banner
banner
banner
porno izle
Bellek

“Genel Savaş’ın sonucu olarak en ağır şartlarda Mondros Ateşkesini kabul ettirmesine rağmen, galip devletler ateşkes hükümlerini bozmaya başlayınca, Osmanlı Devleti ve halkı adına özgürlük ve bağımsızlığı korumak amacıyla İzmir’de kurulan gizli cemiyetin kararıyla ben ilk isyan bayrağını tam iki buçuk sene önce açmıştım.” Bu satırların sahibi Çerkes Ethem, memleketinden uzakta ve ona hasret ölenlerdendir. 1948 yılının eylülünde sürgünde bulunduğu (Ürdün-Amman’da) bu dünyadan ayrılırken geride bıraktığı kısa anılarında; 1920’li yılların Anadolusu’ndaki toplumsal mücadelenin taraflarından biri olarak yaşadıklarını anlatmıştır.

Çerkes Ethem 1886 yılında Bandırma’da (Emreköy) doğmuştur. Soyları Kafkasya’dan Anadolu’ya sürgün edilmiş ve Bandırma civarına yerleşmiş, Çerkes bir ailenin beşinci erkek çocuğudur. Babası Ali Bey yörenin zenginlerindendir. Çerkes Ethem’in İlyas ve Nuri ismindeki iki ağabeyi Rumlarla girilen çatışmada ölmüşlerdir. Diğer iki ağabeyi Reşit ve Tevfik, babaları Ali Bey tarafından İstanbul’a Harbiye’ye gönderilmiştir. Çerkes Ethem’in asker olma isteği babası tarafından engellenince, evinden kaçarak Bakırköy Süvari Küçük Zabit Mektebi’ne girmiştir. Buradan Başçavuş olarak terhis olmuş ve Balkan Savaşında Bulgar cephesinde yaralanmış, Birinci Dünya Savaşı’nın başlangıcında büyük ağabeyi Reşit Bey aracılığıyla Teşkilat-ı Mahsusa’ya katılmıştır. Teşkilat-ı Mahsusa’da görevli olduğu dönemde Irak, İran ve Afganistan’da gizli görevlerle mücadele eden birlikler içinde olduğu ve Ruslar ile İngilizlere karşı çeşitli yörelerde faaliyetler yürüttüğü bilinmektedir.

En somut bilgi Teşkilat-ı Mahsusa operasyonlarından biri olan Irak seferinde yaralandığı ve yaralı olarak Bandırma’daki baba evine döndüğüdür. Umum Kuvay-ı Tedibiye Kumandanı Ethem Bey… Çerkes Ethem’in yaşamındaki bir başka rastlantı, Anadolu’daki Milli Mücadele’nin en önemli kumandanlarından ‘Hamidiye Kahramanı’ olarak bilinen ve yine bir Kafkasyalı (Abaza) olan Rauf Orbay’ın emri altında çalışmış olmasıdır. 1914’de İran ve Afganistan’a düzenlenen ve Afganistan’ın İngiliz etkisinden kurtarılmasını hedefleyen harekâtta Kirmanşah önlerine kadar gelen askeri (ve çete) kuvvetlerini, ‘Umum İran Cephesi Kumandanı’ Rauf Orbay yönetmekteydi. Rauf Orbay, birliğine gönüllü katılan ve İran’daki Kürt aşiretleriyle olan çarpışmalarda yararlılığı görülen Teşkilat-ı Mahsusa militanlarının arasında, hizmetini övdüğü Çerkes Ethem de bulunuyordu.

