banner
banner
banner
porno izle
analiz

Halkbank Eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla’nın ABD’de görülen davasında, jüri üyeleri Hakan Atilla’yı, yöneltilen 6 suçlamanın 5’inden suçlu buldu. Jüri, M. Hakan Atilla’yı kendisine yöneltilen suçlardan sadece “kara para aklama” suçlamasından suçsuz buldu!

Jürinin kararından sonra, Türkiye’de medya ve Erdoğan-AKP Hükümeti’nden, dava boyunca öne sürülen iddiaları aşan bir tepki gelmedi. Nitekim jürinin kararından sonra ilk tepki Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’dan geldi: “Bu dava siyasi bir kumpas davasıdır. Bizim için hukuki bir değeri yoktur!

Hükümet ve Hükümetin gözüne bakarak tutum belirleyen medya; davayı tamamen yersiz, usulsüz olarak nitelerken, Atilla’nın ve Halkbank’ın icraatları için; “Türkiye’nin ABD’nin İran ambargosuna destek vermek zorunda olmadığı, Atilla’nın da emirlere uyan bir bürokrat olduğu” savını öne sürdü. Davadaki kanıtların FETÖ tarafından elde edilerek mahkemeye getirildiği de buna eklenerek, iç politikada, muhalif kesimlerin resmi tutuma uymayan girişimleri de baskı altına alınmaya çalışıldı. 

‘DAVA SİYASİDİR!’ DE…
Dışişleri Bakanlığı da dün yaptığı yazılı açıklamada bu tutumu; “ABD mahkemesi, sahte ve siyasi istismara müsait sözde ‘delillere’ dayanarak gerçekleştirilen ve Türkiye’nin iç meselelerinin gerçek dışı, daha önce örneğine rastlanmamış bir şekilde Türkiye’nin içişlerine müdahil edilmiştir. …FETÖ mensuplarının yargı sürecini etkileyecek gerçek dışı iddialarda bulunmalarına ve sahte deliller sunmalarına fırsat verilmesi mahkeme sürecinin ciddiyetini ve inanılırlığını yok etmiştir” diyerek ifade etti.

Zarrab-Atilla davasının geldiği aşamadan baktığımızda pek çok saptama yapabiliriz. Ama herhalde, dünyadaki benzer davalarla kıyaslandığında bu davanın en özel boyutu; Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ’ın ifade ettiği gibi, bu davanın “siyasi bir dava” olmasıdır. 

‘DEMOKLES KILICI’ OLACAK BİR KARAR
ABD yönetiminin bu davayı Erdoğan-AKP yönetimine “ayar vermek” için kullanacağından şüphe etmek, ABD’nin dünyayı nasıl yönettiğin hiç anlamamak demektir. Ancak bu, sorunun sadece bir yanıdır. “Rüşvet ve bankacılık sorunu” davasıyla sınırlanabilecek bir davaya siyasi içerik kazandıran da Erdoğan-AKP Hükümeti’nin kendisidir; AKP’nin bazı bakanlarının boylu boyunca Zarrab’ın kirli ilişkilerinin içinde ve arkasında yer almalarıdır. 

Erdoğan-AKP Hükümeti, “17-25 Aralık skandalı”nın bir yolsuzluk ve rüşvet ya da skandal olduğunun üstünü örterek, bir “FETÖ kumpası”na indirgemesi, ABD’nin tarafından kullanılacaktır. Burada, “Kullanana değil kullandırana bak!” demek en doğru yaklaşımdır. Ki, henüz adı açıklanmayan başka yüksek makamlardaki kimi kişilerin de davanın dosyalarında olduğu bilinmektedir.

Yani bu davanın sonuçları, artık siyasi bakımdan Erdoğan-AKP Hükümetinin başının üstüne asılmış bir “Demokles Kılıcı”dır!

17-25 Aralık skandalının “rüşvet ve yolsuzluk” boyutuyla ele alınıp, yüzlerce milyonluk avro ve doların kimlerin cebine gittiği, hangi amaçlarla kullanıldığı Türkiye kamuoyunu gözünde açıklığa kavuşmadıkça da bu “Demokles Kılıcı” giderek büyüyen bir tehdit olmaya devam edecektir.

