porno izle
Bellek

BEŞİNCİ AKIM: Eklektik Marksizm

Soru: Engels’in “Anti-Dühring” ve “Klasik Alman Felsefesinin Sonu ve Ludwig Feuerbach” adlı iki eseri ve Lenin’in “Materyalizm ve Ampiriyokritisizm” eserleri Marksist Felsefenin özünü ortaya koymaktadır. Bu eserler doğru anlaşılmadıkça Marksist Felsefenin temel ilkelerinin doğru bir biçimde anlaşılamayacağı; doğru/bilimsel bir dünya görüşü ve yaşam felsefesi oluşturulamayacağı açıktır. “Eklektik Marksizm” terimi birçok dergide ve söylemde sık bir biçimde kullanılmaktadır. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz.

Eklektik Marksizm Çin’deki ideolojik eğilimlerden biridir. Bu düşünceye ve sahip olduğu metodolojiye yakından baktığımızda baş (temel) çelişme ile ikincil çelişmeler arasında ayrım yapmadığını, bunları net bir biçimde ortaya koymadığını görebiliyoruz. Veya bunların bir çelişmenin asli yanı ile ikincil yanı arasında ayrım yapmadıklarını söyleyebilirim. İlkesiz bir biçimde birbirine tamamen karşıt olan bakış açılarını mekanik bir biçimde harmanlamaya çalışmaktadırlar. Bunlardan bazıları Batıdaki burjuva iktisadının temel bazı teorilerine büyük bir değer atfetmektedirler, böylece mesela bencilliği insanın doğası olarak kabul etmekte ve bu iktisadın egoist/bencil ekonomik insan hipotezini tümüyle savunmaktadırlar. Hatta bunlar toplumda sosyal tabakalar arasında toplumsal işbirliğine ve kamusal refahın artışına katkıda bulunacak yegâne şeyin ekonomik insanın bencilliği olduğunu savunmakta, işçilerin sömürülmelerini hiç dikkate almadan tamamıyla mülk sahipleri adına konuşmaktadırlar. Bu eğilimi dört hipotez başlıklı uzun makalemde eleştirmiştim.

(Ç.N.: bu makalenin Türkçesi makale tarafımızdan Türkçeye çevrilmiş bulunmaktadır; incelemek isteyenlere gönderebiliriz.)

Bu eğilim tek yanlı bir biçimde etkinliğe vurgu yapmakta ve eşitlik hedefini göz ardı etmektedir.  Merkezi Parti Okulunda çalışan bir profesör olan Wang Dongjing,  Dong Degang ve Wang Changjiang’ın bu eğilimin temsilcilerinden olduğunu söyleyebilirim. Bunların Partinin kurumları tarafından çeşitli eleştiriler aldığını da söyleyebilirim.

Wang Dongjing bir yandan Marksizme karşı çıkmazken, öte taraftan modern burjuva iktisadının Çin’in ekonomik reform ve açılma strateji gelişimine yol gösterebileceğini savunmaktadır. Fakat kendisi aynı makalesinin sonuç bölümüne Deng Xiaoping Teorisi ve Jiang Zemin Düşüncesi’ne büyük değer verdiğini de eklemiştir. Bu nedenle Eklektik Marksizmin bir figürü olarak sınıflandırılması doğrudur.

Merkezi Parti Okulu Felsefe Bölümü eski müdür yardımcısı Dong Degang da “Mülkiyet Konusuna İlişkin Olarak Zihinlerimizi Daha Da Özgürleştirmeliyiz.”[1] başlıklı makalesinde: Çin’in reform stratejisinin üretici güçleri özgürleştirme çizgisini ve bunun yanı sıra halkın çıkarlarının gözetilmesi kriterlerini doğru bir şekilde uyguladığını ve mülkiyet yapısındaki değişiklikleri bu kriterlere göre kararlaştırdığı yorumunu getirerek, bu doğrultuda da ekonominin kamu-dışı sektörünün payını arttırdığını vurgulamıştır. Dong Degang bu yorumunda Çin’in reform stratejisinin, sosyalizmin temel özelliklerinden biri olan kamu mülkiyetinin egemenliği kriterini dikkate almadığını savunmaktadır.  Oysa bu yorum yalnızca kişisel bir temennidir. Dong Degang, bu yazısında hatalı bir biçimde  “sistemde düzeltmeler ve değişiklikler yaparken, sosyalizmin amaçlarına ve sosyalist yola bağlı kalmanın, zaten sosyalizmi gerçekleştirmek anlamına geldiğini”  ve bunun yeterli olacağını belirtmiştir.

