mali araçları  içerir.
       Kriz işsizliğin keskin yükselişini getirirken, halk da borçalanarak aldıkları evlerinden tahliye edildi. Devlet ise, yaptıkları spekülatif yatırımlarla krizde vebali bulunan zengin bankacıları kurtarmayı yeğledi. 2007’den bu yana ABD’de eşitsizlikler daha da arttı.
       Eğer kapitalizm bu krizi atlatabilirse, normal birikim ancak temel bir yeniden yapılanmadan sonra tekrar ivme kazanabilir. Her belli başlı büyük kapitalist krizi bir ekonomik yeniden yapılanma izlemiştir, 19. Yüzyıldaki krizlerde (tekelci ve finans sermayesinin yükselişine yol açarak), 1930’larda (2.Dünya Savaşı sonrası düzenlenmiş kapitalizm biçiminin önünü açarak) ve 1970’lerdeki kriz de (neoliberal yeniden yapılanmaya yol vererek). Kemer sıkma politikalarının izlenmesi, neoliberal çerçevenin yoğunlaştırılarak neoliberal kapitalizmin canlandırılması girişimini temsil eder ki, bu da ya uzun süreli durgunluğa, ya da bunalıma neden olarak başarı getirmeyecektir.
      4 )Soru : Kriz karşısında ne tür ekonomik seçenekler ortaya çıkabilir ?
 
       Kanımca, krize çözüm üç muhtemel ekonomik yeniden yapılanma seçeneği biçiminde oluşabilir : 1) kapitalizmin devletçi ve ulusalcı bir formu; 2) emek-sermaye uzlaşmasına dayalı- yeni bir sosyal demokrasi dönemi; 3) sosyalizme yöneliş. Önceden hangisinin oluşabileceğini kestiremeyiz ve farklı ülkelerde farklı sonuçlarla da karşılaşılabilir. Devletçi-ulusalcı yeniden yapılanma yükselen sağ partilerin bulunduğu bazı Avrupa ülkelerinde ve ABD’de Rusya’ya karşı yeni “Soğuk Savaş” eşliğinde ortaya çıkabilir. Sosyal demokrasi bazı kuzey Avrupa ülkelerinde tamamen rafa kaldırılmadı ve önümüzdeki yıllarda güç kazanabilir. Sosyalizme yöneliş ise Latin Amerika’daki bugünkü birkaç uygulamada gördüğümüz gibi bu kıtada mümkün olabilir. ABD’de bile 2008’den bu yana sosyalizme destek keskin biçimde arttı. ABD’deki kamuoyu araştırmaları, 2009’dan beri 30 yaş altındakilerin üçte biri ile yüzde 45’i arasındaki bir kısmının sosyalizme sıcak baktığını ortaya koyuyor.
5)    Siz aşırı-yatırım olgusunu krize neden olan diğer bir etmen olarak ele alıyorsunuz, , bunu nasıl açıklarsınız?
 
       Bir önceki soruya cevap verirken, krizin neoliberal kapitalizmin doğurduğu sürdürülemez eğilimlerin bir ürünü olduğunu söyledim. Bu durum sabit sermaye alanına yapılan aşırı-yatırımlar (yatırım fazlası) süreci olarak anlaşılabilir. A.B.D’de neoliberal çağda ücretlerin durgunluk veya gerilediği koşullarda, ekonomik büyüme ancak hanelerin gelirlerinin ötesinde harcama yapmasıyla mümkün olabilirdi ki, bunun görünümü de insanların giderek çok daha fazla borçlanarak tüketmesi şeklinde olur. Bu da şirketlerin zamanla borçlanmanın tetiklediği bu tüketici talebini karşılamak için üretim kapasitesini arttırması ve daha çok yatırım yapması demektir.
       2006-2007’de son balon (gayrimenkul balonu) söndüğünde, haneler daha fazla borçlanmaz duruma geldiler, çünkü onların borçlanma eğilimleri büyük ölçüde şişen konut fiyatlarına dayanıyordu, artık bunun yerine borçlanma yerine, borçlarını tasfiyeye başladılar. O zamandan itibaren özellikle 2008 yılından beri, tüketici harcamaları keskin biçimde düşerken, kapitalistlerin de sabit sermayeye aşırı/fazladan yatırım yapmış olduğu gerçeği de açığa çıktı. Kapitalistler sürdürülebilir tüketici harcaması eğilimlerine kıyaslandığında aşırı yatırım yaptıklarını kavradılar. Bunun ardından krizi derinleştiren başka bir olgu/davranış ortaya çıktı, fabrika ve ekipman yatırımları büyük hızla %28 düştü ve yatırımlarda düşüş eğilimi uzun vadeli bir eğilim olarak gelişmeye başladı.
 
