porno izle
GÜNDEM

2015’te P5+1 ülkeleriyle (*) İran arasında yapılan “nükleer anlaşma” kapsamında kaldırılan, tüm “İran yaptırımları”  bugün ABD tarafından yeniden yürürlüğe sokuldu.

“İkinci dalga yaptırımlar” adı verilen yaptırımlar İran’ın, sözcüğün gerçek anlamıyla “boğazını sıkmak” anlamına geliyor. Çünkü bu yaptırımlar İran’ın, enerji başta olmak üzere bankacılık, liman işletmeciliği, nakliye, gemi inşa sektörlerini de hedef alıyor. Ki, bunun pratikteki anlamı, İran’n başlıca ticari ve sanayisini yıkıma götürecek bir ekonomik kuşatma olmasıdır.

‘YAPTIRIMLARA KARŞI OLMAK’ LAFTA MI KALIYOR?

İran’a yönelik bu kuşatma, İran rejimini ABD’ye boyun eğdirme, hatta yıkma amaçlıdır. Ne var ki bu kuşatma sadece İran’ı da ilgilendirmiyor. Çünkü yaptırımlar ABD yönetimi tarafından getirilse de ABD, tüm ülkelerin bu yaptırımlara uymasını istiyor. Nitekim ABD bu yaptırımlara uymayan ülkeler ve İran’la, İran firmalarıyla iş yapan firmaların da “cezalandırılacağını” açıkça ilan ediliyor.

Bu yüzdendir ki, P5+1 ülkelerinden Almanya, İngiltere ve Fransa ortak bir açıklamayla İran’la ticaret yapan “Avrupalı firmaların haklarını koruyacağını”, dolayısıyla “ABD yaptırımlarına uymayacaklarını”açıkladılar.

 

Çin, Hindistan, Türkiye ve Rusya da ABD yaptırımlarına karşı olduklarını ve yaptırımlara uymayacaklarını açıklıyorlar.

Ancak öte yandan bu yaptırımlara karşı olan ülkelerin ve firmaların daha bu “ikinci dalga yaptırımlar”devreye girmeden, yaptırımlara uymak için önlemler almaya başladıkları dikkate alındığında,  AB ve İngiltere’nin “yaptırımlara uymayacağız” demelerinin ne kadar geçerli olacağı tartışmalıdır. Nitekim İran da AB’ye, “Lafı bırakın uygulamaya geçin” diyerek, yaptırımlara karşı pratikte tavır alınmasını istedi.

SİSTEMİ YENİDEN YAPILANDIRMA AMACI

Yaptırımlar, Trump’ın tweetlerindeki üslup ve kullandığı semboller üstünden magazinleştirilerek, bütün bu gelişmeler “Trump’ın takıntıları” gibi gösterilse de gerçekte “nükleer anlaşma”dan çekilme ve “yaptırımlar” etrafındaki girişimlerin, “ABD’nin dünya emperyalist kapitalist sistemi yeniden yapılandırmasıyla bağlantılı olduğu” apaçıktır.

İran’a yönelik yaptırımlar etrafındaki gelişmeler, Trump yönetiminin NAFTA, Trans Pasifik ve Trans Atlantik ticaret anlaşmalarından çekilmesi Çin ve Rusya ile ekonomik yaptırımları da kullanarak ciddi bir mücadeleye girişmesi, ABD’nin “ticaret savaşları” etrafında sistemi yeniden yapılandırma stratejisinden ayrı düşünülmez. Bu yüzdendir ki, İran’a yönelik yaptırımları sadece İran’ı değil İran’la önemli ticaret yapan başta AB ülkeleri olmak üzere diğer ülkelere de yöneliktir.

 

Çünkü son yıllarda Ortadoğu’daki gelişmeler ve güç dengelerinin geldiği aşamaya bakıldığında, İran’a yönelik yaptırımların bölgede yeni güç dengeleri oluşturmayı amaçladığı da tartışılmazdır.

‘YAPTIRIMLAR’LA ABD NEYİ AMAÇLIYOR?

Bugünden bakıldığında; İran’ı hedefe koyan yaptırımların sadece ekonomik değil siyasi ve askeri sonuçlar almak üzere de devreye sokuluğu görülmektedir.

Bu kapsamda yaptırımlarla, ABD’nin neleri amaçladığını şöyle sıralayabiliriz:

1-) İran’ın Irak, Suriye, Lübnan, Körfez ülkeleri ve Yemen’deki etkinliğine son verilerek, İran’ın bırakacağı boşluğun ABD ve müttefikleri tarafından doldurulması,

 

2-) Çin (ve Rusya’nın) İran’daki etki alanındaki ekonomik girişimlerinin önünün kesilmesi,

3-) Rusya’nın İran üstünden Irak, Suriye, Körfez ülkleri ve Yemen’de hegemonik güç olmasının önünü keserek Kafkasların kuzeyine atılması,

4-) AB’nin ABD şemsiyesi altında ekonomik, siyasi, askeri,… olarak yeniden mevzilendirilmesi,

5-) İsrail-Mısır-Suudi Arabistan merkezli “Arap NATO’suyla” desteklenerek, İran’ın ve elbette Rusya’nın güneye inmesinin önlenmesi,

6-) Türkiye’nin İran’la rekabetinin kışkırtılarak Türkiye’nin yeniden ABD’nin “sadık müttefeki” haline getirilmesi,

7-) ABD’nin bölgede Kürt sorununun çözümünün etkin gücü olmasının ötesinde en güçlü odak olduğunun gösterilmesi amaçlanmaktadır.

TÜRKİYE’NİN YAPTIRIMLAR KARŞISINDA TUTUMU

Bir ay kadar önce olsa, “İran’a yönelik yaptırımlara en radikal karşı çıkan ülke Türkiye’dir” dense yanlış olmazdı. Ne var ki, (Brunson’un serbest bırakılacağının anlaşılmasından beri)  Trump ve Erdoğan arasındaki yüksek volümlü kavga sırasında iki taraf da, özellikle de Türkiye, ABD ile uzlaşmanın kendisi için “hayati olduğunu” fark etmiştir. Nitekim İran’a yönelik yaptırımların devreye girmesinden iki gün önce;  Erdoğan; Trump’ın Halkbank davasına müdahil olarak Türkiye’ye ceza verilmesini önlemek üzere harekete geçtiğini açıklayarak,  Ticaret Bakanı; “Türkiye yaptırımlardan muaf sekiz ülkenin içinde olduğunu haber aldık” deme yanında “İran’la geçen yıl 9 milyar dolar olan ticaretimizi bu yıl 7 milyar dolara indirdik” diyerek, yaptırımları bozmayan bir çizgiye çekildiklerini açıklayarak, yaptırımlara karşı ortamı yumuşatmayı amaçlamışlardır.

Burada belirtelim ki, “yaptırımlardan muaf olmak” demek, yaptırımlardan etkilenmeyeceği anlamına gelmediği gibi, “yaptırımlardan muafiyetin” de anlamı “tam muafiyet” değildir. Bu sınırların neler olduğunu önüzdeki günlerde göreceğiz. 

 

Ama şimdiden şunu söylebiliriz ki, ABD hangi sınırları çizerse Türkiye bu sınırın içinde kalacak bir kıvama gelmiş görünmektedir.

(*) ABD, Rusya, İngiltere, Fransa, Çin ve Almanya.

Yorumlar