porno izle
analiz

Daha önce Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı ve Enerji Bakanı Berat Albayrak ile arasındaki anlaşmazlık nedeniyle istifa noktasına geldiği ama sonra Erdoğan tarafından ikna edildiği söylenen İçişleri Bakanı Soylu, 24 Haziran seçimlerinde İstanbul 2. bölgede AKP’nin 1. sıra adayı oldu. Bakan Soylu’nun son günlerdeki ‘çalışmaları’ Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Soylu’yu neden istifadan vazgeçirdiği ve neden bu kadar önemsediği sorularının yanıtı bakımından birçok veri sunuyor. Çünkü İçişleri Bakanı Soylu, seçim bölgesi İstanbul’da değil, bölge kentlerinde adeta kamp kurmuş durumda. Soylu, mayıs ayı boyunca Mardin, Şırnak, Cizre, Hakkari, Yüksekova, Van, Diyarbakır gibi bölge kentlerinde çeşitli toplantı ve etkinliklere katıldı. Bu kentler bilindiği gibi 2015-2016’da kent savaşlarının yaşandığı, dolayısıyla son 3 yılda yıkımın en fazla yaşandığı kentler olma özelliğini taşıyor.

Öte yandan 24 Haziran seçimlerine dair yapılan bütün analizler, bölge illerinin-Kürt seçmenlerin seçimin kaderi bakımından belirleyici bir rolü olacağı konusunda birleşiyor. Bu noktada akla gelen soru şu: Bu durumda Bakan Soylu, hangi amaçla kendi seçim bölgesi yerine bölge kentlerinde ‘seçim çalışması’ yapıyor olabilir?

Öncelikle MHP ile kurduğu ‘Cumhur İttifakı’ndan sonra Kürt illerinde oylarının düşeceği görülen AKP’nin bu oyları arttırmak, Kürt seçmenlerde sempati yaratmak için Soylu’yu bölgede görevlendirmiş olması akla yatkın değil. Çünkü daha Kürt kentlerindeki yıkımın enkazı yerinde duruyorken, nedeni ve sorumlusu kim/ne olursa olsun ismi bu yıkım süreciyle birlikte anılan İçişleri Bakanı Soylu’nun Kürtlerde iyi hatıralar oluşturması mümkün görünmüyor.

Öyleyse Süleyman Soylu neden bölgede görevlendirilmiş olabilir?

Bu sorunun yanıtını bulmak için Soylu’nun bölge illerindeki toplantı ve açıklamalarına bakmak gerekiyor. Bu toplantılardan en dikkat çekici olanı 12 Mayıs’ta Mardin’de 13 ilin (Adıyaman, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli ve Mardin) valileri, il jandarma komutanları ve emniyet müdürlerinin katılımıyla yapılan ‘Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı’. 16 Nisan 2017 referandumu ülke tarihinin en şaibeli ve en çok tartışılan seçimlerinden biri iken Soylu bu toplantıda  “Türkiye de iki seçim vardır tartışılan. 1946 ve 1982 referandumu. Bu iki seçimin dışında Türkiye’nin tartıştığı seçim yok” diyor. Bu açıklama ister istemez yine OHAL koşullarında yapılacak 24 Haziran seçimlerinde yaşanabilecek ihlaller konusunda kaygı uyandırıyor. Çünkü 16 Nisan referandumunda ‘sandık taşıma’ nedeniyle yüz binlerce seçmen mağdur edilmiş, bölgede HDP’nin sandık kurulları için yaptığı yüzlerce başvuru reddedilmiş ve dahası birçok seçim bölgesinden sayım yapılırken müşahitlerin sandık bölgesinden çıkartıldığına dair şikayetler gelmişti.

Bakanın seçim güvenliğinden ne anladığını ise, bu toplantının devamında söyledikleri gösteriyor: “Onlar istiyorlar ki, terör örgütünün talimat verdiği adamlar görev yapsınlar, istedikleri gibi tehdit etsinler, biz de aval aval bakalım. Öyle bir Türkiye kalmadı, herkes bunu böyle bilsin” diyor İçişleri Bakanı. Bölge kentlerinde 3 yıldır sokağa çıkma yasakları ve OHAL ‘olağan hal’ haline gelmişken ve bu kentlerde hemen her sokak başında seyyar karakollar kurulmuşken acaba “Halkı tehdit eden/edecek terör uzantıları” kimler ve bunlar halkı nasıl tehdit edecekler/edebilecekler?

Bakan Soylu’nun”terör uzantıları” olarak kimlerden söz ettiğini bölgedeki başka bir toplantıda, Hakkari-Yüksekova’da söylediklerinden öğreniyoruz. “Cezaevinde bir cumhurbaşkanı adayını ziyaret edip onun çıkmasını ve propaganda yapmasını isteyen zihniyeti kınıyorum (…) ‘Demirtaş dışarı çıksın propaganda yapsın.’ Böyle bir şey ne vicdana, ne ahlaka, ne de demokrasiye sığar.”  Soylu, burada her ne kadar CHP’nin Cumhurbaşkanı Muharrem İnce’yi kınıyor olsa da bu açıklama aslında bakanın Demirtaş ve HDP hakkındaki görüşlerini açığa vurması bakımından dikkat çekiyor. Seçimlerde 6 milyonu aşkın oy almış bir partinin eski eş başkanı ve cumhurbaşkanı adayı olan Demirtaş’ın “Propaganda yapmasını isteyen zihniyeti kınayan” bakan, acaba yerellerde HDP ve Demirtaş için çalışacak/çalışmak isteyecek insanlar hakkında ne düşünüyordur? Bakanın bu açıklaması, HDP ve yapılan yargılamaların ne kadar hukuki olduğu bir yana hakkında herhangi bir mahkumiyet kararı olmayan Demirtaş’ı “terör uzantısı” ilan etmekle kalmayıp “öyle bir Türkiye kalmadı” sözleri ile yerellerde HDP ve Demirtaş için yapılacak çalışmaların engelleneceği mesajını da vermiş olmuyor mu?

Peki, her türlü baskı ve engellemeye karşı demokratik siyasette ısrar eden ve bunun için seçimlere giren bir partinin ve cumhurbaşkanı adayının böylesine hedef yapılması hangi vicdan, ahlak ve demokrasiye sığar?

Bitirirken bir kez daha belirtmek gerekiyor: AKP tarafından yapılan bütün anketler, HDP baraj altında bırakılmadan AKP’nin Mecliste çoğunluğu sağlamasının mümkün olmadığını ortaya koyuyorken Bakan Soylu’nun ‘seçim güvenliği’ adı altında yaptığı toplantı ve açıklamalar, zaten OHAL’in iki kat daha ağırlaştırılarak uygulandığı ve yüzlerce sandığın taşınmasının gündemde olduğu bölgede seçimin güvenirliğiyle ilgili ciddi kaygılara yol açıyor. Ve elbette bu sadece HDP’nin değil, ana muhalefet partisi CHP başta olmak üzere bütün muhalefetin sorunudur. Çünkü şu tartışma götürmez bir gerçek ki, bu antidemokratik tutum ve uygulamalar nedeniyle HDP kaybettiğinde hepsi birlikte kaybedecekler!

 

 

Yazı Evrensel ‘den alınmıştır.

Yorumlar