porno izle
analiz

Celal Bayar, “Bu kış komünizm gelecek!” demiş. Komünizm gelmedi. Bilmem ömrünün bir döneminde, “Bu kış demokrasi gelecek” demiş midir? Deseydi bu konuda da yanıldığını söyleyecektik şimdi.

Kısa süreli de olsa demokrasinin solunduğu dönemler yaşandı. Fakat eğer şekle indirgemiyorsak, süreklilik gösterip kök salamadı demokrasi. Büyük çoğunluk her on yılda bir askerlerin müdahalesine bağladılar demokrasinin gelişmemesini. Çok da çabuk unutuluyor askeri dönemlere verilen destekler. Başı sıkışan çocukların ağabeyini ya da babasını çağırır gibi orduyu göreve çağırdı toplum. Şimdi sorsanız, “aldatıldık” ya da “aldandık” diyecektir kimileri. Duyan da kötü gidişatı tersine çevirecek sivil toplum kuruluşuna umut bağladıklarını sanır. Silahlı Kuvvetler’e gel diyen sonuçlarına da ortaktır.

Hadi ordu konusunda aldandılar diyelim. Tercih ettikleri partilerin iktidarları sırasında yaptıklarını demokrasiyle ne kadar bağdaştırmaktadırlar? Üniforma yoksa demokrasi var zannediyorlar galiba. Modern dünyaya özgü tavırla kendilerini sorgulamadıkları muhakkak. Ergenler gibi kendini dünyanın merkezi sanmakta çoğunluk. (İnsan yaşamının bir evresi olarak ergenlik güzelse de ergenlikten kurtulamayan kalabalıklar çekilir gibi değil.) Oy vermekle her şeyi belirlediklerine inanmışlar. Hele bir de demokrasinin putlaştırılan meşruiyet kaynağı durumuna getirilen çoğunluğun parçasıysa, marifet gibi şımarık çocuklara taş çıkartırcasına davranıyorlar.

Toplumun demokrasi sınavından geçemediği söylendiğinde, insanlara haksızlık edildiği, seçkinci tavır sergilendiği suçlamasıyla üste çıkmaya çalışmakta birileri. (Bu yazıyı okuyacakların sayısını ve düşünsel dünyalarını kestirebildiğimden muhtemelen eleştiri yöneltilme olasılığı son derece zayıftır.) Böyle konuşmak yerine, kendilerini ve çevrelerini gözlemlesinler dikkatlice derim. Gerçi bunun yanı sıra bazı verilere de bakmaları gönlümden geçen. Fakat en çok izlenen televizyon kanallarında ve okunan gazetelerde böylesi veriler pek yer almaz. Yer verilse de izleyici ve okuyucu bunlarla ilgilenmez.

Bakalım 2015 yılı sonlarında toplumun kaçta kaçı Türkiye’nin demokratik bir ülke olduğunu düşünmekte:

Türkiye’nin Demokratik Bir Ülke Olduğunu Düşünüyor musunuz? % (*)

Evet    : 53,3

Hayır   : 46,7

Türkiye’yi Demokratik veya Otoriter Olarak Değerlendirme % (*)

Demokratik     : 55,7

Otoriter           : 44,3

Görüldüğü gibi deneklerin % 46,7’si Türkiye’yi demokratik bir ülke olarak görmemekte, %44,3’lük bir kesim ise ülkeyi otoriter olarak değerlendirmekte. (Seçmen kendi desteklediği parti hükümetteyse ülkede demokrasinin yerleştiğini/geliştiğini zannetmektedir. Bu konuya dair verilere yazıda yer vermeyeceğim.) Ne güzel değil mi? Sonuçlara göre, ülkenin demokratikleşmesi yönünde adımlar atılmasında azımsanmayacak bir kitle gücü var demektir. Fakat işin aslı böyle değil. Keşke öyle olsaydı. Aşağıda aktardığım 2015 yılı sonunda insanların kurumlara güven derecesine bakmak bile tabloyu özetlemeye yetiyor.

Kurumlara Güven Derecesi 2015 %(*)

                                                            Ordu     Polis    Hükümet  TBMM   Siyasi Partiler

Kesinlikle güveniyorum……………. 19,2         17,4        19,3           8,8          10,5

Güveniyorum………………………. 43,2           34,5        26,8         34,2         23,4

Ne Güveniyorum ne güvenmiyorum.. 12,8       18,9        17,0         22,3         26,3

Güvenmiyorum……………………… 14,5          14,9        19,1         18,4         22,1

Kesinlikle güvenmiyorum……………10,3         14,3        17,8         16,3         17,7

Orduya %62,4’lük, polise %51,9’luk bir kitle güven duyarken, güven yüzdesi hükümete %46,1 TBMM’ne %43, siyasi partilere ise %33,9 düzeyindedir. Bu kurumlara güvenmeyenlerin yüzdesi üzerinden gidersek durum daha da vahim. Öte yandan, siyasi partilere güven yerlerde sürünürken, o partilerin temsilcileri tarafından oluşturulan Meclis’e ve (dışarıdan görevlendirilenleri saymazsak) kurulan Hükümet’e partilerden daha yüksek güven duyulması da hayli ilginç. Bu durum muhtemelen parti taraftarlığının ve devleti kutsal görmenin sonucudur.

