porno izle
analiz

Arjantin’den kadınların yükselttiği bir ses, dünyada şu ana kadar 40’tan fazla ülkede karşılık buldu. Bu ses, tüm dünya kadınlarının uluslar arası kadın grevinin sesidir. Türkiye kadın hareketi de elbette bu sese, bu çağrıya kayıtsız kalmadı. “8 Mart’a Doğru Kadınlar Birlikte Güçlü Kampanya Grubu” nun çağrısıyla 14 Şubat Sevgililer Günü’nde “Eşitsiz Aşka da Eşitsiz Hayata da Hayır” diyerek tepkilerini yükselten kadınlar  25 Şubat’ta memleketin dört bir yanında sokaklara, meydanlara çıkarak “Tek Başına Olmaz, Hayır! 8 Mart’a Doğru Kadınlar Birlikte Güçlü!” dediler.

Kadınının yaşam hakkına, bedenine, kimliğine, emeğine yönelik erkek egemen, cinsiyetçi, küresel kapitalist  sistem tarafından topyekün bir saldırı varken kadınların dayanışma çağrıları yaparak 8 Mart’ta uluslar arası bir grev örme çabaları başlı başına çok önemli. Çünkü bu aynı zamanda bir özgürlük çağrısıdır. Biliyoruz ki “Dünya yerinden oynar, kadınlar özgür olsa…”

Peki kadınlar özgür değil mi!?

İster patriyarkal kapitalizm diyelim, ister erkek egemen küresel kapitalizm diyelim, ister cinsiyetçi neoliberal düzen diyelim…Bunların yükselen “yeni muhafazakar sağ” ile birlikte yaptıkları şey iktidarları için kadınları eze eze sömüre sömüre terbiye etmek, tahakküm altına almak ve sonuçta yok etmektir. Bu nitelikteki tüm siyasi iktidarların uyguladıkları politikalara baktığımızda görünen hep aynıdır: Kadının birey olarak varlığını aile içinde eş ve annelik rolleri ile eritmeyi hedeflemek. Kürtajı ve sezeryan doğumu muhafazakar söylemlerle yasaklamak. Bu arada dar gelirli ve bir geliri olmayan kadınların doğum kontrol yöntemlerine erişimlerini kısıtlamak, engellemek; bu kadınları merdiven altı operasyonlara yönlendirerek kadının sağlığını, canını tehlikeye atmak. Ekonomik durumu elveren kadınlara ise piyasalaşan sağlık hizmetlerinden yani özel hastanelerden yüksek fiyatlar karşılığı bu tür sağlık hizmetlerinden faydalanma “fırsatı” sunarak eşitsizliği artırmak… Kadına kuluçka makinası işlevi atfederek çok çocuk doğurmasını teşvik etmek.  Anneliği ve aileyi kutsamak, anneliği yeri gelince bir kariyer yeri gelince vatan hizmeti olarak tanımlamak. Bu sayede sermayenin daha çok kâr ve rant elde etmesi için ihtiyaç duyduğu ucuz emek deposuna sürekli insan kaynağı sağlamak ki bakınız Türkiye, iş cinayetlerinde dünya zirvesini zorlamakta ve bakınız ohal bu hal denilerek emeğin sosyal, ekonomik ve siyasal haklarına saldırılar ardı ardına gelmekte! Diğer taraftan sermayenin kuklası olan iktidarların bekası ve  istikbali için kışkırtılan ve insanlık için, halklar için yıkım, kan, ölüm, acı, gözyaşı, yoksulluk demek olan kirli savaşlara feda edilecek çocuklar lazım demek ki! Yoksa bu kadar insan eşit ve kardeşçe, barış içinde yaşamak yerine niye ölmekte? Bu savaşlar niye bir türlü bitmemekte?..

Sonuç olarak kadınlara devletin en tepesindeki noktalardan sürekli hakaret edilirse, kadınlar erkeklerle eşit bireyler olarak görülmezse, cinsiyetçi söylemler ve ayrımcı politikalar eril iktidar aktörleri tarafından kadınların üstlerine sürekli boca edilirse; kadınlar eğitim, sağlık,  barınma, sosyal güvenlik, çalışma gibi pek çok sosyal haktan mahrum edilirse; kadınlar spordan, sanattan, kültürel faaliyetlerden uzaklaştırılırsa; kadınların hayatı ve geleceği babaya, kocaya,cemaat ve tarikatlara teslim edilirse…erkekler ister kolektif olarak isterlerse tek başlarına erk/iktidar olmayı arzu ederse, yani kadınlar için daha da cehennem olacak olan bir dünya hayali için gözlerini bile kırpmazlarsa kadınların buna cevabı elbette “Hayır.” olur.

Ulrike “Eğer bir kişi bir taş atarsa, bu ceza gerektiren bir eylem olur, eğer binlerce taş atılıyorsa bu politik bir aksiyondur.” Der. Bir iktidar, kadınların erkekler tarafından tek tek öldürülmelerini; emeklerinin aile içinde ve dışında erkekler/patronlar tarafından sömürülmesini engellemeyerek, mesela kadınları KHK’larla tek tek işten atarak veya kadın aydınları ve kadınların iradesi ile seçilmiş kadın siyasetçileri hapse atarak, onlara “sakıncalı” damgası vurarak cezalandırdığını düşünebilir. Belki 8 Mart mitinglerini yasaklamaya kalkarak ve sokağa çıkanlara orantısız güç kullanarak da erkek devlet şiddetiyle cezalandırabilir. Ama hiçbir güç kadınların bir araya gelmesine, binlerce, milyonlarca *çakıl taşı olup sistemin çarkların durdurmasına engel olamaz. Kadınların bir araya gelerek oluşturduğu meşru politik gücü uluslar arası birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 8 Mart’ta Arjantin’den İskenderun’a tüm dünya görecektir. Hayırlısıyla 16 Nisan’da da…

*Sevgi Evgin Göyçe: “Kadınları ezen dişlinin çarklarını kıracak çakıl taşlarıyız.” Anısı emek ve kadın mücadelesinde yaşıyor…

 

Yorumlar