YAKICI EKONOMİK SONUÇLARI OLABİLECEK BİR KARAR
Jürinin kararı ve muhtemelen mahkeme, Atilla ve Zarrab’a ABD ceza yasasına dayanarak bir ceza verecektir. Ancak kararın bankacılık alanındaki sonuçlarının Türkiye’deki bankalara nasıl yansıyacağına Amerikan bankacılık kurumu karar verecektir.  Ve bugüne kadar yapılan uygulamalara bakıldığında ve Amerikan bankacılık kurumu, İran’a ambargoyu delen bankalara milyarlarca dolarla ifade edilen “cezalar kestiği” dikkate alındığında; Halkabank başta olmak üzere bazı bankalara, ağır para cezası verilmesi ihtimali çok  kuvvetlenmiştir. 

Elbette siyasi boyutu da olacak bu cezaların nasıl uygulanacağı; bunun uluslararası mali sistem içinde Türkiye’nin bankacılık sisteminin nasıl kredibilite kaybına uğrayacağı soruları da bugünden sonra ekonominin ve siyasetin önemli bir gündemi olacak görünmektedir. Ki, Türkiye’dek ekonominin ve siyasetin büyüyen sorunlarıyla birleştiğinde, bu gelişmelerin “yakıcı”, hatta “yıkıcı” sonuçlara yol açması sürpriz sayılmamalıdır.

YA GERÇEK ANTİ EMPERYALİZM YA DA GÜÇ!
Erdoğan AKP Hükümeti, “İran’a yönelik ABD ambargosuna uymama”yı, “ABD’nin İran’a yönelik ambargo kararı bizi bağlamaz. Biz kendi ticaretimizi baktık” diye savunuyor. Böylece bunu anti emperyalist, hatta “zor durumdaki komşuya yardım” olarak da yüceltiyor. Ancak bölgenin gerçekleri, ABD’nin dünya mali sistemi içindeki gücü ve Türkiye’nin ABD karşısındaki pozisyonu açısından baktığımızda; bütün bunların kimi bakanların Zarrab’la girilen “kirli ilişkilerin”in sonucu olarak geliştiği anlaşılıyor. Ve “Biz ticaret yaptık”, “ABD ambargosu bizi bağlamaz” beyanlarının rüşvet, yolsuzluk, kara para ilişkileri içinde kurulan bir “son savunma hattı” olduğu görülüyor. Çünkü, Erdoğan-AKP Hükümeti, bölgede kendisine hangi rolü biçerse biçsin; ABD’nin bölgedeki adımları karşısında kararlı bir bir mevzide bulunmuyor. 

Nitekim Kudüs’ün Filistin’in başkenti olması kararını İİT’den çıkarıyor ama, “Hadi Kudüs’e büyükelçilik aç” dendiğinde; “Kudüs İsrail işgalinde, nasıl büyükelçilik açalım. Ama inşallah onun da zamanı gelecek” diyen bir noktaya çekiliyor. Bugün, Erdoğan Hükümeti’nin “Ben Amerikanın İran’a ambargosunu tanımam” demesinin de “sahada” bir karşılığı yoktur. Çünkü uluslararası mali sistem içinde “Ben ABD’nin kararların tanımam” demek için; ya gerçek bir anti emperyalist mevzide ya da yeterli bir mali güçte olmak gerekir. Türkiye’de ise her ikisi de yoktur!

SAVCI HERKESİ TEHDİT ETTİ!
Dünyayı yöneten büyük güçler sadece BM kararlarını kendi çıkarları için kullanmıyor; kendi kararlarını da BM kararı gibi dayatıyorlar! Irak’ı öyle işgal ettiler, Libya’da Kaddafi rejimini devirmek için Libya’ya BM kararı olmadan saldırdılar. Türkiye’de bu saldırıya destek verdi!   “Atilla davası”nın savcısı Joon Kim adına yapılan açıklamada ABD’nin bu tutumu şöyle ifade edildi: “…Yabancı banka ve bankerlerin bir seçeneği var; ya İran’a ve diğer yaptırım uygulanan ülkelere yardım edersiniz, ya da ABD doları ile işlem yapan uluslararası bankacılık sisteminin bir parçası olursunuz. Ancak her ikisini birden yapamazsınız…”  böylece Kim, hem bundan sonra Atila davası etrafında muhtemel gelişmelere işaret etti hem de ABD’nin kararlarına uymayacak olanları da açıkça tehdit etti.

Atilla ve Zarrab’ın cezasının 11 Nisan’da verileceği belirtiliyor. Ama dava kendi içinde “bitmiş gibi” görünse de gerçekte, ekonomi ve siyasi boyutları ile bu kararın her platformda Türkiye’nin ayağına dolanacağı artık açıkça ortaya çıkmıştır.

Bozdağ, “Bu davanın hukuki bir değeri yoktur” demesine karşın “sahadaki” durum yukarıdaki gibidir. (evrensel)

Yorumlar

Video Porno Incesti