Dong Degang, ekonomide kamu sektörü ile kamu dışı sektörü arasındaki oran konusunda endişe etmememiz gerektiğinin altını çizmektedir. Ona göre, bunun yerine üretici güçleri geliştirme temelinde, ekonomik kalkınmanın meyvelerini halkın büyük çoğunluğu tarafından paylaşılır hale getirmeye (halkın çıkarlarını kollamaya) daha fazla önem vermeliyiz. Dong Degang, ekonomik kalkınmanın meyvelerinin halkın büyük çoğunluğu tarafından paylaşılması düşüncesinin sosyalizmin ortak refaha ulaşma amacına eşit olduğunu savunuyor. Fakat bence bu  “ekonomik kalkınmanın meyvelerinin halkın büyük çoğunluğu tarafından paylaşılması”  hedefi soyut bir ortak refah kavramıdır. Çünkü bu hedef tanımı sosyalizmin temel özellikleri olan kamu mülkiyetinin egemen konumda bulunması ilkesini ve herkese emeğine göre şeklindeki bölüşüm ilkesini yok saymaktadır.

Marx’ın – kamu mülkiyeti kavramı ile değiştirilebilir olarak kullandığı – benzer bir fikre dayanan sosyal mülkiyet kavramı, halkın üretim araçları mülkiyetine sahip olması ve bunların üretimde kullanılmalarını ifade eder. Biz, bugünkü tarihsel koşullarda bunları (kamu mülkiyeti kavramı ile sosyal mülkiyet kavramını) kesin bir biçimde ayırıp, birbirinin karşısına koyamayız. Devletin ortadan yok olmasından önceki bugünkü sosyo-tarihsel koşullarda,  halkı temsil eden kuruluşlar ancak,  “proletaryanın yönetici sınıf olarak örgütlendiği” sosyalist devlet olabilir.

Sosyal mülkiyet kavramının, katı bir şekilde kamu mülkiyeti kavramına karşıtlık içinde tanımlanması halinde, sosyalist kamu mülkiyetini esas alan bir sistemi öne sürmek için gerekli temelden yoksun kalırız ve ülkedeki sosyalist ekonominin yönlendirici sektörü olarak devlet mülkiyetini savunamayız. Eski Sovyetler Birliği ve Çin’in sosyalist uygulamaları, kamu mülkiyetine dayalı sosyalist sistemin, kapitalist sistemden daha üstün olduğunu yeterli bir şekilde kanıtlamıştır.

Kamu mülkiyeti altındaki sektörün ülke ekonomisi içerisindeki payının azalmasının, gerçekten Parti’nin iktidarının temelini zayıflatmayacağı doğru mudur? Açıkçası benim hesaplamalarıma göre, Çin’in ulusal ekonomisinde devlet ekonomisinin oranı 1/3’den aşağı düşerken, özel ekonomi ve yabancı ekonomilerin oranı, 2/3’e çıkmıştır. Bu durum toplumsal servetin giderek bir kaç kişinin elinde yoğunlaşmasını getirecektir. Oysa Deng Xiaoping ileri yaşlarında bizi, “Çin’de kutuplaşma çizgisi başarılı olamaz yalnızca sosyalizm Çin’in sorunlarını çözebilir”[2] diyerek uyarmıştı.

