banner
banner
banner
porno izle
GÜNDEM

Bu konuda bir çok çaba sergilendi. Bu tür çabaların devam etmesi kaçınılmaz. Şimdiye kadar tüm devrimci örgüt, kurum ve partiler Türkiye ve Orta Doğu’nun içinde bulunduğu durum üzerine muhtelif analiz ve programlarıyla başta politize kesimleri ikna etmeye yönelik çağrılar yaptılar.

Bu çağrılar genel anlamdaysa, emperyalizmin ve faşizmin sömürü ve tahakküm politikaları nedeniyle bunaltılan geniş emekçi kesimleri örgütlemeye ve kendi çeperinde toplamaya yönelik oldu.

Ancak programların mükemmelliği, ikna ediciliği veya hedeflerin bir biçimde ortaya konulmuş olması arzulanan sonuçlara ulaşılmasını sağlayıcı olmadı/olmuyor.

Kuşkusuz bunların tümü iyi niyetli ve çoğunlukla samimi yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır. Ne varki son derece hızlı gelişmelerin yarattığı girdap içinde sol hareketler gelişmelerin peşinde sürüklenmekten kurtulabilmiş değil.

Bu konuda dünyadaki ve Orta Doğu bölgesindeki “geçiş sürecinin”, kimi zaman son derece hızlı, tezatlıklar veya bir girdabı andıran, kimi zaman son beş yılda olduğu üzere onlarca yılın gelişimini bir tek fotoğraf karesinde özetlemeye yetecek bir yoğunluk içermesinin büyük payı bulunmaktadır.

Bizler bir çok durumda gelişeni ve değişeni daha algılama, kavrama ve olası pratik tutumlar üzerine tartışırken, gündem çoktan değişmiş, yeni evreye geçiş yaşanmış olmaktadır.

Uzatmadan söylenecek olursa daha çok egemen sınıfların hamleleri karşısında gecikmiş karşı duruşlar sergileyerek bir direniş çizgisi oluşturma çabaları olumlu olmakla birlikte sonuç alıcı bir direniş hattı oluşturmaktan hala uzak durumda olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Bu nedenle öncelikli sorun hala faşizme karşı demokrasi mücadelesinin örgütlendirilmesi ve buna uygun araçların yaratılması meselesidir. Bugün halihazırda bir çok güç ve yapının varlığı, cepheleşmelerin ortaya çıkması bu durumu değiştirmez.

Bilindiği üzere burada tekrar ayrıntılarına girmeyeceğim, PKK yoğunluklu cepheleşmenin arka planda olduğu HDP-HDK çizgisi meselelerin kürt ve kürdistan eksenli ele alınması noktasında bir saflaşmanın muhataplarıdır.

HDK’nin son kongresi ve PKK yönetiminden gelen son açıklamalar kürt siyasetinin “batı cephesinin” hoşuna gidecek kimi rutuşlarla birlikte öz olarak aynen devam edeceğini gösterdi. Ayrıca bir diğer gelişme KCK yönetiminin açıklamalarına göre, HDK içerisinde yer alan PKK dışındaki hareketlere “özyönetim meselesini tüm Türkiye’ye anlatma görevi verildiğini, bu çerçevede eylemlilik sürecine girecekleri” vurgusunun yapılmasıydı.

Türkiye eksenli politika yürütme anlamında bu alandaki boşluk ihtiyacına yanıt olarak önerilen ve bir yılı aşkın politika yürüten Birleşik Haziran Hareketi (BHH) ise bu kapsamda politik bir merkez olmayı başaramadı. Kurucularının yaptığı değerlendirmeyle “solun iyiliğini” hedefleyen bu girişim birincisi kendi ayak bağlarının ve ikincisi AKP faşizmine karşı tutarlı tavır alma noktasında edilgen davranmasının yarattığı bir insiyatif kırılması yaşadı.

Politik insiyatif oluşturma anlamında daha işin başında yaşanan tökezleme bu girişimin sonraki adımlarını engelleyici oldu.

Bir çok grup, parti, organizasyon ve bireyin içerisinde yer aldığı BHH bugün dışarıdan yeni katkı ve katılımlar olmamakla birlikte içinde yer alan grupların bölünerek sayılarının artmasıyla daha bir karmaşık görüntü vermeye başladı.

Şu sıra yaşanan politik kararsızlık ve farklı tutumlar nedeniyle söylemlerinin akisne ilk dönem iddialarından hayli uzak kimleri kapsayıp kapsamadığı dahi meçhul durumdadır.

