porno izle
analiz

7 Haziran seçimleri Gezi ve Kobane sonrası, Türkiye için kritik önemdeydi. Türkiye bir karanlığa sürükleniyordu, hiç tereddüt etmeden, devrimci siyasetin eylemli tercihler bütünü olduğunu bilerek, seçimler vesilesiyle yalın bir çerçeve önermiştik:

“…Haziran 2015 seçimleri, Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun tarihsel bir dönemeçten geçtiği koşullarda gerçekleşiyor. Haziran seçimleri sonucunda teşekkül edecek yeni TBMM’nin bileşimi ve kurulacak yeni hükümet, Türkiye’nin yakın ve orta vadede geleceğinin şekillendirilmesinde gerekli olan siyasal ve yasal düzenlemelerin kaynağı olacak. Bu anlamıyla Türkiye’ye dair iddia sahibi olduğunu iddia eden bütün siyasal toplumsal güçler açısından seçimler hala önemli bir siyasal mecra olarak önümüzde durmaktadır.

Haziran seçimleri AKP açısından ise, daha özel bir önem kazanmıştır. Haziran seçimleri AKP ve Erdoğan açısından bir yanıyla bir “referandum” özelliği taşırken, diğer yandan ise, uzun bir süredir işletmeye çalıştığı, kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sistem yerine, baskı ve devlet terörü yasaları ile tahkim edilmiş “fiili başkanlık sisteminin” yasal dayanaklarının da sağlanacağı bir parlamento çoğunluğu elde etmeyi murat etmektedir.

Ezilenlerin, yoksulların, emekçiler ve dışlananların kurtuluşunun sandık vasıtasıyla gerçekleşemeyeceği ne kadar açıksa, bugün bütün bir topluma azgınca saldıran AKP iktidarının, etkili bir sokak siyasetinin de desteğiyle sandıkta da geriletilmesinin önemi de o kadar açıktır….”

Ülkenin içinde bulunduğu koşullarda sokak siyaseti kadar seçimler de çok önemliydi ve solun yanıtlamaktan kaçamayacağı bir soruya açık, yalın ve bütünlüklü bir yanıt verilmesi zorunluydu. Halkların Demokratik Partisi’nin seçim barajını aşamaması ihtimalinin nasıl sonuçlar doğuracağı görünüyordu ve son dakikaya sıkıştırılmayan bir seçim siyasetinin inşası parlamento dışı solun ne yazık ki ana öbeklerinin dillerinin lal olduğu bir anda çok kısıtlı olanaklarla hareket etmeye çalışan insiyatiflerin omuzlarına yığılmıştı…

Recep Tayyip Erdoğan’ın artık şefçi özellikler taşıyan neoliberal/dinci parti devlet inşasına karşı direniş siyasetinin kritik bir uğrağında ne mutlu ki kitleler ortalamacı solun “müesses nizamından”, seçimlerin önemsiz olduğu vaazından, birşey değişmeyeceği öngörüsüzlüğünden çok daha akıl, feraset ve politik cesaret sahibi çıktılar…

Sonuçta seçim sonuçları var olan afaki iddiaları boşa düşürdü. HDP barajı aştı ve milletin şefi ümmetin lideri olma hayallerinin meşruiyet dayanakları büyük gümbürtüyle çöktü. Eğer bugün Erdoğan muhtarlarla değil de, Bakanlarla milletvekilleriyle yasal düzenleme yapma yetkisi ile birlikte toplantı yapamıyorsa bu HDP’nin barajı geçmiş olması yüzündendir.

Ve ne mutlu ki bu başarıda büyük küçük katkısı olanlara.

Evet doğrudur, 7 Haziran seçimlerinden sonra bunca gelişme ortadayken; hiçbir şeyin değişmediğini söylemek, ülkede yaşananlara gözünü kulağını kapatmak değilse nedir?