6)    Bugünün Keynesyen düşünceleri yaşanan ekonomik krize nasıl yaklaşıyorlar?
 
       Paul Krugman gibi Keynesyenler günümüz ekonomisinde bugün yapısal sorunlar bulunmadığını öne sürüyorlar. Krugman, ABD’deki yavaş büyüme ve AB’deki durgunluğun tek nedeninin kemer sıkma/istikrar politikalarına bağlı toplam talep eksikliği olduğu fikrinde ısrar ediyor. Daha fazla kamu harcaması şeklinde genişlemeci maliye politikalarının ve bunları destekleyecek gevşek para politikalarının birlikte uygulanarak sorunun çözüleceğini ve ekonomiyi sağlıklı bir yola sokacağını savunuyor.
       Mali ve parasal genişleme gerçekten yardımcı olabilse  de, bu yetersizdir. “Normal” kapitalist genişlemenin geri gelmesini önleyen bir yapısal sorun vardır ki, bu da neoliberal modelin tükenmişliğidir. Bu model terk edilmedikçe, durgunluk sürecektir.
 
7)         ABD ve Avrupa ekonomik bölgesi arasındaki ilişkileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
       ABD hükümeti Avrupa’nın politik ve ekonomik bütünleşmesindeki her adımı, AB’nin ve Avro ekonomik bölgesinin yaratılmasını destekledi. ABD’deki büyük sermaye, bir ticaret ve yatırım bölgesi olarak Avrupa bütünleşik pazarını tercih etti. Ne var ki askeri alanda eşiti değilse de, ekonomik anlamda AB ve ABD ile başa baş durumdadır. Küresel kapitalizmdeki büyük kapitalist güçler arasındaki sürtüşmeler ABD ile AB arasında da yaşanıyor. ABD hükümeti dünyayı yönetme ve kaynakları ve pazarlarını kontrol etmeye kararlı görünse de, AB son yıllarda, ABD’nin Irak işgalinde kısmen itiraz ettiği gibi kayıtsız şartsız onun peşinden gitmiyor. ABD ve AB hükümetleri Rusya’ya uygulanacak yaptırımlar konusunda da aynı telden çalmıyorlar.
       AB kendi içinde ekonomik uyumsuzluktan muzdaripken ABD farklı ve üniter bir devlet. AB ancak sınırlı biçimde ortak bir devlet olabildi ve şimdi bunun ekonomik çelişkilerini yaşıyor. Avro, devleti olmayan bir para olarak, küresel ekonomi genişlerken iyi işledi, ama 2008’den beri Avro Avrupa’daki ekonomik krizin şiddetlenmesine katkıda bulundu. Avrupa’da süren şiddetli ekonomik kriz merkezkaç güçlerin ortaya çıkmasına neden oluyor ve daha sıkı bir birliğe doğru giden yolun tersine dönmesi ihtimali ortaya çıkıyor.
8)    Sovyetler Birliği’nin ekonomik-politik tarihi ve kapitalizme geçiş üzerine kapsamlı araştırmalar yaptınız ve bu konuda bir kitap yazdınız. Daha sonra Çin ve Komünist Parti yönetimindeki Vietnam, Küba’nın da dahil olduğu ülkelere yöneldiniz, aynı zamanda Şanghay Üniversitesi’nde ders veriyorsunuz. Bu ülkelerin gelecekte özlenen tarzda bir sosyalizme geçme şansını nasıl görüyorsunuz?
 