Orbay, Çerkes Ethem için, “oradaki vazife sona erince kendilerini, esasen bağlı bulundukları–Başkumandanlık emrindeki– Teşkilat-ı Mahsusa’ya iltihak etmek üzere İstanbul’a göndermiştim” demektedir. Ethem Bey, Mondros Mütarekesi sonrasında ve Yunan kuvvetlerinin Batı Anadolu’yu işgali arifesinde, bölgeyi dolaşan Rauf Orbay’ın yönlendirmesiyle, Teşkilat-ı Mahsusa ilişkilerini canlandırmış ve Çerkeslere dayanan bir direniş örgütünün lideri olmuştur. O dönem Anadolu’da; Erzurum’daki 15. Kolordu (kumandanı Kazım Karabekir Paşa) ve Ankara’daki 20. Kolordu (kumandanı Ali Fuat Paşa) dışında önemli bir askeri güç bulunmuyordu. Ethem’in Çerkes ağırlıklı milislerden meydana getirdiği ve o dönemde Batı Anadolu’da en önemli askeri güç haline gelen Kuvay-ı Seyyare birlikleri Yunan ilerlemesinin önünde bir dönem başlıca engel olduğu gibi, asıl işlevini Anadolu’da padişah yanlısı ayaklanmaların bastırılması noktasında göstermiştir.

çer

Çerkes Ethem’i burada önemli ve etkili bir Kuvay-ı Milliye Kumandanı haline getiren etken, Teşkilat-ı Mahsusa içinde kazandığı güç ve mevkidir. Ethem’in kumandanı olduğu Kuvay-ı Seyyare birlikleri, Garp Cephesi Kumandanı Ali Fuat Paşa’nın emrinde çalışmış ve düzenli askeri birlikler kurulana kadar Kütahya, Demirci, Simav, Gediz hattında Yunan kuvvetlerinin ilerlemesine engel olmuştur. Çerkes Ethem, Gediz savaşı hakkında; ‘200 şehit 500 yaralı vermiştik. Yunanlılardan geri alınan arazi yalnız Gediz ve etrafı olarak kalmayarak, sonraları Simav ve Demirci şehirleri de dâhil olduğu halde askerlik noktasından önemli ve geniş bir mıntıka tekrar elimize geçmişti’ demektedir. Diğer yandan Kuvay-ı Seyyare; -imparatorluğun dağılma, yeni rejimin kurulma aylarında ve ittifakların bıçaksırtı dengelerle sürdüğü günlerde- eski düzeni korumak isteyen ve bu amaçla Anadolu’nun farklı köşelerinde başlayan Padişah yanlısı örgütlenme/isyanları dağıtmasıyla, bir başka yaşamsal rol daha oynamıştır.

Ethem’in Milli Mücadeleyi tehdit eden ve İstanbul hükümetlerinin teşvikiyle çıkarılan Bolu, Düzce, Adapazarı ayaklanmaları ve (o da bir Çerkes olan) Ahmet Anzavur’un başlattığı ayaklanmayı bastırması henüz Anadolu’da yeteri kadar örgütlenememiş ulusal güçlere hayatta kalma şansı vermiştir. Ethem’in Anzavur ayaklanmasını şiddetle bastırmasından sonra içlerinde yerel Çerkes önderlerinden Sefer Bey, Koç Bey, Abdülgani Bey ve Kurmay Binbaşı Hayri Bey gibi birçoğunu astırması, (Halide Edip gibi aydınlardan zalimlik eleştirilerine uğramışsa da) çeteciliğin doğruluğu sınanmış kurallarından olsa gerekir ki, Mustafa Kemal Paşa’da Ethem Bey’e katılmıştır.

