banner
banner
banner
porno izle
BAŞYAZI

*Dün hayata gözlerini yuman nam-ı diğer ‘Kolsuz Agop’ Prof. Doktor Agop Kotoğyan’ın anısına Galip Uyar’ın Mukavemet Dergisi’nde yayımlanan yazısını paylaşıyoruz. 

Ekmeğin karneyle dağıtıldığı zor günlerin çocuğuydu. Ülkenin tamamına yakını yoksul,  onlar daha yoksul.  Yalnızca yoksulluk değil, öteki olmak da zorluğa dâhil.

Samatya Sahakyan Ermeni İlkokulu’na başladığı yıl, babası oğluna yepyeni bir ceket aldı. Hiç sırtından çıkarmadı ceketini. Daha karpuz kabuğu denize düşmemiş ama havalar iyice ısınmıştı. İşte o günlerin birisindeydi ceketi sırtından atışı. Samatya sahilinde arkadaşlarıyla denize girdi,  çıktığında ne görsün? Ceket yok. Onsuz eve gidilmeyeceğini çok iyi biliyor, gidecek bir yeri olsa gitmeyecek. Korkusu, anasından yiyeceği dayak değil.  Utancını ne yapacak, onu nereye götürüp saklayacak? Çaresiz, tuttu evin yolunu.  

Anasının attığı her kötek çaresizliğe bir isyandı. Yeni bir ceket almanın imkânı yok. O günden sonra, tam üç yıl sırtında ceketi olmadı.  

Eksilenin yerine yenisini koymak için çalışmak gerek. Küçük Agop, bunu öğrendiğinde ilk mektebin ikinci sınıfına geçmişti. Onların mahallesinde erkek çocukları yaz tatillerini boşa geçirmez; bakkalın, manavın, berberin yanına çırak olurlardı. Bazıları da fabrikalarda, atölyelerde çocuk işçi… Agop da çocuk işçilerden. Üstelik o, hafta sonlarında da çalışıyor.

İlkokulu bitirmişti. Sarı sıcak, kızdırdıkça kızdırıyordu. Çocuklar yaz tatilinin keyfini hoyratça çıkarıyor, sabahtan koştukları sahillerde akşamı ediyorlardı. Agop, gümüş atölyesinde pres makinesine kalıpları yerleştiriyordu. Sırtında kendinden büyük iş önlüğünün etekleri yerleri süpürüyor, kolları yere değdi, değecek. Pres makinesinin silindiri, aç bir köpek gibi önlüğünün kolunu sağ taraftan kaptı. Göz açıp kapayıncaya kadar sağ kol un ufak oldu. Omuzdan aşağısı yoktu.

Cerrahpaşa’nın doktorları kendinden emin, hepsi ağız birliği etmiş, “Bu çocuk yaşamaz…” Yalandan olsun umudu diline dolayan yok. Allah’tan umut kesilmez sözünü ağızlarına almadan, ameliyata girdiler. Nasıl olsa ölecek küçük çocuk. Cerrahpaşa Hastanesi’nde günlerce komada kaldı. Umut katillerine inat, hiç umulmadık bir günde umuda merhaba dedi.

 Hastaneden çıkıp Samatya’nın sokaklarında dolaşmaya başladığında acılı bakışların sağ tarafına dikildiğini hissetti. Yoksuldu, ötekiydi bunlara alışmıştı. Şimdi kolsuzluğa da alışacaktı; kendisine acımak niyetinde değildi. Başkaları da acısın istemiyordu. Bu yüzden kayıt yaptırdığı halde ortaokula gitmedi.

Okulsuz geçen bir yıl boyunca düşündü: “Tek kollu bedenimle hayata nasıl tutunabilirim? Amele olup kazma, şoför olup direksiyon sallayamam. Duvarcı olup duvar öremem. Esnaflık, tüccarlık bunlar, bana doğuştan kapalı kapılar… Yoksulluğu aşmanın tek yolu eğitim. Her ne pahasına olursa olsun okumalıyım,” dedi. Kolsuz Agop ertesi yıl Bezciyan Ortaokulu’nun yolunu tuttu.

Hafta sonlarında Tahtakale’de tezgah, yaz tatillerinde konfeksiyon atölyelerinde ilik açtı. Haftalığını aldığında kız kardeşlerine küçük hediyeler almayı hiç ihmal etmedi.

Liseye başladığı yıl, tek kollu oluşunu fazlasıyla dert etti. Basketbolu seviyor, tek kolla bu oyunu oynamayacağını bilmek, onu kahrediyordu. Madem basketbol oynayamıyordu, futbol ne güne duruyordu? Elle değil, ayakla oynanıyordu. Oynayamazsın diyenlere inat oynadı; lise takımının değişmez oyuncusu oldu. O dönemin ünlü takımı Samatya Gençler’de top koşturdu. Yaşı büyüdükçe başarıları da büyüdü. Galata Getronogan Lisesi’nde üç yıl boyunca okul birinciliğini kimseye kaptırmadı. Tatillerde yine çalıştı.

Sene 1957… İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni kazanınca, “Bir zamanlar doktorlar beni kurtardı, şimdi nöbet sırası bende.” diye geçirdi içinden. Tıbbiyeli olmak zordu, zorluğu bir tarafa oldukça pahalı bir eğitimdi. Samatya’nın fukara çocuğu Agop, lise öğrencilerine özel dersler vererek okul parasını kazandı. Futbola olan tutkusu tıbbiyede daha da arttı. Cerrahpaşa Futbol Takımının formasını kaptı. Keşke her şey futbol oynamak kadar kolay olsaydı.

