porno izle
analiz

Yarın Gazetesi’nin Hakan Güneş ile yaptığı röportajı yayınlıyoruz.

Geçtiğimiz günlerde HDP ile bir dayanışma çağrısı yapıldı. Siz de imzacılarındansınız. Neden bu dayanışmanın içindesiniz?

İki gerekçesi var. Birincisi Türkiye’deki yeni parlamentonun aritmatiğinin demokratik bir birleşeni olması için HDP’nin barajı geçmesi gerekiyor. AKP’nin otoriter bir rejim kurma hedefinde olduğunu biliyoruz. Bu bakımdan HDP’nin baraj aşarak, AKP’yi geriletmesi dışında başka bir seçenek görünmüyor. İkincisi de, HDP bu barajı kolayca geçecek gibi görünmüyor. %9 gibi bir cumhurbaşkanlığı seçimi başarısı var ama bunun tamamı konsulte edilmiş değil. Dolayısıyla HDP’ye destek olmak, bu barajı geçmesini sağlamak gerekiyor. HDP’ye belki bütünüyle katılmasalar bile, sözünü ettiğimiz barajı yıkmak ve AKP’yi geriletmek gerekçesiyle insanların HDP’ye destek vermelerini sağlamak için böyle bir kampanya başlattık.

Hem iç güvenlik paketi ve hem de Başkanlık sistemi gibi iki büyük gündem var. Seçimlerden sonra bu konuların topluma ve muhalif hareketlere nasıl bir etkisi olacak sizce?

Zaten Türkiye’deki iç güvenlik yasaları mevcut haliyle  yeterince ağırlaştırılmıştı. Seçimlerden sonra bu bir siyasi karar olacak. Zaten yasal olarak polisin keyfi uygulamalar  yaptığını görüyoruz. Aynı şekilde polisi denetleyici merci olan yargının da bütünüyle siyasetin emrine kesin olarak girdiğini biliyoruz. Dolayısıyla bunun siyaseten sürdürülüp sürdürülmeyeceğini oylayacağız. Türkiye’nin buna karar vereceği bir seçim olacak. Ama şunu kestirebiliriz, eğer AKP geriletilemezse, Ortadoğu’da çeşitli savaş maceralarına girmeye hazırlandığını anladığımız, yine kürt sorununda bir savaş hazırlığında olduğunu bildiğimiz AKP’nin, Türkiye’nin geri kalanında da daha ağır bir baskı rejimine geçeceğinden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Bununda bir nedeni var. Gezi’ye kadar aslında Türkiye’de toplumsal muhalefetin, mevcut hükümet ya da hükümetler açısından bir tehdit oluşturmadığı, küçük sol çevreler olarak değerlendirildiğini biliyoruz. Aslında Gezi bütün bu algıyı değiştirdi. Toplumun çok büyük bir kesimi, yani milyonların içinde olduğu büyük bir politizasyon, kendi kaderine sahip çıktı. Bunun tekrarlanmaması için hiçbir neden yok, bunu en çok Erdoğan biliyor. Bu toplumsal dinamiklerin bastırılması için her düzeyde; işten atmadan disiplin cezasına; keyfi göz altıdan, ağır yargı karalarına kadar aklımıza gelebilecek çeşitli düzeylerde baskı aygıtlarının arttırılacağı çok açık ortada. Dolayısıyla pratik olarak da seçimlerden sonra daha ağır bir baskı rejiminin geleceğini kestirebiliriz.

AKP biraz da korktuğu için mi yapıyor yani?

Evet, bu şöyle bir korku. Demokratik sınırlar içinde kalan bir AKP’nin korkusu değil. Özellikle Ortadoğu’da ama ülke içinde de, uluslararası mahkemelerde yargılanmasını gerektiren pek çok gayri hukuki eylemi yapmış ve yapmaya devam etme arzusunda olduğu için bu baskı aygıtlarına ihtiyacı var. Yoksa baskı aygıtlarından hoşlandığından veya sadistliğinden değil. Kendi arzu ettiği rejim, çalışma yöntemi, gayri hukuki yolları kullanarak Ortadoğu’da yayılmacılık, içeride ise tek parti rejimi kurma arzusu ancak bu baskı aygıtlarıyla gerçekleştirilebilir. Bu bir kehanet veya psikolojik analiz değil.

Bülent Arınç da HDP’nin barajı aşmasından korktuğunu belirtti. Sizce bu tür bir korku var mı AKP’de?