       Sovyetler üzerinde gerçekten kapsamlı araştırmalar yürüttüm ve şimdi de Çin üzerine çalışıyorum. Küba sistemi üzerinde de biraz bilgi sahibiyim ama henüz Vietnam ile ilgili çalışma yapmadım. Sovyet-sonrası Rusya geri bir sosyal sisteme saplanıp kalmış durumda. Dar bir oligarşi ülkeyi baskıcı bir devlet marifetiyle yönetiyor ve serveti temelde hammadde ve maden ihracatından sağlıyor. Bu haliyle Rusya 143 milyon nüfusa ve nükleer silahlara sahip, Kuveyt gibi temel mallar ihracatına dayalı bir ekonomi. Eğer petrol ve gaz fiyatları düşerse, rejim istikrarsızlığa sürüklenebilir, oligarklar azalan ganimetin paylaşımı üzerinden kavgaya tutuşabilirler, bu durumda bir halk hareketi büyüyebilir var olan sisteme kafa tutabilir.
       Diğer bir ihtimal, Ukrayna krizi üzerinden ABD’nin Rusya’yı küresel pazarların dışına itmesidir. Bu da Rusya’daki rejimi istikrarsızlaştırabilir, ne var ki bu olasılıkta artan milliyetçi tepki iktidarın sallanmasını engelleyebilir.  Rusya’nın petrol ve gazının dünya pazarlarının dışına itilmesi, Rusya ekonomisinin oligarkları zengin etmek için ihracat yerine iç pazara yönelmesini getirir ki, bu da Rusya’nın ekonomik kalkınmasının yararına yeni bir ekonomik yapı olabilir.
       Çin ise bana göre 1990’ların başlarından beri devlet sosyalizminden kapitalizme geçiş içerisinde [devlet mülkiyetindeki işletmeleri büyük-ölçekli özelleştirmesi ve on milyonlarca devlet işletmesi çalışanının işlerinden olduğu zamandan bu yana]. Bu durumda Çin’de gerek işçiler ve gerekse de köylüler baskıcı koşullara karşı her yıl sayısı on binleri bulan protestolar düzenleniyorlar. Çin’in yeni tür bir sosyalizm inşasına yönelme olasılığı mevcuttur. Çin’de böylesi bir değişikliği savunan sosyalistler var.
       Küba’da kurucu devrimci kuşak hala iktidarda ve sosyalist yolda kalmaya çalışıyor. Küba’da diğer devlet sosyalizmlerine kıyasla daha fazla halk katılımı mevcut, Küba’nın yeni türde , daha katılımcı bir sosyalizme yönelme olasılığı mevcut. Küba’da ülkenin gelecekteki yolu üzerine bir iç mücadele var. Çin ve Vietnam tarzı piyasalaştırma ve özelleştirme savunucuları bulunuyor. Eğer onlar Küba’da iktidara gelirse ve Küba sınırlarına çok yakın, sosyalizm deneyini ortadan kaldırmaya ahdetmiş bir ABD’nin varlığı göz önüne alınırsa, Küba kapitalizme doğru evrilebilir. Fakat Küba’da sosyalist yönelimi derinleştirmeyi  savunan aktif unsurlar da mevcut. Kurucu nesilden kalan yöneticilerin çok daha fazla görevde kalamayacağını hesaba katarsak, Küba’nın hangi yola yöneleceğini yakın bir gelecekte göreceğiz. Vietnam’ın bugünü üzerine bilgim sınırlı, ne var ki önümüzdeki Mayıs’ta buraya ilk ziyaretimi yaptığımda bir şeyler öğrenmeyi umut ediyorum.
 
9)    2006’da WAPE’yi kuranlardan birisiniz. 7 yıl geride kaldı. Şu ana kadar neler başardınız?
 
       Bu ay WAPE’nin kuruluş konferansının 8.yılı ve Profesör Cheng Enfu’nun Nisan 2004’te Şanghay’ı ziyaretimde WAPE’nin kuruluşunu önermesinin üzerinden 10 yıl geçti. WAPE, Dünya Politik Ekonomi Birliği tüm dünyadan farklı yönelimlerden Marksist ekonomi-politikçileri  bir araya getirmeyi amaçlıyor. WAPE her yıl ilkbaharda bir yıllık forum düzenliyor, bu yılki 23-25 Mayıs arasında Vietnem-Hanoi’da gerçekleştirilecek. WAPE bir de üç aylık World Review of Political Economy isimli bir dergi çıkarıyor.
       WAPE’nin kuruluşu Çin’deki Marksist ekonomistlerin diğer ülkelerden Marksist ekonomistlerle ilişkilenme arzusundan esinlenmiştir. Katılımcılar aralarında Çin, ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Brezilya, Türkiye, Meksika, Rusya, Hindistan ve Kanada’nın da bulunduğu çeşitli ülkelerden geliyor. Bu süreçte farklı ülkelerden Marksist iktisatçılar farklı eğilimler taşıyorlar, hepimiz diğer ülkelerden gelen meslektaşlarımızla bilgi alış-verişinden bir şeyler öğrendik.
       Marksizm kapitalizmin yerine sosyalizmi koyarak insanlığı özgürleştirme hareketinin düşünsel zemini olarak geliştirilmiştir. Nasıl sosyalist bir hareket başarılı olmak için uluslararası bağlantılara gereksinme duyarsa, değişik ülkelerde Marksist düşünsel faaliyetlerde bulunanlar da, yani insanlığı nihayetinde sömürü, baskı, emperyalizmden ve savaşlara mecbur bırakan kapitalizmden özgür kılacak yeni bir sosyalizm inşası için çalışanlar da, bu amaçlar için farklı ülkelerde güçlü bağlantılara muhtaçtırlar.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın