banner
banner
banner
porno izle
GÜNDEM

Rusya, Suriye başta olmak üzere tüm Orta-Doğu’da varlığını hissettirmeye başladı.

Artık ABD’nin tek kutuplu dünya hayalinin sonuna gelindiği ilan ediliyor adeta. Soğuk Savaş döneminin kapanmasının ardından kurulan ABD mutlak hegemonyasının bir süredir tehdit edildiği hissediliyordu. Fakat kitlelerin konjonktürün değiştiğini algılaması genellikle gecikmeli ve simgesel olaylar üzerinden gerçekleşir. İşte bu süreçte de, Rusya’nın Suriye’de sıcak savaşa girmesi insanların kafasında sarsıcı etki yaratan sembol görevini görmektedir.

Dünya kamuoyunu bilemem ama Türkiye’de insanların büyük kısmı daha çok basının hamaset soslu haberlerinin etkisiyle Suriye’de olup bitenleri değerlendirmekte. Halk arasında, ‘ABD ile Rusya arasındaki bilek güreşini kim kazanır?’ sorusuna kafa yorulup tarihsel müttefikin(!) sonunda kazanacağı kimi zaman açıkça kimi zamanda örtük biçimde dile getirilir. Gizli kahraman Türkiye’nin isterse Osmanlı tokadını indirerek ağırlığını koyacağına inanılır. Ülkelerin silah sayıları, kimin radarının ne tür uçağa kilitlendiği, hangi uçağın önleme yaptığı bilinir, angajman kurallarından bahsedilir. Başkalarının kanı, canı üzerinden kahramanlık türküleri yazılır. Fakat bir türlü işin özüne gelinemez. Bir noktaya varıldığında da, atı alan emperyalist öteki konjonktüre geçmiştir çoktan.

Bunları bir kenara bırakalım. İşi dolandırmadan söylemek gerekirse, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi)’un mezar taşını Rusya dikti. Sakın ABD emperyalizmi tarihe gömüldü gibi safça bir inanç içinde olduğum düşünülmesin. Daha önceki yazılarımda belirttiğim üzere, BOP biter emperyalistlerde proje bitmez. Öte yandan Rusya’yı ABD emperyalizminin karşısına dünya halklarının çıkarı için dikilen kahraman kabul ettiğim de zannedilmesin. Fakat eminim ki, Orta-Doğu’da çok sayıda insan Putin’e ve müttefiklerine kurtarıcı diye sarılacaktır. Aslında gelişmelerin bu yönde seyredeceğine dair bazı bilgilere (Şii’ler arasında Putin’in kurtarıcı olarak görülmesi, kimi yerlerde Putin posterlerinin ortalarda dolaşması gibi) haberlerde rastlamaya başladık bile.

Derin tahliller yapan kişi ve kurumlar ile halkın algısının ve yargılarının farklı olduğunu herkes kabul eder. Stratejiler sıradan insanları çok da ilgilenmez. Bu durum çoğunluğun kendi geleceğini belirleme iradesini sıfırlasa da, insanların muktedirler arasında tercihte bulunmasını engellemez. Nitekim gelişmelerin bu yönde ilerlediği görünür hale geldi. Gelecekte yaşanabilecekleri kestirebilmek için yakın dönemde bölgede neler yaşandığına bakmak gerekir.

Bilindiği üzere, Avrasya stratejisi-BOP (Büyük Orta-Doğu Projesi) kapsamında yürütülen faaliyetler bölgeye demokrasi getirme iddiasıyla yürütüldü. Diktatörlükler gidecek, ardından demokratik rejimler inşa edilecek, halklar özgürleşecekti. ABD ve müttefikleri silahlı müdahale dahil her yolu kullanarak bölgede egemenliklerini pekiştireceklerdi. Diktatörlük olduğunu ilan ettikleri rejimler yıkılırken, kimi liderler bedeli canlarıyla ödedi.

Halk sokaklara dökülürken, muhalifler iktidara geldi. Sonrası malum. BOP coğrafyasında bitip tükenmez bir karmaşa hüküm sürmeye başladı. Üstelik ilk dönemde eski yönetici sınıfa yönelik gelişen şiddet ilerleyen zamanda halkı ve tüm tarafları içine alacak şekilde yaygınlaştı. Patlamalarda-saldırılarda ölenlerin, yaralananların, tecavüze uğrayanların, cezalandırma gösterisi altındaki şiddetin çetelesini tutmak dahi imkânsızlaştı. Bozulan ekonomi ve toplumsal yapının şiddet merkezli ayrışması gündelik yaşamda sorunları daha görünür hale getirdi. Bölgedeki gelişmeler en bildik gerilim olan inanç merkezli düşmanlığı körükledi. Kısaca, kaos hem iktidar-devlet düzeyinde hem de toplum içinde süreklilik kazandı. Ortaya çıkan tablo, başlangıçta ABD ve müttefiklerini kurtarıcı gören insanların toptan itibar kaybetmesine yol açtı. Osmanlı hayaliyle bölgede etkinlik gösteren Türkiye BOP’un jeo-stratejik/jeopolitik aktörü olarak görülürken, şimdilerde ABD stratejisinin kaybedeni durumuna düştü.

BOP’un asli aktörü ABD moral dünyadaki desteğini kaybederken Rusya bölgedeki müttefikleriyle sürece dahil olan yeni aktördü artık. Asli aktörler (ABD ve Rusya) bölgede alan tutma mücadelesine girerken, bölgenin jeo-stratejik/jeopolitik güçlerinden İran da sahne aldı. İran, Irak, Suriye ittifakı bölgedeki yeni güç dengesini görünür kıldı. Oyuna sonradan katılan aktörlerin yükselişi Rusya aracılığıyla sağlandı. Bu blok, BOP’un kanlı coğrafyasına huzur getirme iddiası çerçevesinde attığı adımlarla meşrulaşıyor. Gündelik yaşamı altüst eden, devlet düzenini yıkan uygulamaların sorumluları karşısında yükselen aktörler umut haline gelmeye başladılar. Gelişmeler Rusya’nın emperyalist karakterini değiştirmemekteyse de, sıradan vatandaş için öncelik hayatta kalabilmek ve ortalama bir hayat sürebilmek olduğundan, bu çerçevede yaşanacak en küçük olumlu gelişme bile yeni ittifakın toplumsal tabanını güçlendirecektir.

Rusya önderliğindeki ittifak ABD ve müttefiklerinin yol açtığı kaotik ortamı kısmen de olsa ortadan kaldırdığında, -muhtemelen- bölge insanının gönlünü kazanmakla kalmayacak, öte yandan batılı anlamda değilse de kendi tarihselliği içinde yaşanan devlet pratiğinin revize edilerek sahne almasını sağlayacaktır. Bürokrasisiyle, zor aygıtlarıyla, ideolojik aygıtlarıyla kendini var edecek devletler içeride gösterecekleri performansla kendi halklarını sistemle buluşturacak, böylelikle güçlü bir meşruiyet zeminine ayaklarını basacaktır. Elbette yaşananlar, iktidar edenlerin kendilerini var eden güçlerle –Rusya ve bölgesel ayağı İran- daha sıkı ilişkiler kurmalarına yol açacaktır.

Bu süreç, basit okumanın ötesine geçemeyen kitlenin algısını ve yargılarını değişime uğratıp, küreselleşme ile ulus devletlerin sonunun geldiği inancının yerine yeni içerikle örgütlenmiş ulus devletlerin gücünü pekiştirecek zihni altyapıyı geliştirecektir. Bölgesel güç haline gelen İran zaten bu güne kadar klasik ulus devlet gibi davranmış, bu vasfını koruyarak hem ülke içinde hem de bölgede meşru güç olarak öne çıkmaya başlamıştır. Süreç ilerledikçe, ABD’nin BOP çerçevesinde kurduğu ilişki sisteminin aksine, İran önderliğinde pakt tarzı bir ilişki ağı gündeme getirilebilir.

