banner
banner
banner
porno izle
GÜNDEM

Doğayla barışık yaşayıp da göçmen kuşları sevmeyen yoktur sanırım. Onlar kanat çırpıp uzaklara giderken yürekler burkulur. Ama geride kalanlar bilirler baharda geri döneceklerini. Zaman yaklaştıkça gözler göğe bakar. Yolda başlarına bir şey gelmediyse dönüşleriyle gönüller şenlenir.

Göçmen kuşlara imrenmemek elde değil. Ayrıldıkları topraklarda da vardıkları yerde de bekleyenleri var. Ya insanların?..  İnsanlar da göç ettiler tarih boyunca. Göçmen kuşlar misali dolaştıkları dönemde de bekleyenleri yoktu; şimdi de… İnsan, kibrinin bedelini ödüyor belliki. Kendini doğanın efendisi görmenin kefareti bu olsa gerek.

İnsan insanlaştıkça göçler farklılaştı. Göçün en önemli gerekçesi insanın kendisiydi artık. Doğanın adaletini kabul etmeyenler Kabil oldular. Gözler kardeşlerin canına, malına ve özgürlüğüne dikildi. Amaca ulaşmanın yolu bahane yaratmaktan geçiyordu. O da hemen bulundu: Farklılıklar.

Çıkarın, hırsların çirkin yüzünü kapatmak için örtü yapıldı farklılıklar. Zenginliğin kaynağı değil eksilmenin gerekçesi görüldü çoğu zaman renkler. Kötülük de iyilik de insana dair. Dinler ve çoğu ideoloji iyiliği kötülüğe üstün gördüğünü söyler. Fakat nedense(!) yaşlı dünyamızın her geçen gün biraz daha cehenneme dönmesini engelleyemediler. Varoluşlarındaki iyinin kötüyle savaşında insanlar, tek tek ya da çokluk halinde kendini iyinin safında görürken, kendilerini var eden “kötü”yü büyüttüler. Karşısındakinin de ona yönelik aynı şeyleri düşündüğü hesaba katmadılar. Dildeki iyi ile kötü savaşının somut karşılıkları üzerine kafa yorulmadı genellikle. Kendini farklı gördüklerine göre tanımlayanlar kötülüklerin kaynağına dönüştüklerinin farkına bile varamadılar çoğu zaman. Kendini iyinin temsilcisi ilan edenler, tescilledikleri kötülerden kurtulmanın aracı olarak kullanıldılar göçü. Kimi zaman da mazlumların kötünün zulmünden kaçmasının yoluydu yurdunu terk etmek.

En büyük göçlerinden biri yaşanıyor son yıllarda. Suriye’den göçenler farklı ülkelere yönelseler de yüz binlercesi Türkiye’ye ve buradan da Avrupa’ya ulaşma hedefiyle yola koyuldu. Bizim payımıza da onların trajedilerini görmek düştü. Dün kendi topraklarındaki oyunun hedefi ve kaybedenleri olanlar şimdi kirli pazarlıklara alet ediliyorlar. İnsan borsasında kaç para ettikleri tespit edilmeye çalışılıyor. Muktedirler en az parayı koyarak en çok kazancı elde edebilme yarışına girdiler. Kurulan insan pazarında kurbanlık pazarlığına tutuşanlar omuzlarını çıkartırcasına sıkı sıkıya kenetledikleri ellerini sallıyorlar; arkalarında sakladıkları bıçağı kimseye göstermeden. Neresinden bakarsak bakalım çirkinlik. Fakat sorarsanız hepsi bunu insanlık adına yapmakta.

Göçmenlerin iş çok zor. Göçmen kuşları kıskanacak durumdalar. Göçtükleri her yer o kuşların evi. Her göç onlar için evine dönmek. Vardıkları yerde karşılayanları, bıraktıkları yerde bekleyenleri var mutlaka. Ya göçmek zorunda kalan insanların hali öyle mi? Arkalarındakiler de vardıkları yerlerdekiler de onları sevmiyorlar. Ne gidecekleri yerde yollarını gözleyenler var ne de geride özleyenleri. Hallerine ağlayanların önemli bir bölümü de gözyaşlarıyla vicdanlarını yıkıyorlar sadece. Göçe sebep olanların politikalarını eleştirmeyenlerin, onları destekleyenlerin gözyaşları ne kadar gerçek olabilir ki? Göçmenler ne zaman gittikleri yerde gündelik hayatta görünür hale geliyor ve olağan akış sekteye uğruyor, işte o zaman herkesin gerçek yüzü ortaya çıkıyor.