Politika olarak BHH’nin kendini ifade etmeye çalıştığı ilk uğrak, kuruluşunun peşisıra bir gövde gösterisi olacak şekilde örgütlenen laik eğitimle ilgili boykot eylemi oldu. Seçim süreciyse BHH açısından tam bir katastrofa yolaçtı.

Farklı tutum ve eğilimlerle birlikte salt bütünlüğünü koruma kaygısıyla, olabilecek en az zararla (benimde iyimserlikle karşıladığım üzere) seçim sürecini atlatabileceği bir karar alınabildi.

Seçim süreci BHH’nin bir politik alternatif geliştirmesi anlamında son derece önemli olabilecek bir uğrak olabilecekken bu süreç CHP ve HDP yalpalamaları arasında heba edildi. Her iki seçim sürecinde aksi söylemlere rağmen sandığın bir ucuna yapışan “ne yardan ne serden” bir görüntü verildi.

BHH bu gelişmelerin dışında gelişen eylemliliklerde salt bir “dayanışma gücü” olarak öne çıktı. Basın açıklamaları, destek ziyaret ve açıklamaları, bu hareketin nerdeyse asli görevi haline geldi.

Silopi’ye gidip IŞID’a karşı Rojava’ya destek açıklamak, İpsala sınır kapısında “Syriza’ya selam yollamak, Silopi ve Ankara’da katliamlar sonrasında geçmiş olsun ziyaretleri, son akademisyenler bildirisinde olduğu türden “destek imza kampanyası” bu hareket hakkında bir yıl sonra yapılabilecek değerlendirmelerin bütününü oluşturdu.

BHH hep bu tür “destek” haberleriyle gündeme geldi.

Herhangi bir sosyal yardım kuruluşu veya diyelim ki bir “dayanışma evinin” düzenlemesi gereken etkinlikler bu hareketin sanki belirleyeni durumuna geldi.

Bunun dışında, bir yıllık süreci kapsayan bir değerlendirme görülmedi, duyulmadı.

Yukarıdaki eylemleri, çalışmaları küçümsemek/azımsamak anlamında değil fakat, BHH’nin başlangıçtaki hedef ve söylemleriyle uyumlu bir yönelim içerisine giremediği ve yeni parçalanmalara kapı araladığı bir gerçek olarak duruyor. İzah etmek istediğim budur.

Kısacası BHH kuruluşundan itibaren geliştirdiği ve bugün hala sık sık tekrarlanılması dışında bir anlamı olmayan “Haziranlaşma” çerçevesinde bir tavır sergilemekten uzaktır. Haziranlaşmadan kasıt kuşkusuz “militanlaşmak”tır. Ancak bunun dahi böyle olmadığı/olamadığı BHH toplantı ve Gezi/Haziran direnişlerine ait iki fotoğraf alt alta konulup profiller karşılaştırıldığında çok daha net olarak ortaya çıkmaktadır.

Kısaca söylemek gerekirse, Gezi/Haziran direnişi herhangi bir protokol veya ittifakın ürünü olarak ortaya çıkmadı. Son Akademisyenler Bildirisi yine örgütlü yapıların bir girişimi sonucu gelişmedi. Ancak hemen her olayda bildiğimiz bir gerçek var. O da sol hareketlerin bilindiği gibi pek öyle destekçi konumuna düşmekten hazzetmeseler bile bir çok girişimi her defasında kendi meşreblerince “doğru bir zemine çekme” umuduyla destekleme konumunda olmalarıdır.

Buradan şu kestirme sayılabilecek sonuca ulaşabiliriz. Sol olanca iyiniyetiyle ve bu kadar çabasına rağmen hayatın ortasında yer alamıyor. Toplumun sinir uçlarına dokunacak, insanların yaşamlarına doğrudan değecek, harekete geçirecek dinamikleri (“öncülük misyonları”) bulmakta, açığa çıkarmakta yetersiz kalıyor ve sonuçta kısır bir döngüde aşındırıcı/tüketici bir salınıma giriyor.

Bugün mevcutlarına rağmen birlik ve ittifak arayışlarının sürüyor olması meselenin can alıcı boyutunu göstermektedir. Ancak meseleyi solcuların birliği, solu bir araya toplamak olarak ele almak faşizme karşı demokrasi mücadelesi anlayışıyla pek uyumlu değil.

Şimdi sorun varolanların reddine dayanmayan, daha geniş bir zeminde yeni birlikteliklerin oluşturulması, ve AKP faşizmine karşı direnme eğilimlerinin bir araya getirileceği, politik pratik düzlemde PKK’nin emekçilerin yanlış saflaştırılmalarına yol açan yönelimini etkisizleştirecek bir sürecin önünün açılması noktasında düğümlenmektedir.

Yorumlar

Video Porno Incesti