porno izle
Genel

 

HES’ler, Nükleer Santraller, 3. Köprü, 3. Havalimanı, Marmaray, Avrasya Karayolları Tüp Geçişi, Tarlabaşı, Taksim Yayalaştırma Projesi, Topçu Kışlası, Emek Sineması ve efsanevi bir koruma yöntemi olarak “moving”… Önümüzdeki yüzyıl boyunca, mizahçıların malzemesiz kalmayacağı gerçeği bir tarafa, yukarıda adı geçen ve burada sayamadığımız yüzlerce proje, yalnızca çok uzak bir gelecek için değil, yakın geleceğimiz için de her açıdan büyük tehlike oluşturuyor.

Yalnızca Türkiye’de değil elbet, tüm Dünya’da hızla gelişen mega projeler, ekolojik krizi gittikçe derinleştiriyor. Kentin “değerli” topraklarında yaşayan, emeğiyle geçinen, çeşitli nedenlerle konutlarını iyileştirmek adına çivi dahi çakamayan insanlarının “elverişli konut hakkı”nın konuşulması bir yana, yıllarca yaşadıkları mahallelerinden sürülmelerine artık kimseler şaşırmıyor. Pek çok konuda uygulamalarının aksine büyük laflar edebilen “başarılı” mimarlarımız, akademisyenlerimiz, bilirkişilerimiz de bu tepkisiz kitlelere dahil olmalarının ötesinde “şaşırma” potansiyeli olanları ikna konusunda uzmanlaşıyorlar.

Temelde sürekli akılları kurcalayan “neden” ve “nasıl” sorularının yanıtlarının bir kısmı da akademik dünyada gizli. Kendi etik sistemini yaratmış olan bu dünya, aslında içinde bulunduğumuz sistemin belirlediği çemberin dışına çıkamayan bir anlayışla ilerliyor. Zaten en baştan tüm kararları bürokratlar tarafından verilmiş projeler üzerine çalışmak amacıyla kurulan araştırma şirketlerinden tutun da çeşitli bilirkişi raporlarına kadar bunun pek çok kanıtı, kentinin meseleleriyle biraz ilgili olan herkesin karşısına bir şekilde çıkıyor.

Çevre etiğinin karşısında maliyet çözümlemelerine dair tablolar dikilirken, herhangi bir projenin yol açtığı çevresel zararı, kendi kendini tamirde usta olan doğanın nasıl geri dönüştüreceği konusunda kimse akıl yürütmüyor. İktidarların en sevdiği araç olan bilim ve teknoloji, çözümler değil bahaneler üretme konusunda kendisini hızla ve sınırsız bir büyümeye kaptırmış durumda… Üstelik güvencesiz çalışma koşullarıyla ve disiplinlerin binlerce parçaya ayrılmasıyla, uzmanlar kendilerini ilgilendiren alanların dışına çıkmayarak, içinde bulundukları dar odalarda, tek taraflı bakış açılarıyla vicdanlarını kolayca rahatlatabiliyorlar.

Yazılı, görsel ve sosyal medya araçlarının bilgiye ulaşmayı kolaylaştırdığı bir dünyada, gerçekmişcesine toplum hizmetine sunulan bilgilerin ötesinde, kelimelerimiz ve kavramlarımızın içi boşaltılarak, onlardan soğumamıza, dolayısıyla kullanmamız gereken araçların elimizden alınmasına neden oluyor.

Kaynaklar zenginleşirken, kelimelerimiz ve derinlikleri azalıyor.

Tüm bu olumsuz cümleler, bu yazı bizi yeni bir  çözümsüzlüğe sürüklesin diye edilmedi elbette… Ekolojik krizin kapitalizmin krizini derinleştirmeye devam edeceği apaçık ortada olan dünyamızda, sonunda yeni bir sisteme ihtiyaç duyulacağı gün geldiğinde, tüm bu bilgi kirliliği içinde ilkelerimiz, etik değerlerimiz ve bilimsel-teknik verilerimize ihtiyacımız olacak ise, belki de Amerika’yı yeniden keşfetmeye ihtiyacımız vardır.  Bu sefer kansız ve savaşsız olması tercihiyle tabi ki…

Bize çizilen çemberin içindeki gri kavramları ve araçları, çemberin dışında rengarenk kullanabilmeyi deneyimlemeye ihtiyacımız var ki duvarları kalktığında bulunduğumuz hapishanenin, yola devam edebilelim.

En sıradan örneklerle anlatacak olursak, bilimi nükleer santraller, silahlar ve bombalar icat etmek için değil, o ana dek “sistemin dünyaya verdiği zararları tamir ederken doğaya nasıl destek olabiliriz?” sorusuna yanıt aramak için kullanabilelim.

Köylerde ve kentlerde, en küçük birimlerde imece usulüyle çalışarak, afet, elverişli konut ya da daha pek çok alanda en doğru çözümler için farklı disiplinlerle bir arada çalışmaya ve bütüncül bakmaya hemen alışabilelim.

Özetle, yerel yönetimlerin, kurulların, bakanlıkların ya da aklınıza gelen hangi kurum varsa, hepsinin toplumun bütününe vereceği hizmetler için “teknik” ya da “detay” diye adlandırdığımız tüm meselelerin üstüne gidebilelim.

Aklımızdan defalarca geçen “başka bir dünya mümkün mü?” sorusunun yanıtı, tüm gerçekliğiyle önümüze düştüğünde, ışığı gözümüzü kamaştırıp her birimizi başka bir tarafa savurmasın diye yavaş yavaş da olsa, ne ile karşılaşabileceğimize dair hayaller kurmaya başlamalıyız.

Varolan sistemin tüm kuramlarımızı ve araçlarımızı rant uğruna dönüştürdüğü doğrudur, ancak bizler bu kavramların gerçek değerlerini yansıtabilmeleri için yeni bir bilimsellik anlayışına ihtiyaç duyuyoruz. Sınırları menkul kıymetlerin değil doğanın kendisinin belirlediği, insanoğlunun doğaya tahakküm değil uyumla varolmayı hatırladığı bir dünya için söylenecek çok söz var. Bu sözleri, siparişle üretilen diğer seslerin karşısına çıkartmaya ve ulaşabilecek herkese ulaştırmaya çalışarak başlayabiliriz bu yola…

Yorumlar

Bir Cevap Yazın