Çerkes Ethem’in, Yeşil Ordu Cemiyeti’ne Katılması…

Çerkes Ethem’in sol siyasetle ilişkisi; Ankara’daki Yeşil Ordu Cemiyeti’nin milletvekili olan yöneticileri, Eskişehir’de sonradan (Hafi) Komünist Partiyi kuracak olan Şerif Manatov gibi III. Enternasyonalci komünistler ile Eskişehir’de ‘Seyyare Yeni Dünya’ gazetesini çıkaracak olan gazeteci Arif Oruç ve çevresiyle tanışmasından sonra başlamıştır. Dönemin önemli sorunlarından biri, milis teşkilatlarının oluşturulmasında ya da ordunun kurulmasında gerekli olan paranın sağlanmasıdır. Anadolu’da para yalnız eşraf, ağa, tüccar gibi o dönemin egemenlerinin elindedir. Bunların bir kısmı bu milis teşkilatlarını kendileri için beslerken, Çerkes Ethem örneğinde olduğu gibi Milli Mücadelenin finansmanının Anadolu’nun zengin sınıfları tarafından karşılanmasını düşünenler de vardır. Bu durum, Milli Mücadeleyi “ kendi düzenleri ve kendi kurtuluşları” olarak gören zengin Anadolu eşrafı ve müttefiklerinin sesini yükseltmesine sebep olmuş, Kuvay-ı Seyyare hareketini, komünizan cephe içinde görmeye başlamışlardır.

Anılarından izleyebildiğimiz kadarıyla Çerkes Ethem’in sosyalizme ve Rusya’daki Bolşevik devrime bakışı olumludur. Kafkasya’daki Türklerin ve daha doğudaki Müslüman halkların Bolşeviklerle olan ittifakı ve Türklerin toplumsal uyanışı Çerkes Ethem’i hem duygulandırmış hem de komünizme olan bakışını olumluya çevirmiştir. Ancak Çerkes Ethem Kafkas halklarının kurdukları “Bağımsız ve Batı” yandaşı küçük cumhuriyetlerin, -bir süre sonra- Bolşevikler tarafından yıkılması konusunda Bolşeviklerin kendisi için güvenilirliğini yaraladığını belirtmektedir.

1920 yılı Mayıs ortalarında Yozgat’ta çıkan İstanbul Hükümeti yanlısı bir başka ayaklanma hızla genişlemiş ve Ankara’daki milli hükümeti tehdit etmeye başlamıştır. Mevcut askeri kuvvetlerle önü alınamayan Yozgat isyanını bastırması için Ethem ve Kuvay-ı Seyyare birliklerine başvurulmuştur. Çerkes Ethem’in Yozgat’taki isyanı bastırması için hükümet tarafından Ankara’ya davet edilmesi, Ankara’da Mustafa Kemal Paşa ve milletvekilleri tarafından olağanüstü bir ilgiyle karşılanması, haziran ortasına doğru Yozgat isyanını bastırıp yeniden Ankara’ya dönüşü, orada askeri kumandanlar, milletvekilleri ve Yeşil Ordu ileri gelenleriyle yaptığı temasların; hem kendisi açısından, hem de hükümet ve Mustafa Kemal Paşa açısından bir dönüm noktası olduğu kesindir.

Bu haftalarda Mustafa Kemal Paşa, padişah yanlısı isyanları bastıran ve şöhreti hızla artan bir milis gücü kumandanı olarak gördüğü Çerkes Ethem’i sol siyasi çevrelerin içinde birdenbire gücünü çok aşan bir tehdit olarak algılamış olmalıdır. Çerkes Ethem, Yozgat ayaklanması nedeniyle Ankara’ya gelişinde ve ayaklanmanın bastırılıp Eskişehir’e dönmeden önce yine Ankara’da kaldığı günlerini, Aydın Cephesinden tanıdığı ve hem Yeşil Ordu Cemiyeti Merkez-i Umumi üyesi hem de Diyarbakır Milletvekili (Binbaşı) Hacı Şükrü Bey’le (Ankara-Ulus’ta bulunan) Taşhan konağında geçirmiştir. Bu dönem, Çerkes Ethem’in Yeşil Ordu Cemiyeti’ne katıldığı günlerdir.