Ayrıca şu unutulmasın ki, özellikle Sünni görünümlü terörle özdeşleşen İslam dünyasına yönelik yargı, yerini bölgeyi ve dünyayı terör belasından kurtarmaya çalışan İran hegemonyasında (Şii dünyasıyla sınırlı kalmayan) yaşanan İslam pratiğinde gelişecek pozitif algıya –kısmen de olsa- bırakabilir. Kültür-inanç bloklaşması üzerinden dünyayı kavrayan İslam dünyası dışındaki insanlar/siyasetçiler, İslam’ın iki modelinden muhtemelen yeni olanını tercih edeceklerdir. Bu durumun Rusya’nın elini güçlendireceği de tartışmaya yer bırakmayacak kadar açıktır.

Kaosun-kanın müsebbibi görülen ABD’ye (ve müttefiklerine) karşı düzeni tesis eden güç, elde ettiği başarılarla yeni yapının inşasını hızlandıracaktır. ABD bu sürece ve aktörlerine karşı çıktıkça kendisine yönelik kötü emperyalist algısını pekiştirecek, Rusya ise kadife eldivenli emperyalist konumuna yerleşecektir. ABD’nin bu imajı provokatif eylemlerle yıkmaya çalışması, karşıtını daha da güçlendirecektir. Dolayısıyla ABD’nin, geçmişteki olumsuzlukların sorumluluğunu -ne kadar olumlu sonuç elde edebileceği bilinemese de- bölgede şimdiye kadar birlikte hareket ettiği müttefiklerine yıkmaktan başka çaresi bulunmamaktadır. Ya da içine düştüğü sarmaldan kurtulmaya çabalamak yerine daha kötü emperyalist rolünü oynayacaktır.

Yazı gereğinden fazla uzadığından, son noktayı koymadan önce şu üç noktaya dikkat çekmek isterim:

1-Bölgenin yumuşak karnı Kürt coğrafyası olacak. ABD ve Rusya’nın Kürt bölgesinin geleceğine dair tutumlarını, yaşanacak gelişmeler belirleyecek gibi görünüyor.

2-BOP’un ABD tarafından onaylanmış bölgesel gücü Türkiye’nin gelişmelerden fazlasıyla etkileneceği ve BOP’un ülke içindeki aktörlerinin devre dışı bırakılmasının kaçınılmaz hale geldiği birçok kesim tarafından tespit edilmektedir. Öyle ki, kısmi değişiklik, durumu kurtarmaya yetmeyecek gibi görünüyor. Özellikle İran tarafından –en azından şu konjonktürde- kurulan hegemonya karşısında iktidarın nasıl tutum takınacağı, ABD, AB ve Rusya ile ilişkileri hangi zeminde kuracağı ciddi bir sorun olarak ortaya çıkacak. Orta-Doğu merkezli iki kutup arsındaki gerilimde politika geliştirmek sırat köprüsünde bulunmaktan daha zor.

3-İran’ın önderliğinde belki (kimi Şii olmayan devlet ve güçlerin de katılımıyla) yeniden yapılanacak bölgenin aktörlerine ve kurulan düzene karşı mücadele yürütecek grup ve devletlerin ABD destekli başlatacağı dinsel temelli –şiddeti içerecek- muhalefet karşısında nasıl tutum takınılacağı tüm tarafları bekleyen en zor sorudur. Yani, radikal siyasal İslamcı grupların, geliştirilecek stratejilere göre emperyalist güçler arasındaki gerilimde bir araç olarak kullanılması uzak ihtimal değildir. İnsan, bölgesel politikaların geliştirilmesinde bu olasılık gözardı edildiğinde şiddetin ulaşacağı boyutları düşünmek dahi istemiyor.

Görünen, Orta-Doğu ve etki alanındaki ülkeleri zor günler beklemektedir.

Yorumlar

Video Porno Incesti