porno izle
analiz

“Bir kişinin toplumu adaletsizlik yapmadan tek başına yönetmesi olanak dışıdır. Bu nedenle de yasalara (Nomoi) gereksinim vardır.” Platon söylüyor, 2500 yıl önce.

Platon bu iddiasını ortada bırakmaz, bu yasaları kimin saptayacağını da sorgular. Platon’un kuramına göre yasa koyucu akıl aracılığı ile toplumun ihtiyaçlarına uygun bir kurallar bütünü ortaya koyabilir, koymalıdır; yasalar belli bir sınıfın değil tüm toplumun mutluluğu ile ilgilenecekse, filozoflar yoksul bir yaşam sürmeye zorlanarak devleti yönetmelidir. Kısacası Platon’un kurduğu hayal, Sinoplu Diyojen gibi fıçıda yaşayan bilge filozofların dünyayı yönetmesidir.

Akıllı adamdır Platon, içinde yaşadığı toplumun nasıl örgütlenmiş olduğunu, adaletin ne mene bir kurmaca olduğunu görür. Yasalar adlı 12 kitaptan oluşan eserinde Kleinas ile Atinalı tartışır:

ATINALI: Yani, “adalet güçlünün işine gelendir.”

KLEINIAS: Daha açık konuş.

ATİNALI: Aslında şöyle: yasaları devlette her zaman güçlü olan koyar diyorlar. Doğru mu?

KLEINIAS: Doğru.

ATINALI: Ve dendiği gibi, yönetimi ele geçiren bir halkın ya da başka bir yönetim biçiminin, hatta bir tiranın her şeyden önce yönetimini sürdürmek için kendisine yararlı olandan başka bir yasa çıkarmak isteyeceğini mi sanıyorsun?

KLEINIAS: Elbette ki hayır.

ATINALI: O halde, yasaları çıkaran, bunları çiğneyeni suç işledi diye cezalandıracak ve bunun adalet olduğunu söyleyecektir, değil mi?

KLEINIAS: Öyle görünüyor.

Platon, iktidar aygıtıyla adalet arasındaki ilişkinin şifrelerini çok net olarak gözümüze sokmaktadır.

On sekizinci yüzyılda cinayet

Bursa’da 18. yüzyılda işlenen bir cinayet vakasını dönemin belgelerine dayanarak inceleyen Osmanlı Tarihçisi Suraiya Faroqhi, Osmanlı Devleti’nin, yol kesicilik söz konusu olmadığı sürece cinayet vakaları ile oldukça az ilgilendiğini iddia ediyor.

“İslam hukukuna göre sadece yollarda meydana gelen soygun ve adam öldürmeler doğrudan doğruya hükümdarın ilgi alanına girerken “sıradan” cinayetler akrabalar tarafından takip ediliyordu. Akrabalar kısas veya diyet talep edebilirlerdi.”

Faroqhi’nin anlatımına göre Bursa’nın şöhreti pek de parlak olmayan Şehreküstü mahallesi sakinlerinden Tuti adlı bir kadın evinde öldürülmüş olarak bulunmuştur. Ancak akrabalarının iddiasına göre ceset, Şehreküstü mahallesinin diğer birkaç mahalleyle sınır olduğu bir bölgede bulunmuş ve oradan evine getirilmişti.  Tuti “kötü” tanınan bir kadındı ve “erazil ve eşkıya”yı evine kabul ediyor, içkili toplantılarda ağırlıyordu. Katilin kim olduğunun bilinmeyişi bir tarafa cesedin bulunduğu iddia edilen yer hukuki anlamda önem taşıyordu.  Çünkü dönemin hukuk kurallarına göre “ölü bir beden bir Osmanlı sokağında bulunur ve katil ortaya çıkarılamazsa, cesedin yattığı yerdeki mahalle sakinleri hayatta kalana diyet ödemeye mecburdular.” Hatta ödenen kan parasına (diyet) Osmanlı Devleti öşr-i diyet olarak tabir edilen bir vergi koymuştu.

Faroqhi’nin incelemelerine göre cinayeti işleyenleri bulmak için pek fazla girişimde bulunulmamıştır. Oysa aynı dönem belgeleri öldürülenin “hatırlı” bir kişi olması durumunda katillerin bulunması konusunda daha ciddi çabalar gösterildiğine işaret ediyor. Bu vakada kurbanın varislerini ilgilendiren konu paradır; cesedin bulunduğu yerin çevresindeki mahallelileri baskı altına alarak İslam hukukuna uygun olarak diyet almaya çalışmışlar, mahalle sakinleri de diyet ödememek için hukuki girişimlerde bulunmuşlardır. Bu olayda katilin bulunması ile adalet arasında ilişki kurulmamış, kurmaya gerek de duyulmamış olduğu anlaşılıyor. Adalet; devlet için diyet vergisi, mahalle sakinleri ve Tuti’nin yakınları için ise diyet parasıydı. Davanın nasıl sonuçlandığına dair elimizde belge bulunmuyor ama olasıdır ki kendilerine diyet ödenmesini isteyen Şehreküstü mahallesinin şehre küskün sakinlerinin adalet arayışları sonuç vermemiştir.