Ethem Bey ve –Resmi–Türkiye Komünist Fırkası…

1920 yılı sonuna doğru, Ankara’da Hükümetin birincil gündemi, bütün bir yıl boyunca farklı kanallarda canlı bir tartışma ve gelişme ivmesi gösteren sol ve komünist hareketi denetimi altına alma düşüncesidir. Yılın ikinci yarısında bu süreci etkileyen gelişmeler şöyledir:

Temmuz ayında Hükümet’in Yeşil Ordu’yu kapatma girişimi başarısız olmuş, yine bu dönemde Çerkes Ethem ve çevresi Yeşil Ordu’ya katılmıştır. Meclis içindeki “Halk Zümresi” grubu emekçi ve köylü kitleleri gözeten radikal programlar yayımlamış, Halkçı vekiller yeni kurulmakta olan devletin temel metinlerinin bu programlarla uyumlu olmasını istemişlerdir. Ankara’da Yeşil Ordu içinden bir grup, Hafi TKP ile Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’nın kurulması için çalışma yapmaktadırlar. Bakü’de ise Mustafa Suphi ve arkadaşları 10 Eylül’de Türkiye Komünist Fırkası’nın 1. Kongresini yapmış ve Anadolu’ya dönme hazırlıkları içindedirler. Ankara’da hükümet ise, yönetiminde paşaların ve Kemalist bürokratların olduğu -Resmi- Türkiye Komünist Fırkası’nın 18 Ekim 1920’de kurulduğunu açıklamıştır. O günlerde Ziynetullah Nevşirvanov’un hazırladığı bir rapora göre, (Resmi) TKF kurulurken, Dâhiliye Vekili Dr. Adnan (Adıvar) tarafından yayınlanan 16 Ekim 1920 tarih ve 1640 sayılı genelge ile – Resmi- TKF’ye üye olmayan ve oradan mühürlü üyelik kartı almayan kimselerin komünizm ve komünizmle ilgili herhangi bir faaliyette bulunmaları yasaklanmıştır. Bu karar, -Resmi- TKF dışında faaliyet göstermekte olan tüm sol hareketin yeraltına itilmesinin başlangıcı olacaktır.

çerk

Çerkes Ethem anılarında, -o günlerde-Mustafa Kemal Paşa’dan tarihsiz bir mektup aldığını, mektupta Paşa’nın; ‘Seyyare Yeni Dünya’ gazetesinin Eskişehir’den Ankara’ya naklini istediğini ve Ankara’da (III. Enternasyonal’e bağlı) bir Komünist Parti kurduklarını, partinin merkez heyeti içinde, Mustafa Kemal’in kendisinin, Refet Bey ve Çerkes Ethem’in de olduğunu yazmaktadır. Mustafa Kemal Paşa bu mektubuna ‘Muhterem Ethem Beyefendi’ diye başlıyor, sonunu da ‘Muhterem Yoldaş’ diye bitiriyordu. Çerkes Ethem, Mustafa Kemal’in mektubunda sözünü ettiği ‘cemiyet’ hakkındaki düşüncesini, gönderecekleri programı okuduktan sonra bildireceğini Hacı Şükrü Bey’e söylediğini ve Mustafa Kemal Paşa’nın isteği üzerine Yeni Dünya matbaasının Eskişehir’den Ankara’ya taşınması için de Arif Oruç’u görevlendirdiğini ilave etmiştir. Hükümetin bir tuzak parti olarak kurduğu –Resmi– Türkiye Komünist Fırkası’na Çerkes Ethem bir dayatma ile ve gıyabında yönetici yapılmıştır.

Seyyare Yeni Dünya; “İslam Bolşevik Gazetesi”…

Seyyare Yeni Dünya gazetesinin tam olarak hangi tarihte yayımlanmaya başladığı kesin olarak saptanamamakla beraber, onun 1920 yılı Ağustos ayından itibaren Eskişehir’de basılmakta olduğu bilinmektedir. Bu dönem Çerkes Ethem’in Yozgat isyanını bastırdığı ve Ankara’da Yeşil Ordu’ya katıldığı günlerin hemen ertesine rastlamaktadır. Çerkes Ethem, çıkarılacak gazetenin görevlerini sayarken; “Vatandaşları Büyük Millet Meclisi etrafında toplamaya çalışmak, milli birliği sağlamak ve bir tanesi özellikle anılmaya değer ki, ‘devrimci hükümete adalet ve özgürlük esasları dâhilinde hareket etmesi gerektiğini ihtar etmek” olduğunu belirtmektedir.