Şimdi hatırlarsanız HDK’nin seçime parti olarak gireceği ve barajı aşacağı iddiasını otaya attığı ilk günlerde AKP çevreleri buna biraz tebessümle hatta sempatik baktılar. Yani aksi yönde açıklama yapmadılar. Ancak giderek işler ciddileşirken; yani bir yandan müzakere, bir yandan mücadele anlayışını HDK ortaya koyduğunda; başkanlık rejimine onay vermeyeceğini açıkça ortaya koyduğunda; barajı aşma olasılığı gittikçe yükseldiğinde AKP çevrelerinden sözünü ettiğimiz, rahatsızlıklar dile getirilmeye başlandı. Aslında bizim başlattığımız kampanyaya en son tepkiyi Melih Gökçek verdi. Hatırlarsanız Gökçek, Twitter’dan yaptığı açıklamada, bizim kampanyamızı kastederek “Sanatçılar, aydınların desteğiyle yine bir darbe peşindeler, bu apaçık paralelcilerin dışarıdan düğmeye bastığı bir darbedir” sözünü kullandı. HDP’nin klasik geleneksel oy veren sınırlarını aşan popüler kampanyadan çok rahatsız olmuş görünüyorlar. Dediğim gibi Vatan Partisi, Melih Gökçek gibi AKP’liler, büyük bir rahatsızlık içerisindeler. Çünkü biz HDP’nin gerçekten %9’lara yaklaştırdığı düşünülen oyunu %10’a çıkartacak ek bir kuvvet getirme iddiasındayız. Türkiye toplumunun aydınları , sanatçıları, yazarları, gençleri, kadınları, bu kampanyaya büyük bir destek verdiler ve bildiğiniz gibi dalga dalga yayılıyor. Dolayısıyla bu büyük bir korku yaratmış görünüyor. Hem yüzde 10 barajını aşmaya yaklaştığımız için hem de HDP müzakere karşılığında AKP’nin bütün isteklerini yerine getirmeyeceğini apaçık ortaya koyduğu için. Bu kaygı güçlenmiş görünüyor.

AKP iktidar olduğu dönem boyunca birçok seçim gerçekleşti. Bu seçimlerde böyle bir dayanışmanın tek önemli sebebi baraj mı sizce?

Hayır. Bu seçimi özel kılan şey şu: şimdi Türkiye’de iktidarların koalisyonla yer değiştirmesi. Bir koalisyonun başka bir koalisyon kombinasyonuna yerini bıraktığı bir süreç olurdu. “İktidarların değişmezliği gelir” anlayışı yoktu. Ancak AKP’nin birinci, ikinci veüçüncü seçimi oyunu artırarak alması ve giderek bu oy artışından hareketle bir çoğulcu demokrasi yerine bir çoğunluk tahakkümü ortaya koymasıyla toplumda büyük bir kaygıya neden oldu. Şimdi bütün bunları bir başkanlık rejimiyle taçlandırmak istiyor. Bu nedenle bu seçimlerde Tayyip Erdoğan’da başkanlık rejimini takdim edecek olan bir parlamentonun oluşup oluşmayacağını konuşuyoruz. Yani bir tek adam rolüne geçip geçmeyeceğini konuşuyoruz. Bu kolayca geri dönüşü olmayan nokta sistem açısından. Bu yüzden bu seçim çok daha kritik. Bu kritik seçimin de kritik momenti HDP’nin barajı geçerek parlamentoya girmesinden geçiyor. Diğer olanaklar AKP’yi geriletmek ve başkanlık rejiminin gelmesini engelleyecek biçimde yeterli olacak gibi görünüyorlar. Tabii bu tek başına sorunu çözmeyecek. Bunun hepimiz farkındayız. AKP’nin bir parça geriletilmesi ile başkanlık rejiminin ve şu an fiili uygulanan yarı başkanlık rejiminin önümüzdeki 7 yıl içerisinde hafif geriletilmiş AKP’nin ve Erdoğan’ın yine başımızda olacağını kestirebiliriz. Bu da karşımızda büyük bir problem olarak duruyor. Ancak Türkiye’deki toplumsal muhalefetin, AKP’nin geriletildiğini görmesi ve AKP’ye taksim edilmiş eylemlerin, mesela merkez sağ unsurların da oradan kopuşun hızlanması geriyor. Çünkü büyük bir koalisyon yönetiyor AKP. Bu koalisyonu iktisadi bir hukukla idare ediyor. Bunun bir yerden çözülmesi lazım. Bunu da parlamentodaki gerilemeyle çözebileceğiz.