Bitmeyen göçler coğrafyası Anadolu’nun gördüğü son göçmenler Suriyeliler olmayacak gibi. Nasıl adlandırılırsa adlandırılsın çözüm/barış sürecinin bitişi Kürt nüfusu bekleyen göçün habercisi aynı zamanda. Görünen, yıllardır kırdan kente devam eden ekonomik temelli göç artık başka gerekçelerle sürecek. Gerilim ve çatışmalar 1 Kasım öncesinde başlayıp seçim sonrasında da hız kesmedi. Askeri yollarla çözüm mümkün mü? tartışmasını sonuçlandırmak olanaksız. Diyalog için ortak zemin bulunmamakta. İletişim kanalları da tek tek kapanıyor. Kapitalistleşme/modernleşme sürecinin doğal akışına göre düşünsel ve moral dünyaları göçe yatkın hale gelen insanlar, bulundukları yerleri, çatışma koşulları gereği olağan seyre uymayan bir gerekçe ve zamanlamayla her an topluca terk edebilirler. Sürecin başladığı artık görünür hale geldi. Bu insanlar göç edecekler; belki milyonlarcası. Fakat ne yazık ki, doğal olmayan hızlandırıcı gerekçeler her yerde olumsuz karşılıklar bulacak. Zaten sorunlar yumağına dönen kentlerin yeni problemleri kaldırabilmesi olanaksız. Büyük kentlerden diğer illere kadar ülkenin her yerinde dalga dalga tepkisel tutumlar yükselecek gibi görünüyor. Aslında, yaşanabileceklerin fragmanını izliyoruz bir süredir. Birileri gündelik hayatlarının olağan akışındaki bozulmayı birilerinin etnik kökenine (Kürt olmasına), göç edenler de yaşadıklarını benzer şekilde etnik kökene (kendilerinin Kürt karşısındakinin Türk olmasına) bağladıklarında asıl sorun patlayacak. Karşılıklı ötekileştirmeyi güçlendiren yöntemler/araçlar kullanılmaya başlanacak. İşte o zaman göç yön değiştirebilir. Düşünün hele bir, şiddete varan gelişmeler sonucunda Kürt nüfusun güneye yönelip Irak ve Suriye’deki Kürt bölgelerine sığındıklarını. Ve o coğrafyaya milyonlarca insanın göç etmesi durumunda ortaya çıkacak tabloyu gözünüzde canlandırmaya çalışın. Hayal gücü ne kadar güçlü olursa olsun, en fazla, çekilecek maddi sıkıntılar tasavvur edilebilir çoğunluk tarafından.

Trajediler üzerinden vicdan aklamak kolay. Fakat gerçek çok farklı. Eğer işaret edilen göç yaşanırsa, bu iç göçe benzemeyen gelişmelere yol açar. İç göç uzun zamandır devam eden kente göç dalgasının uzantısı olarak algılanacak muhtemelen. Her ne olursa olsun yaşanacaklar iç sorunun parçası gibi değerlendirilecek. Fakat dış göç öyle mi? Her düzeyde sorun dışsallaşacak. Bin yıllık kardeşlik söylemi sona ererken belki de ebediyete kadar sürecek husumetin kapısı aralanacak.

Herkes omuz verirse aşılmayacak sorun yok. Artık bu coğrafyada sadece göçmen kuşlar giderken hüzünlenelim. Nasıl olsa baharda dönecekler. Ama kardeş göçü öyle mi? Sonbaharın ardı kış. Üstelik hiç bitmeyecek bir kış. Toprak donacak, su donacak, yürekler donacak. Anadolu çoraklaştıkça daha da üşüyeceğiz. Kardelenlerin boy verdiğini göremeyeceğiz. Belki göçmen kuşlar bile bir daha dönmeyecek.

Yorumlar

Video Porno Incesti