Merkezi Parti Okulu Parti İnşa Bölümü yöneticisi Wang Changjiang, Merkezi Parti Okulu’nun desteği ile çıkan Study Times dergisinin 534. sayısında “Parti‘nin kendi özel çıkarları olduğu nesnel bir gerçekliktir”  başlıklı bir makale yayınladı. Onun bakış açısına göre, ancak ve ancak Parti’nin çıkarlarının varlığını pratik içinde ve gerçekçi biçimde kavradığımızda, toplumdaki çeşitli çıkarlar arasındaki ilişkiyi, özellikle halkın çıkarları ile onların temsilcisi olarak Parti’nin çıkarları arasındaki ilişkiyi nesnel olarak inceleyebilir ve ancak böyle bir anlayışla Parti’nin çıkarlarını doğru bir şekilde uygun bir konuma yerleştirebiliriz.[3]  Bu görüş, açıkça Komünist Manifesto’nun ilkelerine ve Çin Komünist Partisi’nin parti tüzüğüne aykırıdır. Komünist Manifesto’ya göre, Komünist Partisi, bir bütün olarak proletaryanın çıkarlarının dışında, herhangi bir farklı çıkara sahip olamaz. Aksine, Çin Komünist Partisinin tüzüğüne göre, partinin can-ı gönülden halka hizmet konusunda ısrarcı olması gerekir. Çin Komünist Partisinin, işçi sınıfının ve halkın ezici çoğunluğunun çıkarları dışında veya bu çıkarların üzerinde hiçbir özel çıkarı olmamalıdır.

Eklektik Marksizm ekonomik ve siyasi reformlar sürecinde, eleştirilerimizin başlıca hedeflerinden biridir. Gerçek Marksizmin ve Çin Komünistlerinin büyük stratejisi olan – Çin’e Özgü Sosyalizmin gerçek anlamda ne olduğunun ortaya konulabilmesi için, eklektik Marksizm düşüncesinin eleştirilmesi önemlidir.

(Ç.N.: Çin’de 33 idari bölüm (eyaletler, özerk bölgeler ve özel yönetim bölgeleri yani (Hongkong/Makao), bu idari bölümlerin hepsinde birer Parti Okulu bulunmaktadır. Bu okulların işlevi, parti ve devlet kadrolarının teorik ve pratik alanlarda eğitimidir. Bu okullar özgün yanlarının yanı sıra mevcut üniversitelere benzer bir akademik yapıya ve kadroya sahiptir).

ALTINCI AKIM: Gelenekselci veya Ortodoks Marksizm

Ortodoks Marksizmin önde gelen medya aracı Mao’nun Bayrağı adlı web sitesidir. Bu web sitesi, Mao Zedung’un bayrağını yükseltme çağrısı yapmaktadır. Burada parti içi ve dışından birçok eski kadro/memur olduğu gibi yaşlı kuşak akademisyenler de bulunmaktadır. Bu akımın önde gelen temsilcileri arasında Bai Yang ve (Çin Ulusal İstatistik Bürosu eski yöneticisi) Li Chengrui bulunmaktadır. Bai Yang’ın “Mao Zedung’un Bayrağını Savunalım” başlıklı metni, bu akımın manifestosu niteliğindedir.

İlk olarak, Mao Zedung Düşüncesi’nin yönlendirici konumu yeniden sağlanmalıdır. Bu akımın asıl hedefi ülke anayasasını ve Parti program ile parti tüzüğünü savunmaktır. Onlara göre 1980’lerden bu yana partide savunulan 4 Temel ilke arasında en önemlisi Mao Zedung Düşüncesi’ne bağlılık olarak görülmelidir.[4]

Çünkü, bu ilke ÇKP nin varlığının temeli ve onun ülkeyi yönetmesinin ve ülkeyi enerjik bir biçimde canlandırmasının temelidir. Tabii ki aynı zamanda bu ilke, gelişme ve yenileşme çabalarının itici gücü olmalıdır.

İkincisi, Mao Zedung’un mercek altına alınan ve “aşağılanan” ileri yaşlarında yazdıkları ve yaptıkları (Ç.N.: Genellikle ölümünden önceki son yedi yılı kastediliyor) adil bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Başkan Mao Zedung’un bu yılları aslında en parlak yıllarıdır ve o tüm yaşamını halka hizmete ve komünizm için mücadeleye adamıştır. Adil bir değerlendirme, esas olarak onun önderlik ettiği Kültür Devrimi’ni pratik,  gerçekçi, nesnel bir biçimde değerlendirmelidir. Bu partimizin ihmal etmemesi gereken temel bir görevdir. Çeşitli olağanüstü karmaşık nedenlerden dolayı Kültür Devrimi, her şeyi yıkmak ve topyekûn iç savaş ortamı yaratmak gibi, Mao Zedung’un da belirttiği ciddi hatalar yapmıştır. Bununla birlikte Kültür Devrimi’nin genel yönelimi, ilkeleri, politikaları ve asıl ruhu tamamen doğrudur.