Kolunu pres kapmadan önce,  çoğu insan gibi o da sağ elini kullanırdı. Altı yıldır sol eliyle iş görebilmek için çok çalışmış, sol kolunu kullanmayı bir hayli öğrenmişti. Tıbbiyeli Agop, şimdi çok zorlanıyordu. Sol kolu tek başına yetmiyordu. Tek eliyle tüplerden şırıngaya ilaç çekmeyi, ilacı hastaya enjekte etmeyi öğrenmek için canını dişine taktı. İki yıl bıkmadan usanmadan, portakallara su şırınga etti, dikiş atmayı öğrenmek için evdeki sökükleri, yırtıkları dikti. Yetmedi, geceleri hastanede nöbete kaldı. Sonunda dikiş atmayı, damar yolu açmayı, serum takmayı, iğne yapmayı, bir hekimin yapması gereken her işi sol koluyla yapmayı öğrendi. Altı yıllık tıp eğitimini dönem birincisi olarak tamamladı.

Tıbbiyeyi birincilikle bitirmiş bir hekim, pratisyenlikle yetinmezdi elbet. Kolsuz Agop’un gözü yükseklerdeydi, mesleğinde zirveye çıkacaktı. İki kolu olsaydı, cerrahi branşlarda ihtisas yapardı. Mecburen dâhili branşlardan birisini seçecekti.

1964′de Cerrahpaşa’daki Dermatoloji Kürsüsü’nde ihtisas eğitimine başladı. 1967’de uzman oldu. Doktor Agop, uzmanlık tezinde uçukla ilgili çok önemli bir çalışmaya imza attı. Dermatolojiye başasistan oldu. Kolsuz Agop’un çalışkanlığı, başarıları fakülte yönetiminin gözünden kaçmadı. Ekim 1969′da fakülte yönetiminin önerisi, üniversite senatosunun kararıyla Almanya’ya gönderildi. Hiç bilmediği Almancayı dört ay gibi kısa bir sürede öğrendikten sonra, Hamburg Saar Üniversitesi Dermatoloji Kliniği’nde göreve başladı. Aynı üniversitenin alerji ve histoloji bölümlerinde çalıştı, kliniklerde gösterdiği başarılardan dolayı Üniversite Kurulu’nun talebiyle okulda kalma süresi bir yıl uzatıldı. 1972′de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne geri döndü, bir yıl sonra doçent oldu.

Aşksız hayat, kadınsız ev olmazdı. Cildiyeci Agop, 1975 yılında Suzan Hanım’la evlendi. Evlilik, akademisyenlik basamaklarını hızla tırmanmasına engel olmadı. Tek bildiği yabancı dil olan Almancaya,  kendi çabasıyla Fransızca ve İngilizceyi de ekledi.

1979′da profesör oldu. Birçok ülkede dersler, konferanslar verdi. Ünlendikçe ünlendi. Yurdun ve dünyanın dört bir yanından gelen hastalar, şifayı Cildiyeci Kolsuz Agop’ta aradılar.

Amerika ve Avrupa’daki birçok tıp fakültesi, ona kürsü teklif etti. İkna etmek için şöyle dediler: “Ermeni olduğun için dedeni, fukara olduğun için kolunu kaybettiğin o ülkede ne işin var?”

Yanıtı netti: “Ülkemde çok acı çektim. Sefaletin dibinde yaşadım. Dedemi, çocukluğumu, kolumu kaybettim; ama yolumu kaybetmedim. Bu ülkede yaşayan milyonlarca insandan hiçbir zaman farklı olmadığımı düşündüm. Bu topraklarda yaşayan tüm insanları kardeşim olarak benimsedim. Bir ülkeyi sevmek, o topraklarda geçirdiğin güzel ve iyi günleri sevmek değildir; kötü günde umudu korumaktır. Boş başak dik, dolu başak ise eğiktir, derler. Ben hep eğik gezdim şu dünyada. Kibirden nefret ettim. Boş başaklar gibi diklenmedim, her şeyi biliyorum demedim. Burnumun dikine gitmedim, bilginin ve bilimin ipine sarıldım. İşimi şansa bırakmadım.”

Cildiyeci Kolsuz Agop, bu topraklardan umudunu kesmeden kırk bir yıl hekimlik yaptığı Cerrahpaşa’da, 21 Kasım 2004 günü, emeklilik töreninde son kez çıktı kürsüye kendisini dinleyenlere şöyle seslendi:

“İnsanın hissettiklerini anlatabilmesi oldukça güç… Ayrılık günü gelip çattığında hiç tanımadığınız bir boşluk hissine kapılıyorsunuz. İlk olarak geçmişin yoğunluğu içerisinde hiç gerçekleşmemiş olan bir şey gerçekleşiyor. Annesinin kuzusu Agop, gümüşçüde çalışan Agop, futbolcu, asistan, Almanya’da görev yapan, doçentlik sınavındaki Agop, ilk dersini veren Profesör Agop kafa kafaya veriyorlar, şimdi ne olacak diye tartışıyorlar. Neden sonra aynı toplantıya emekli Agop geliyor. Hey geçmişin kimlikleri; utanmasanız Agop öldü diyeceksiniz. Şimdi, en büyüğünüz olarak ben, işte buradayım. Bu tartışmaya son veriyorum.”

 Agop Kotoğyan, umudu var etmeye devam edecek, ben yoruldum demeyecekti.  Annesi Makruhi Hanım, bundan emindi. Oğlunun emeklilik törenine çok yaşlı ve hasta olduğu için katılamıyordu. Hripsime Kotoğyan, annesinin yerine kürsüye çıktı, Mahruki Hanım’ın yazdırdığı mektubu okudu.

“… Ciğerim Agop, çok çalıştın, çok yoruldun. Sana biraz istirahat et diyeceğim ama biliyorum ki beni dinlemeyeceksin.“ 

Yorumlar

Video Porno Incesti