Seyyare Yeni Dünya’nın ilk sayılarına ulaşılamadığı için gazetenin içeriği tahmin edilmektedir. Ancak gazete ile bağı olan insanların aynı zamanda Yeşil Ordu faaliyetleri içinde olmalarından, -Seyyare Yeni Dünya’nın- Yeşil Ordu’nun düşünceleri etrafında yayın yaptığı söylenebilir. Cumartesi hariç günlük yayımlanan gazetenin “sahip-i imtiyaz”ı Arif Oruç’tur ve Arif Oruç’un verdiği bilgiye göre üç bin basılmaktadır. Gazetenin adının ‘Seyyare Yeni Dünya’ olarak belirlenmesinde; Bakü’deki Mustafa Suphi’nin “Yeni Dünya’sına” atıfta bulunulması ve Ethem’in şahsında ‘Kuvay-ı Seyyare’nin komünist harekete bağlanmak istenmesi dikkat çekicidir. Gazetenin kimliğini yansıtması bakımından iki slogandan söz etmek gerekir.

seyy

Azerbaycan’da “proletarya” yerine kullanılan “fukara-i kasibe”ye, burada da yer verilmiştir. “Dünyanın Fukara-i Kasibesi Birleşiniz!” ve ‘İslam Bolşevik Gazetesi’ ibareleri gazetenin adının hemen altında yer almıştır. Bu durum ‘Seyyare Yeni Dünya’nın bu ilk döneminde yalnızca gazeteci Arif Oruç’un inisiyatifinde değil, aynı zamanda Eskişehir’de çalışan Şerif Manatov ve Hafi –gizli- Türkiye Komünist Partisi’nin etkisinde de olduğunu göstermektedir. Seyyare Yeni Dünya Eskişehir’de basıldığı dönemde “halkçı-sosyalist” bir eksende yazılar yayımlamış ve Ankara’da devletin resmi sözcüsü durumundaki Yunus Nadi’nin Yeni Gün ve Hâkimiyet-i Milliye gazetesiyle şiddetli komünizm polemikleri yapmıştır. Gazete Ankara’ya taşındıktan sonra ise yönetimine hükümetçe adeta el koyulmuş, “Mesul Müdürü ve Başmuharriri” –aynı zamanda Resmi TKF’nın Genel Sekreteri olan– Hakkı Behiç olmuştur.

1920 yılı ortalarında yayına başlayan Seyyare Yeni Dünya gazetesinin yayın serüveni, “halkçı-komünist” bir eksenden “milli-devletçi komünist” bir eksene kaymış, bu değişim dahi hükümeti ikna edememiş ki, 2 Ocak 1921’de matbaası –hükümetçe- tahrip edilerek gazete kapatılmıştır. Abidin Nesimi anılarında; Eskişehir’deki Yeşil Ordu matbaası içinde Mustafa Kemal Paşa’nın iki ajanından söz etmektedir. Bunlar, meslekten polis ve geçmişteki eylemlerinden dolayı aranan, Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olan ve teşkilatın sağladığı sahte bir kimlikle dört yıl Haymana Belediye Başkanlığı yapan Çolak Hayri ile Makinist Ahmet’tir. Makinist Ahmet gizli yayınları matbaada basan ustaydı ve her ikisi de Eskişehir’de Seyyare Yeni Dünya matbaasında görevli bulunuyorlardı. İkisi de ayrı ayrı kanallarla matbaada basılan bildirilerin ve gazetelerin bir nüshasını gizlice Ankara’ya gönderiyorlardı. Çolak Hayri’nin bu görevi karşılığında Kurtuluş Savaşı süresince polisçe koruma altına alındığını, savaştan sonra da polislikle ilişkisi kesilerek bir memuriyete atandığını, Makinist Ahmet’in ise mebuslukla ödüllendirildiğini anlatmaktadır.