7 Haziran seçimleri sonuçlarına esas yanıtı otuz üç pırıl pırıl gencimizin barbar çeteciler eli ile katledilmesi sonrasında 24 Temmuz tarihinde başlattığı savaş siyaseti ile veren ve gerek sınırların içinde gerekse ötesinde Ortadoğu siyaseti tümü ile iflas eden saray hizbinin gözü dönmüşlüğünün nasıl yanıtlanacağı sorusu ancak devrimci bir ciddiyetle ele alınabilir…

Öte yandan, 1 Kasım seçimleri eğik düzlemindeki vurgularımızın 7 Haziran öncesinden kimi farklılıkları olması gerektiği de apaçıktır..

Saray/AKP 7 Haziran’da kapısını ardına kadar aralayamadığı “yeni Türkiye” iddiasını yenileyebilmek için dört ay içerisinde bir müstafi hükümet eli ile koşar (ve uygun) adım seçimlere gitti.

Amaç açıktır; savaş, kadın kırımı, yağma, sosyal cinayet, kentsel ve ekolojik yıkım, baskı anlamına gelen “yeni Türkiye” için gerekli olan olanakların korunması ve ötesi arttırılmasıdır.

2 Kasım sabahına ya Saray/AKP’nin savaş ve sömürü politikalarına karşı elimiz zayıflayarak ya da bir direniş ve değişim mücadelesini güçlendirerek uyanacağız.

Bu nedenle, tıpkı Haziran seçimlerinde olduğu gibi 1 Kasım seçimlerinde de Saray/AKP’nin durdurulması/geriletilmesi için somut tutum alacak ancak bu sefer bir adım daha ileri atarak bir barış, kardeşlik ve sosyal adalet siyasetine kapı aralamanın artık ertelenemez bir görev haline geldiğine işaret edeceğiz.

Doğrudur, 1 Kasım’da HDP ile çok yönlü bir dayanışma içerisinde olmak Saray/AKP rejimine karşı yine tayin edici bir önem taşımaktadır.

Ancak, şeytan ayrıntıda gizlidir ve Saray kalemşorlarının iki yüz yetmiş altı milletvekili için eksik kalan on sekiz miletvekilini kağıt kalem hesap yapmasını önemseyerek, HDP’nin artık bir baraj sorunu bulunmadığını da umut ederek kimi seçim bölgelerindeki (başta Erzincan, Sivas, Aydın ve Ordu olmak üzere) istisnai tutumlara da işaret etmekten çekinmemeliyiz.

Seçime daha bir ay gibi uzun bir süre olduğu ve Saray/AKP’nin bu süre içindeki türlü çeşitli hamleler ile iki yüz yetmiş altı milletvekili için elinden ne geliyorsa ardına koymayacaktır. Bu hedefe ulaşılmasının 7 Haziran’dan 1 Kasıma kadar aradan geçen dört aylık süre içinde çok daha zorlaştığı ise kuşkusuzdur.

Saray/AKP diktatörlüğüne karşı demokrasi, savaşa karşı barış, sömürüye karşı sosyal adalet mücadelesinin her düzeyde ve çok yönlü olarak yükseltilmesi gereklidir.

Bu yüzden bir kez daha tereddütsüz biçimde HDP ile çokyönlü olarak dayanışılmalıdır.

Tam da burada meselenin sadece HDP ile dayanışmaktan ibaret olmadığının, Saray/AKP diktatörlüğüne karşı mücadelenin yeni bir toplumsal ve siyasal yeniden kuruluş mücadelesi olarak ele alınması gerektiğinin altını tekrar tekrar çizmeliyiz.

Saray/AKP diktatörlüğüne karşı, savaş, kadın kırımı, yağma, sosyal cinayet, kentsel ve ekolojik yıkım, baskı anlamına gelen “yeni Türkiye” iddiasına karşı emeği ile geçinen yurttaşların aşağıdan yükselteceği devrimci bir mücadele ile çıkılması gerektiğini bıkmadan usanmadan haykırmalıyız.

Devrimci siyaset bir hamaset değil, bugün Türkiye’nin kazanılması için cesaretle inisiyatif almak demektir.

Yorumlar