porno izle
analiz

Danıştay’ın ‘öğrenci andı’nı kaldıran yönetmeliği iptal etmesi sonrasındaki tartışmalar ‘cumhur ittifakı’ içindeki çatlağı derinleştirdi. Ancak MHP lideri Bahçeli’nin konuyu “Bekir Bozdağ’ın Kürtlüğü” üzerinden tartıştırması meseleyi yeni bir boyuta taşıdı. Çünkü Bahçeli’nin sorunu Kürtlük-Türklük üzerinden tartışması, AKP ve MHP arasındaki çatlağın Kürt sorunundaki yaklaşımdan kaynaklandığı algısını yaratıyor.

Peki, gerçekten öyle mi?

‘Andımız’ Kemalist cumhuriyetin ulus-devlet politikasının eğitim alanındaki harçlarından biriydi. Bugün anayasa nasıl devlete vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğunu söylüyorsa, ‘andımız’ da çocuklara bu ülkede yaşayan herkesin Türk olduğunu empoze ediyordu.

Dolayısıyla MHP’nin, ya da diğer milliyetçi-ulusalcı çevrelerin ‘andımız’ı sahiplenmesinde şaşılacak bir durum yok.

 

Öte yandan AKP-Erdoğan iktidarının söylendiği Türklük-milliyetçilik ile bir sorunu olsaydı, anayasayı defalarca değiştirebilir, Türklük tanımına dayalı vatandaşlık yerine mesela anayasal vatandaşlığı getirebilirdi.

Ama yapmadı.

Çünkü AKP-Erdoğan iktidarının sorunu Türklük-milliyetçilik ile değil, bunun Kemalist bir çizgiye (ilerlemeci-laikçi) oturtulmasıydı. Laiklik yerine ‘laikçi’ diyoruz, çünkü başka bir tartışma konusu olmakla birlikte dini devletin kontrolü altına almak amacıyla devletin ‘diyanet’ kurumunu oluşturması, laik bir rejimden beklenenin aksine dini sürekli siyasetin konusu haline getirdi. Bu nedenle de ülkenin bu noktaya gelmesinde bu politikanın azımsanmayacak bir etkisi oldu.

Öyleyse AKP-Erdoğan neyi savunuyor?

AKP-Erdoğan, İslamcı sosa bulanmış bir milliyetçiliği savunuyor. Tıpkı İstiklal Marşı’ndaki “Hakka tapan millet” ifadesinde olduğu gibi-ki, zaten Erdoğan da bunu “bizim tek andımız İstiklal Marşı’mız” sözleri ile ortaya koyuyor.

Yani aslında cumhuriyetin kuruluş sürecindeki ulus-devletçilik ile yeni rejimin İslamcı-fetihçi milliyetçiliği ‘tek’çilik bakımından aynı noktada buluşuyor. Bu buluşmanın en somut göstergesi de ilk olarak 1924 Anayasası’nda yer alan ülkeye vatandaşlık bağı olan herkesin Türk olduğu maddesinin bugün yeni rejimin de anayasasında aynen yerinde duruyor olmasıdır.

 

Tam bu noktada bu tartışmaya AKP ve MHP dışından dâhil olan, olmaya çalışan çevrelere bir uyarı yapmak gerekiyor.

Meclisteki grup toplantılarında Bahçeli ve Erdoğan’ın konuşmalarının ‘coşku’ ile alkışlanmasına bakılırsa ‘cumhur ittifakı’nın her iki tarafı durumundan memnun görünüyor.

Çünkü MHP bu tartışmayı milliyetçi çevreleri yeniden etrafında toparlamanın dayanağı olarak kullanmaya çalışıyor.

Öte yandan AKP-Erdoğan da bu tartışma üzerinden eski rejime karşı kendi rejimine dair beklentileri yeniden canlandırmak istiyor. Özellikle yerel seçimlerin kapıda olduğu bir süreçte muhafazakâr Kürt çevrelerinde.

 

Bu nedenle Diyarbakır Barosu’nun önceki gün yaptığı “öğrenci andı ile ilgili hukuksal sürece müdahil olma” açıklaması ne kadar haklı gerekçelere dayandırılsa dayandırılsın siyaseten AKP-Erdoğan iktidarının işini kolaylaştırmaktadır. Yine HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin de ‘andımız’ üzerinden AKP-MHP çatlağının derinleştiği bir dönemde söylediği “gelin masaya oturalım” çağrısı da Temelli’nin daha sonra bu çağrısından neyi kast ettiğini açıklamasına rağmen yeniden müzakere masasına dönülmesi konusunda bir beklenti oluşmasını kolaylaştırdığı için en çok iktidarın işine yaramıştır. Oysa içeride siyasi tasfiye ve kayyım tehdidi ve sınırların ötesinde de askeri müdahaleye dayalı bir politika sürdüren iktidarın ‘çözüm’ü de bellidir.

Sonuç olarak, bugün sürdürüldüğü biçimiyle ‘andımız’ tartışması, bu tartışmanın tarafları olarak öne çıkan MHP ve/veya AKP-Erdoğan’ın işine geliyor. Bu oyunu bozmanın yolu, laik-demokratik bir cumhuriyet ve Kürt sorununda demokratik-barışçıl çözüm isteyenlerin dayatılan bu gerici kamplaşmanın ötesine geçmelerinden ve bu temelde birleşik bir mücadele hattı oluşturmalarından geçiyor.

Yorumlar