Sümer kralı Ur-Nammu

Bildiğimiz en eski yazılı yasalar MÖ 2100 dolaylarına tarihlenen Sümer Kralı Ur-Nammu’ya aittir. Ur-Nammu yasalarının yedincisi zina yapan kadının öldürülmesine hükmeder. Hakkındaki zina suçlamasına ait kanıt bulunmadığı hallerde kadın nehre atılır, ölürse suçlu, kurtulursa masumdur. Günümüzden 4000 yıl önce yaşayan bir Sümerli kadın için adalet arayışının anlamı, atıldığı nehirden sağ olarak çıkabilmektir. Nehrin kıyısında infazı izleyenler için kadının ölümü de yaşaması da adaletin tecellisi anlamına gelir.

Aisopos Masalları ve adalet

Masal bu ya, dişi bir kartalla dişi bir tilki arkadaş olmuşlar. Birbirlerine yakın olmak için beraber oturmaya karar vermişler. Bir ulu ağacın tepesine kartal, ağacın dibindeki çalılıklara da tilki yerleşmiş. İkisi de yavrulamış. Bir gün tilki ava çıktığında kartal tilkinin eniklerini yakalayıp yuvasına taşımış. Yavrularıyla beraber yemişler yavru tilkileri. Tilki dönünce anlamış durumu, anlamış ama ne yapabilir, ulu bir ağacın tepesinde oturur durur kartal. Gözü yaşlı anne tilki adalet isteğiyle yanıyormuş. Sonunda da isteği yerine gelmiş. Tanrılara adanıp ateşte pişirilen bir et parçasını çalmış kartal; nedir, etten sıçrayan bir kor parçası parlamış bir anda. Alevler sarmış kartalın yuvasını. Henüz uçamayan kartal yavruları doğru tilkinin önüne düşmüş. Anne tilki, kartalın yavrularını yiyerek adaletin yerine gelmiş olduğunu düşünüyormuş. Adaletin intikam almaktan ibaret olduğunu düşünen ve zalime gücü yetmeyen toplumların kaderidir, aynı tilki gibi ilahi adaletin tecellisini beklerler.

Ölüm pornocuları adalet peşinde

İnsan toplulukları bir arada yaşayabilmenin kurallarını hukuk sistemi adını verdikleri toplum sözleşmeleri ile ortaya koyarlar. 21. Yüzyılda insan uygarlıklarının geldiği nokta göz önüne alınırsa bu toplum sözleşmelerinin asgari bazı şartları sağlaması beklenir. Yani seçme ve seçilme hakkı, yargının bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, yargı karşısında eşitlik, ifade ve örgütlenme özgürlüğü, bireylerin bedensel ve psikolojik bütünlüğünün sağlanması, gelir düzeyleri farklı bile olsa bireylerin kendini var etme ve geliştirme hakkı, örgütlenme ve kurumlaşmayı da içeren azınlık hakları net olarak tanımlanmış olmalıdır. Bu koşulların sağlanmadığı totaliter toplumlarda adalet arayışı, var olan hukuki sistemin onaylanması anlamı taşıyacaktır. Biraz açık sözlü olmak gerekirse, totaliter rejimlerde adalet talebinin ardında, Bursa’da 18. yüzyılda öldürülen Tuti’nin yakınlarının “diyet hesaplarına” benzer bir arka planın çalıştığı göz önünde bulundurulmalıdır. 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi insanları eşit sayar ama Kızılderili ve zencileri insan olarak saymaz. Bu şartlar altında “Kızılderililer ve zenciler için adalet istiyoruz” diyenlerin samimiyetlerinden kuşku duyulmalıdır. Daha önemlisi, zenci ve Kızılderilileri kullanarak nasıl bir çıkarın peşinde koştukları sorgulanmalıdır.

Günümüzde ülkemiz toplumunun önemli bir kesiminin adaletin tecellisi için beklentisi, 4000 yıl önce nehre atılan kadının akıbetini izleyen ölüm pornocuları ile aynıdır. Sümer Kralı Ur Nammu’nun kendi iktidarını sağlamlaştıran yasalarını sorgulamak ve değiştirmek yerine, adaleti kadının nehirle olan mücadelesinde gören siyasal duruşun 4000 yıldır insanlığa zerre kadar yararı olmamıştır. Değiştirelim, değişelim o zaman.

 

Kaynaklar

1-     Hannah Arendt, Sivil İtaatsizlik, Ayrıntı Yayınları, 1997, İstanbul.

2-      Noemi Levy- Alexandre Toumarkine, Osmanlı’da Asayiş, Suç ve Ceza, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2007.

3-     Doğan Alpaslan Demir, Mülkün İktidarında Vuslat, Mukavemet Dergi, Sayı: 6, Ağustos 2017.

4-     Aisopos Masalları, Çeviren Nurullah Ataç, Yapı Kredi Yayınları, 2010.

5-     Platon, Yasalar, Kabalcı Yayınevi, 2007.

 

Yorumlar