Sona Doğru …

1920 yılının sonu ile 1921’in hemen başında meydana gelen ve yukarıda kısmen sözünü ettiğimiz olaylarla Büyük Millet Meclisi’nde sol ile ilgili tartışmalarda da genel bir saflaşma ve ayrışma tamamlanmıştır. Kemalistler ve onların Meclis’teki milletvekili ve askerlerden oluşan (eski İttihatçılar ile feodal ve burjuva sınıfına mensup) temsilcileri, kendilerinin dışında bulunan “sol” hareketin bütün renkleriyle ezilmesinin zamanı geldiğine inanmaktaydılar. Mustafa Suphi hareketi ile Ankara’daki komünist hareketin birleşmesi; bu birleşmenin meydana getireceği çekim gücüne yeni katılımların olması ve sol hareketin örgütlü bir yapı haline gelmesi ihtimaline dahi Kemalistlerin tahammülü yoktu.

Hükümetin kararıyla, Kuvay-ı Seyyare’nin dağıtılması harekâtı 27 Aralık 1920’de Batı Cephesi Kumandanı İsmet Bey (İnönü) tarafından başlatılmıştır. Hükümet; elinde silahlı bir gücü tuttuğu için tehlikeli bulduğu, İttihatçı geçmişini saklamayan ve Yeşil Ordu kanalıyla “sol” çevrelerle ilişkisi bulunan Çerkes Ethem’i; önce –Resmi– TKF kanalıyla içine alarak siyasi olarak kuşatmak, sonra askeri hiyerarşi içinde kalmaya zorlayarak etkisizleştirmek ve komünistlerle kuracağı/kurabileceği yeni bağların önünü tıkamak hedefini güdüyordu. Çerkes Ethem’e karşı başlatılan askeri operasyon genel olarak sol’un imhası operasyonunun bir parçası olmuştur. Bakü’den Ankara’ya gelmekte olan Mustafa Suphi ve yoldaşlarının öldürülmeleri, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası tutuklamaları aynı haftalardadır.
Batı Cephesi’nde Kuvay-ı Seyyare’nin üzerine asker giderken, Meclis’te o güne kadar Ethem’i koruyup kollayan (İttihatçı) yoldaşları, -Ethem’i- yok etme harekâtı başlayınca Kemalistlere katılmayı tercih ettiler, sol hareketin tasfiyesi kapsamında sayılan Ethem’in ve Kuvay-ı Seyyare’nin ortadan kaldırılmasına (Ethem’i feda ederek) ses çıkarmadılar. Milli Mücadele’ye en kritik dönemde ve en karanlık günlerde büyük hizmetleri olan Kuvay-ı Seyyare birlikleri, düzenli ordu birliklerinin yürüyüşü karşısında bir direniş göstermeme kararı alan Çerkes Ethem tarafından serbest bırakılmıştır.

Dönemin tanıklarından Miralay Mehmet Arif, ‘Kuvay-ı Seyyare, çarpışmayı kabul etmeyerek sürekli olarak geri çekiliyordu’ diye yazmaktadır. Çerkes Ethem ise yalnız, hasta ve yenilmiş olarak, Anadolu içlerine doğru yürüyüşlerini birçok kere durdurduğu Yunan birliklerine Susurluk yakınlarındaki bir köyde teslim olarak bir dönemin sonunu ilan etmiştir. Çerkes Ethem vatan hainliği suçlamasıyla 1924’te “yüzellilikler listesi”ne konulmuş ve vatandaşlıktan çıkarılmıştır. 1938’de bu yasak kaldırılmışsa da Ethem, “Affedilmeyi suçlular kabul eder. Bu durumda dönmektense iftiraya uğramış bir mağdur olarak ölmeyi tercih ederim” diyerek Amman’da kalmış ve 21 Eylül1948’de hayatını kaybetmiştir.