HDP’nin seçim politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncelikle kendi adıma şöyle değerlendiriyorum: Bu geleneği doksanların başından itibaren izlediği diğer seçimlerle kıyasladığımızda son 4-5 yıla baktığımızda giderek sola yaklaştığını, daha sosyal kararlar alan bir sol yaklaşım gerçekleştirdiğini düşünüyorum. Sol kavramını da sadece iktisadi planda değil, yani sosyal bölüşüm politikaları yanında değil; kadın özgürlüğü, ekoloji gibi hepsini içinde barındıracak şey olarak düşünüyorum. Bu noktada daha sola giden bir çizgi olarak görüyorum. Ama aynı zamanda bunun bir sınırda durduğunu da görüyorum. Yani bu sınır iktisadi planda bir İskandinav türü sol sosyalist çizgisini aşabilmiş değil. Zaten cumhurbaşkanlığı seçimlerine de bakıldığında radikal demokratik bir siyasal program görülüyor. Aslında HDP’nin uluslararası eklendiği partilere de bakarsanız, sosyalist enternasyonallerle yani sosyal demokrat partilerle ve Avrupa sol partileriyle irtibatlı halde uluslararası siyasal bir yer tayin ediyor kendisine. Şimdi ben ve bu kampanyadaki pek çok insan HDP’yi daha sola giden politikaları nedeniyle destekliyoruz. Ancak bazı konularda daha fazla adım atması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle daha fazla kamucu bir politika izleyebileceğini düşünüyoruz, birincisi bu. İkincisi sekülerite konusunu genel bir özverilik içinde ele alıyor ve yeterince laiklik vurgusuna sahip olduğunu düşünmüyoruz.

HDP’nin seçim barajını geçmesi sol siyaseti ne derecede etkiler?

Aslında farklı kulvarlarda bulunan farklı siyasi öznelerden bahsediyoruz. Ama her ikisinde de kendini gösteren sollaşma Türkiye toplumunun Gezi ile farkettiği bir sola ihtiyaç patlaması olarak duruyor. Bu patlama sadece bir yansıma dolayısıyla seçimlerden sonra da HDP’nin bu sol eğilimini yürütebileceğini düşünüyorum. Barajı aşmış bir HDP Syriza’ya daha yaklaşmış bir HDP’dir.

Peki bu barajın aşılması sol siyaset yürüten partileri nasıl etkileyecek?        

Solu asıl etkileyecek toplumsal hareketler içinde ne kadar kök saldıkları veya salmaya niyetli olduklarıyla ilişkilidir. Yoksa parlementoda olanla olmayan arasında çok büyük bir farklılık olmayacaktır. Sosyalist partilerin kendi özgün ve bağımsız çizgilerini kaybetmemeleri çok önemli. HDP içinde siyaset yürüten sosyalist sol partiler, HDP içine güçlü sol damar taşımaları anlamında, işçi sınıfının taleplerini, kamuculuğu, laikliği taşımaları anlamında önemli bir bilinçlilik dönemine girdiler. Genel olarak toplumda büyüyen şey sol fikir ve HDP’nin genel varlığı.

Tekrar dayanışmaya dönersek nasıl bir program yapıldı?

Toplumun bilinç düzeyini AKP’yi devirmesi için oy vermeye çağırdık. Ama bu çağrı henüz çağrıcıları çağırdığımız bir durum oldu. Bu şu demek; artık toplumda yazarlar, aydınlar, siyasetçiler, gençler,kadınlar bunların Türkiye’nin çeşitli il ve ilçelerde ve seçmenlerin bulunduğu ülkelerde seçim büroları kurmaları, çeşitli sektörel ve genel toplantılar yapmalarını örgütlemeye çalışacağız. Yani mesela Berlin’de bir yurttaş buluşması,İstanbul Ümraniye’de bir yurttaş buluşması, Ankara’da bir şair buluşması, İzmir’de bir ressam buluşması gibi toplumun farklı kesimlerine seslenebilecek ve bu şekilde anlaşmış olduğumuz AKP hükümeti karşısında HDP’ye oy verme çağrısını bu kanallarla yaygınlaştırmaya gayret edeceğiz. Bu arada biz HDP’nin ortaya koyduğu seçim çalışmasını desteklemenin yanında topluma bugüne dek verdiğimiz diğer mesajlarımızla yani toplumsal muhalefetin sokaklarda bugüne kadar dillendirdiği talepleri de buralarda dillendirmeye çalışacağız.Bu şekilde bir kampanya öngörüyoruz. Bunun da toplumda çok büyük bir yankı bulduğunu görüyoruz. Ve şunun da altını çizmek isterim; özellikle sanki Türkiye solunu Birleşik Haziran Hareketi tek başına temsil ediyormuş gibi, Birleşik Haziran Hareketi seçimlerde HDP’yle dayanışma kararı aldığı için Türkiye solunu bir bütün olarak mahkum eden anlayışlar oldu. HDP’ye çok mesafeli bir Türkiye solu profili çizmeye çalışan insanlar oldu. Biz aslında arası açılan bu iki hareketin bağlarını güçlendiren ama bağımsızlığını koruyan önemli bir adım atmış olduk. HDP’ye dahil değiliz ama HDP’nin barajı geçmesinin politik anlamını biliyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz dedik ve bağımsız bir Türkiye solu kanalı olduğumuzu da orataya koymuş olduk. Bunun bulmuş olduğu karşılık da aslında Türkiye Solu’nun ne tür bir birlikteliğe ihtiyacı olduğununun en güzel göstergesi oldu.

İnsanlar da etkin bağımsız, seçimleri de destekleyen bir Türkiye solu görmek istiyorlar.

(Yarın)

Yorumlar