porno izle
analiz

Türkiye’de özür dileyen bir yetkiliye kolay rastlamadığımızdan olsa gerek neredeyse tüm medya Mark Zuckerberg’ün başını öne eğmiş fotoğrafıyla ve “Üzgünüm, benim hatam” başlığıyla verdi haberi. Sahne Hollywood filmlerini andırıyordu, Zuckerberg bilindik giyim tarzının aksine, takım elbisesi ve kravatıyla, “iki dirhem bir çekirdek” (Bizim medya sever böyle ayrıntıları) ABD Senatosunda ifade verdi geçtiğimiz hafta. Facebook’un kurucusu olarak tüm sorumluluğu üstüne aldığını, 87 milyon Facebook kullanıcısının verilerinin izinsiz olarak paylaşılması ve kullanılmasının kendisinin hatası olduğunu söyledi. Göz yaşartıcı performansında hataları düzeltme sözü verdi.

Bu ne Facebook’un karıştığı ilk skandal ne de dilenen ilk özürdü. Geoffrey A. Fowler ve Chiqui Esteban The Washington Post’ta öğrencisi olduğu Harvard’da arkadaşlarının verilerini izinsiz olarak kullandığı Facemash döneminden bugüne, 14 yıl boyunca Zuckerberg’ün dilediği özürleri ve verdiği sözleri derledi*. Örneğin 2007 yılında Beacon adlı uygulama yoluyla anlaşmalı olduğu şirketler üzerinden kullanıcıların alışveriş bilgilerinin kopyalanıp Facebook tarafından reklam amaçlı kullanılması nedeniyle özür dilemiş, kullanıcıların neyi paylaşacaklarını seçme hakları olduğunu söylemişti. 2010’da reklam verenlerin kullanıcıların bilgilerine erişebilmesine olanak veren bir açık nedeniyle “Bazen hız, hata yapmamıza neden olabiliyor” diyerek özür dilemişti. 2011’de mahremiyet konusunda kullanıcıları yanılttığı için, 2014’te 700 bin kullanıcı üzerinde haber vermeden psikolojik bir test uygulanmasına izin verdiği için, 2016’da ABD seçimlerinde yalan haberlerin yayılması konusunda bir önlem almadıkları için, 2017’de bir intihar videosu için ve nihayet 2018’de Cambridge Analytica ile veri paylaşımı nedeniyle özür diledi.

Geçtiğimiz yıl MobileMonkey’nin CEO’su ve WordStream’in Kurucusu Larry Kim Facebook’ta yalan haberlerin düşük bütçeyle nasıl kolay yayıldığına dair bir deney yapmıştı**. Kim, CNN’in tersine çevirip NNC logosuyla ve CITIZEN NEWS NETWORK (Yurttaş Haber Ağı) adıyla bir Facebook sayfası açtı. Sayfaya Steve Jenkins imzasıyla “Donald Trump’ı protesto eden kişi konuştu: Trump’ın protesto yürüyüşüne katılmak için 3 bin 500 dolar aldım” başlıklı bir haber koydu. Ardından muhafazakar eğilimlilerden oluşan coğrafi olarak tanımlı bir hedef kitle belirledi, 4.4 milyon kişinin haberi görebilmesi için yalnızca 50 dolar ödedi. Reklam kısa sürede 4 bin 645 kişiye ulaştı, 44 “like” aldı, 27 kez paylaşıldı, 20 kullanıcı yorum yaptı, web sitesi 200 kez tıklandı. Bu kadar kolaydı. Muhafazakâr seçmenin yalan habere inanmaya daha eğilimli olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Koray Doğan Urbarlı’nın Yeşil Gazete’de yayımlanan “Sosyal medya seçim kazandırabilir mi? Cambridge Analytica’ya göre evet!”***başlıklı yazısında belirttiği üzere sistem 220 milyon kişiye uygun siyasi mesajların verilmesini amaçlıyor, bu şu anda mümkün olmasa da psikometri ile belli sınıflandırmalar yapılabiliyor, “Sadece oy verme olarak düşünmemek lazım bunu. Size oy vermesi mümkün olmayan insanların sandığa gitmemesini de sağladı bu sistem.”