Veriler çok net; toplum, devlete ait kurumalara yüksek oranlı güven duyarken, seçimle gelenlere ve siyasal temsilin asli unsuru görülen kurumlara güven duymamaktadır. Hadi biraz yumuşatarak söyleyelim, partilere ve seçimle gelenlere yeterince güvenmemektedir.

Tabloya bakınca insanın aklına hemen şu geliyor: Seçmen siyasal temsil sisteminden, kurumlarından ve siyasetçilerden memnun olmadığından arayış içine gir(miştir)ecektir. Bunun yolu da büyük çoğunluk için siyasal temsilde yeni parti arayışından geçmektedir. Seçimlere yüksek düzeyli katılım sağlayan seçmenden böylesi bir davranış sergilemesini beklemek herkesin hakkıdır. Fakat öyle hemen akla gelen ilk açıklamalara yüz vermemek gerekir. Seçmen tam tersine, güvenmediği partilere ve siyasetçilere dayalı düzeninin sürmesini arzulamaktadır. Anlaşılan, seçmen için istikrar denilen şey, beğenmediğinin sürekliliğini sağlamaktır. Aksi takdirde, yenilenmeyi sağlama ihtimali bulunan partilerin ve isimlerin önünü niye kesmek istesin? Diğer sorunlar bir yana, 12 Eylül darbesinin ürünü %10’luk barajın arkasına sığınmak bir tür ikiyüzlülüktür. Geçen bunca zamana ve partilerden, siyasetçilerden yakınanların yüksekliğine rağmen aşağıda aktarılan sonuçlar başka nasıl değerlendirilebilir?

                        Sizce Seçim Barajı Gerekli midir? 2015 % (*)

                        Evet korunmalıdır        Hayır kaldırılmalıdır     %10’un altına düşürülmelidir

Genel………     53,8 …………………     35,4…………………      10,8

AKP……….     62,4…………………      28,0…………………       9,6

CHP……….     40,0…………………      46,8 ………………..      13,2

MHP……….     70,3…………………      24,2…………………      5,5

HDP……….     33,3…………………      51,4…………………      15,3

Seçim barajının korunması ve barajın yüzde 10’un altına düşürülmesi gerektiğini söyleyenlerin oranı toplam seçmenin neredeyse üçte ikisi. Parti bazında bakıldığında özellikle AKP ve MHP’yi destekleyen sağ seçmenin barajlı temsilin korunmasından yana tavır takındıkları görülmektedir. (CHP ve HDP seçmenlerinin tercihlerine, bu yazının konusu olmadığından girmeyeceğim.)

Tablo göstermektedir ki, seçmen tüm yakınmalarına rağmen çözüm arayışı içinde değildir. Sorulduğunda muhtemelen barajı istikrar gereği savunduğunu ileri sürecektir. Bu da seçmenin sorun algısının problemli olduğunu göstermektedir. Ne olduğunu bilerek eleştirdiği partilerden hareketle, ne olduğunu bilmediği partilere yönelik önyargıların geliştirilmesi başka nasıl açıklanabilir?

Demokrasi ve halk iradesi sadece şekle indirgenerek zihinlerdeki/hafızalardaki yerini almıştır. Şikâyet etme hali, sözlü kültürdeki yaygın eleştiri yoğunluklu dedikodu düzeyini aşamamaktadır. Siyasal temsil alanı ile devlet özdeşleştirildiğinden, kafalardaki devlete dair tanım, gereksinim ve inançlardan oluşan yapıya göre siyasal alanın işleyişi ve meşruiyeti sağlanmaktadır. Bu nedenle de toplum, kendi asli sorunlarından ötürü yakınmanın bir adım ilerisine geçememekte. Öte yandan, bu durum muktedirler tarafından sistemin yeniden üretilmesinde güvence haline getirilmiştir.

Anlaşılan seçmenin büyük çoğunluğu şikâyetlerini çözüme kavuşturabilecek yeni arayışların önünü peşinen kapatmıştır. Mevcut sistem tıkandığında demokratik yollarla çıkışı sağlamayı kolaylaştıracak yeni partilere hayat hakkı tanımamaktadır. Hem genel yapıya ait olmakla birlikte daha dar çevreleri ilgilendiren konularda, hem de bireylerin ilgi/bilgi alanına girmeyen bütünsel sorunlarda inisiyatif yüzde 10’luk barajı aşan partilere bırakılmaktadır. Daha da öteye, böylelikle bu partiler üzerinde etkili olan egemen sınıflar gerçek/mutlak karar verici durumuna gelmektedir. Seçmen, adil temsili ret ettiğinden, sivil görünümlü demokrasi özürlü çözümlerin işe yaramadığı dönemlerde sistemin varacağı yeri şimdiden belirlemiştir: Olağanüstü rejimler.

Görünen; bu yıl da ülkeye demokrasi gelmeyecek!

* “Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması”, Kadir Has Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Merkezi, (Saha çalışması tarihi: 9-17 Aralık 2015) 12 Ocak 2016. (Tabloların yazı bağlamında gereken kadar kısımları aktarıldı.)

 

Yorumlar

Bir Cevap Yazın