Çerkes Ethem üzerine çok yazı yazılmıştır. Hainlik suçlaması ise bütün bir hayatı söz konusu olduğunda üzerine atılan en kestirme değerlendirmedir. Sonuç olarak zengin ve varlıklı bir Çerkes ailesinin ferdi olarak başlayan hayatı; askerlikle beraber Anadolu’nun batısında milliyetçi çatışmalarda taraf olarak devam etmiş, İttihatçıların özel örgütü “Teşkilat-ı Mahsusa”da süren yükselişi, 1919-20’li yıllarda değişen konjonktür ile farklılaşmıştır. Dönemin koşullarında –İttihatçılıkla bağı kopmamakla beraber- doğudan yükselen Bolşevizm ile Anadolu’da farklı bir rüzgâr estiren halkçı-komünist örgütlenmelere Ethem kayıtsız kalmayarak, yoksul sınıfların özgürlük-adalet arayışı çabalarına yaklaşmıştır. Bu komünizan yapı, “yeni bir burjuva cumhuriyet”in arifesinde olan Türkiye’de lanetlenmek için yeterli nedendir. Buna “milis teşkilatı”nın paşalar düzenine uymayan / sığmayan yapısı eklenince, Çerkes Ethem; kaybetmesi gerektiği için kaybetmiştir.
O yıllara ait tek yapraklı bir el ilânında Çerkes Ethem için yazılmış bir marşın sözleri yer almaktadır.

Makaleyi onunla tamamlayalım:

“Milli kahramanımız Ethem Yoldaşın marşıdır ki üstadâne bir zevkle bestelenmiştir.
Güneş, ay gibi ülkeyi parlattı
Kahraman Ethem, cihadın senin!
Garbı, cihanı yerinden oynattı
Kahraman Ethem, nejadın senin!
Felek milleti yasa salmıştı
Gökleri kara bulut sarmıştı
Çocuk, ihtiyar imdat dilerdi
Düşman zulmünden feryat ederdi
Erler içinde arslanca durdun
Eğildi sana bayırlar, dağlar!
Alçak düşmanı her yandan bozdun
Kopardın ve kırdın eğildi bağlar
Yurdun Kafkastır, uludur oymağın
Kalplerde böyle yadların vardır!
Gönlün yücedir, dünyadır oynağın
Âlemde böyle adların vardır”

Kaynaklar:

Anılarım, Çerkes Ethem, Berfin Yayınları, İstanbul 2005
Ali E. Güran (Der.), Kuvvay-i Seyyare’den Kuvvay-i Milliye’ye Yeni Dünya, Katkı Yayınları, İstanbul, 1976
Kerim Sadi (A. Cerrahoğlu), Türkiye’de Sosyalizmin Tarihine Katkı, İletişim Yayınları, İstanbul, 1994
Emrah Cilasun, Bâki İlk Selam – Çerkes Ethem, Agora Kitaplığı, İstanbul 2007
Rauf Orbay, Siyasi Hatıralar, Örgün Yayınları, İstanbul 2003
Erden Akbulut-Mete Tunçay, Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası, İletişim Yayınları, İstanbul 2016
F. Kandemir, Atatürk’ün Kurdurduğu Komünist Parti ve Sonrası, Yakın Tarihimiz Yayınları, İstanbul 1966
George Harris, Türkiye’de Komünizmin Kaynakları, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1979
Miralay Mehmet Arif Bey, ‘Ayıcı Arif’in Anıları’ Anadolu İnkılâbı, Arba Yayınları, İstanbul 1992
Abidin Nesimi, Yılların içinden, Gözlem Yayınları, İstanbul 1977
Hamit Erdem, 1920 Yılı ve Sol muhalefet, Sel Yayıncılık, İstanbul 2010
Hamit Erdem, Cumhuriyetin Kapattığı İlk Siyasi Parti: -Resmi- Türkiye Komünist Fırkası – Hamit Erdem by toplumsol – 9 Mart 2014

Yorumlar

Video Porno Incesti