Medya şirketi değil ama reklamlardan en fazla geliri onlar elde ediyor

Zuckerberg kendilerini halen bir teknoloji şirketi olarak tanımlıyor ve içerik üretmediği gerekçesiyle medya şirketi olmanın gerektirdiği sorumluluklardan kaçıyor. Fakat bu işin sadece bir yönü, bir de ekonomik boyutu var. Facebook ve Google giderek büyüyen reklam gelirlerinden en fazla pay alan iki büyük dev. Türkiye’de de dijital reklam gelirlerinin yüzde 50’sinden fazlası bu iki şirkete gidiyor. Kısaca GAFA olarak adlandırılan Silikon Vadisi’nin en büyükleri Google, Apple, Facebook ve Amazon ABD’de ve başka ülkelerde kartelleşmeyi önleyici düzenlemelerin hiçbirine takılmıyor.

Diyelim ki bağımsız bir haber sitesi kurdunuz, reklam gelirleriyle ayakta kalmayı planlıyorsunuz, en büyük rakipleriniz Google ve Facebook. Burada mücadele edemediğiniz için ve maalesef Türkiye’de reklam verenler gerek umursamadıklarından gerekse siyasi/ekonomik baskılardan sizi desteklemediği için tek çareniz Google’ın reklam hizmeti Google Ads. Takip ettiğiniz haber sitelerinde gördüğümüz, tuhaf bulduğumuz reklamlar Google’dan geliyor ve o sitelerin en önemli gelir kaynağı. Gelir artışını sağlayan tek şey de tıklanma. “Bakın içinden ne çıktı”, “Öyle bir cevap verdi ki…” gibi eleştirdiğimiz haber başlıklarının gerekçesi sadece editörün artık kıvrak bile sayılmayacak taktiği değil, altında yatan ciddi bir ekonomik gerekçe var. Facebook ve Twitter, haber dağıtımında çok önemli paya sahip. Kaçımız her gün tek tek haber sitelerine girip neler olduğuna bakıyoruz? İlk yaptığımız Facebook ve Twitter’ı açmak ve güvendiğimiz kullanıcıların paylaştığı ya da başlıkları ilginç gelen haberlere sosyal medya aracılığıyla ulaşmak.

Etrafta sosyal medya kullanımlarımızı inceleyerek ciğerimizi bildiğini iddia eden pek çok ajans var. “Bir ürüne ya da hizmete para ödemiyorsanız demek ki ürün sizsiniz” çıkarımı doğru ama eksik. Christan Fuchs’ün deyimiyle bazı durumlarda para ödüyoruz, bedavaya ürettiğimiz içerikle sömürülüyoruz ve bunlarla birlikte bir ürüne dönüşüyoruz.

Büyük veri (big data) tartışmaları Mark Zuckerberg’ün özrü ile telafi edilemeyecek kadar ciddi ve çok boyutlu, sadece ABD vatandaşlarını ilgilendirmeyecek kadar da geniş bir alanı kapsıyor. Tüm dünyanın izlediği ifade sırasında senatörler, kendilerine tanınan beş dakikalık süreyi mümkün olan en çarpıcı soruları sormaya gayret ederek geçirdiler. Bu esasen bir gösteriydi ve tartışmayı ilerletmeye imkan yoktu. Zuckerberg “Kötü insanlar vardır ama sistem sorunu çözer” Hollywood klişesinde “iyi adam” olduğuna ikna etmeye çalıştı herkesi. Oysa sorun sistemin, adlı adınca kapitalist sistemin bizzat kendisi ve özgürlük vaadiyle ona eklemlenen internet daha doğrusu World Wide Web (www).

Başlıktaki “Kimden ve neden özür diledi” sorusunun cevabı Facebook hisselerinin değerinin Zuckerberg’in geçen haftaki ifadesi sonrası bir günde 2.8 milyar dolar artması olabilir mi? (Evrensel)

*Geoffrey A. Fowler ve Chiqui Esteban, “14 years of Mark Zuckerberg saying sorry, not sorry”, The Washington Post, 09.04.2018

**Larry Kim, “Facebook Ads, Fake News and the Shockingly Low Cost of Influencing an Election [DATA]”,  Medium, 11.10.2017

***Koray Doğan Urbarlı, “Sosyal medya seçim kazandırabilir mi? Cambridge Analytica’ya göre evet!”, Yeşil Gazete, 22.03.2018

Kitap önerisi: Christian Fuchs, Dijital Emek ve Karl Marx, çev.Tahir Emre Kalaycı ve Senem Oğuz, NotaBene Yayınları, 2014

 

Yazının tamamı için tıklayınız:  tıklayınız.

Yorumlar