Üçüncüsü, Başkan Mao ve Mao Zedung Düşüncesi dinamik bir biçimde incelenmelidir. Deng Xiaoping, Başkan Mao olmaksızın yeni Çin’in olamayacağını özellikle vurgulamış ve ayrıca Mao Zedung Düşüncesi’nin, Partinin birkaç kuşağını iyi bir şekilde eğittiğini belirtmiştir. Mao Zedung Düşüncesi’nin bayrağını kuşaktan kuşağa sonsuza kadar yükseklerde dalgalandırmalıyız. Ancak, Ortodoks Marksistlere göre 1990’lardan bu yana, Başkan Mao ve Mao Zedung Düşüncesi’nin yaygınlaştırılması çabası zayıf ve güçsüz kalmıştır.

Dördüncüsü, Mao Zedung’un olumsuzlanarak şeytanlaştırılması ciddi bir biçimde eleştirilmelidir. Başkan Mao’nun zihninde, halk tanrıdır ve halkın kalbinde Başkan Mao kızıl güneştir. Geçtiğimiz 30 yıl içinde, resmi çevrelerde Başkan Mao’nun son yıllarının tamamen inkâr edilip eleştirilmesine rağmen, sivil toplumda sıradan insanlar, kendiliğinden dalga dalga bir “Mao heyecanı” yaratarak Başkan Mao’nun anısına çeşitli şekillerde faaliyetler yürüttüler. Ancak, bazı sözde elitler kamuoyundaki bu eğilime karşı defalarca savaşmış ve Başkan Mao‘yu olumsuzlayarak şeytanlaştırmak için ardı ardına tepkiler göstermişlerdir. Ortodoks Marksistlere göre Li Rui ve Yuan Tengfei, bu şeytanlaştırma davranışının temsilcileridir.[5]

Bu geleneksel Marksist düşüncenin olumlu etkisi ve önemi, özellikle neoliberalizm, demokratik sosyalizm ve eklektik Marksizm gibi sağdaki görüşleri  sert ve çarpıcı bir biçimde eleştirmesidir. Fakat eleştirilerinin bazıları, özellikle Kültür Devrimi’ni savunan görüşleri, çok ileri gitme eğilimindedir. Eleştirilerinde ana hedef ve diğer ikincil hedefler arasında ayrım yapmaksızın topyekûn eleştiriyi benimsemektedirler. Hedef aldıklarının isimlerini açıklayarak eleştirme taktiğini benimsemektedirler. Ve bu akımı destekleyen yaşlı akademisyenler, yerli ve yabancı literatürü izlemede yeterince iyi değildirler. Bu nedenle yazılarının aşırı derecede eleştiri içerdiği, fakat yeterli üretken yaratıcılıktan yoksun oldukları görülmektedir.



[1] Dong Degang. Mülkiyet Sorununda Zihnimizi Daha Da Özgürleştirmeliyiz; http://news.163.com/08/0229/08/45RUN67600012I5M.html.

[2] Çin Komünist Partisi Literatürü Araştırma Merkezi. 2004. Deng Xiaoping Döneminin Tarihçesi (1975-1997). Cilt. 2: 1317. Beijing: The Central Literature Press.

[3] Wang Changjiang: Partinin Kendi Özel Çıkarları Olduğu Nesnel Bir Gerçekliktir. Study Times dergisi,  no. 534.

[4] Dört Temel İlke Şöyledir: Sosyalist yola bağlı kalmak; Sosyalizmin inşasında Parti önderliği ilkesine bağlı kalmak; Marksizm-Leninizm ve Mao Zedung Düşüncesi’ne bağlı kalmak ve Halkın Demokratik diktatörlüğü –ya da proletarya diktatörlüğü ilkesine bağlı kalmak. Deng Xiaoping’e göre reformlar süreci boyunca bu dört büyük ilkeye büyük bir dikkat gösterilmeli ve en az 2050 yılına kadar bu ilkelere sıkıca bağlı kalınmalıydı.

[5] Bai Yang.  Mao Zedung’un Bayrağını Ölünceye Kadar Savunalım; http://mzd.wyzxsx.com/Article/Class18/201007/3361.html.

Çeviren: Cem Kızılçeç

sürecek

Yorumlar

1 yorum Bu Mesaj

Bir Cevap Yazın