porno izle
analiz

1-13 yıllık AKP iktidarının önümüzdeki süreçte nasıl bir siyasal toplumsal süreç öngördüğünü düşünüyorsunuz? Yeni Türkiye’yi nasıl tarif ediyorsunuz?

“Yeni Türkiye”nin niteliğine dair – dini kurum ve kuralların toplumsal dokuya derinlemesine nüfuz etmesinden, siyasal ve toplumsal alandaki baskıcılığa ve ekonomide azgın piyasacı uygulamaların yeni örneklerine varıncaya kadar –  söylenen ve söylenebilecek çok şey var. Ancak, bir yanda iç güvenlik yasası’nın içeriği ve halen gündemde olan çıkarılma biçimi ile hep kanlı senaryolara çıkan bölgesel siyaset hevesleri;  diğer yanda, eğitim başta olmak üzere her alandaki hızla dinselleşme süreci ile kadınların yaşam biçimlerine dönük müdahalelerden yaşamlarına dönük kırıma doğru ilerleyen kapanmacı/cinsiyetçi politikalar ve beri yanda da motorize özelleştirme birlikleri ile iş cinayetleri ortada iken, “Yeni Türkiye”den toplum, siyaset ve ekonomi manzaralarını uzun uzun anlatmaya gerek yok herhalde. Gördüğünüz gibi sadece dört manzaraya temas ederken bile bir hayli uzun bir cümle kurmak zorunda kaldım!

Yakın geleceğe baktığımızda, bugüne kadar bir anlamda “kademeli” giden bu dönüşümün, önümüzdeki süreçte, 2015 Haziran seçimleri ve sonrasında 2023’e uzanan kesitte, “sıçramalı”  bir şekilde yol alabileceğine dair işaretler de – çok güçlü bir biçimde – var. Başkanlık tartışmasının seçimle birlikte “bağlanması” ve peşinden, neden olmasın, “halifelik”le vb. pekiştirilebilecek bir “Yeni Türkiye” kurgusu bu. Bu kurgu dışında kalanlar, ona muhalif olanlar için de tam bir kâbus.

Bugün sol muhalif kesimde farklı kesim ve kişiler, bu gidişatı “rejim değişikliği”, “yeni rejim inşası”, “karşı devrim”, “islamo-faşizm”, “felaketin eşiği”, “AKP diktatörlüğü” vb. olarak adlandırırken aslında hep aynı gerçeğe işaret ediyorlar. Peki bu saptamaların gereğini ne kadar yapıyorlar, yapabiliyorlar? Güncel olgularıyla birlikte nesnel duruma işaret etmekte sorun yok da, öznel olarak müdahale edebilmenin ortak yolunu ve yordamını geliştirmekte boşluklar var gibi.

2-AKP iktidarının geriletilmesi ve durdurulmasının yolunun nereden geçtiğini düşünüyorsunuz?

İşte bu da yukarıdaki ortak yahut benzer saptamayı yapabilenlerin, geniş halk kesimlerine somut çözümler gösterebilen ortak yolu inşa etmelerine bağlı. Birleşik Haziran Hareketi bu anlamda, Gezi’nin yolundan yürümeye çalışan bir umut. Ama onun dışında belli kesimleriyle CHP’yi, HDP’yi, Halkevleri’ni, feminist örgütleri ve Gezi’nin tüm renklerini de işin içine katan, onun gerçek kapsayıcılığına ulaşan ve “Yeni Türkiye” kurgusuna/kâbusuna dur diyecek bir güç gerekiyor. “Sıçramalı” gidişin eli kulağındaysa, acilen de gerekiyor. Dolayısıyla söz konusu kesimleri bu dönemde birlikte hareket etmeye, seçimlerde ortak tavra çağıran girişimleri anlamlı buluyorum. Meseleyi gerçekten “bir şeylerin eşiğinde” görüyorsanız, bunun gereğini yapmanız lazım.

 3-AKP’nin hem sokakta hem de Haziran seçimlerinde sandıkta nasıl geriletilmesinin mümkün olduğunu düşünüyorsunuz?

Sandığı ve sokağı birbirinin karşısına koymadan, en yakın sandık “sınavı”na ve en yakın sokak eylemine birlikte yüklenen, toplumun önüne somut hedefler koyan bir yol oluşturulmalı. BHH sanırım bu konuda bu haftasonu netleşecek bir karar aşamasında. Farklı imzaları bir araya getiren çağrılar da birbiri ardına yayınlanıyor. Son bir, iki hafta içerisinde BHH içerisinde/yürütmesinde 5 ismin, içeriğine katıldığım ve çok değerli bulduğum bir metni yayınlandı. Yine BHH içerisinden Red Dergisi çevresinin bir önerisi oldu. Öncesinde “HDP-CHP-BHH Bloku, Türkiye’nin Syriza’sıdır” imza metni geniş bir kesime ulaştı, Halkevleri çevresi henüz yazılı bir metin ortaya koymasa da HDP’ye desteğini açıkladı. Daha programatik bir öneri çerçevesine “Umut, Direniş ve Değişim için Sokak ve Sandık Siyaseti” diyerek  ben de katıldım. Birkaç ay önce Erkin Özalp’in hazırladığı ve yine katıldığım “Vişnelik Sürecinin Katılımcılarına Öneri” metni de, halkçı adaylarla ”HAYDİ!” diyerek temel hedefleri ve işleyiş ilkelerini olabildiğince somutlaştırmaya çalışmıştı. Bunların ve diğer adımların/çağrıların, “ortak yol”un inşasına dair tüm kesimler nezdinde olumlu bir etki hatta “basınç” oluşturabilmesini diliyorum. Sıkışık bir dönemdeyiz, bu tür sıkıştırmalar da olağan! Sandıkta geriletmeyi de buradaki ortaklığımızla başarabiliriz.

4-AKP diktatörlüğüne karşı geniş bir “direniş koalisyonu” nasıl oluşturulabilir? CHP-Haziran-HDP ittifakının bu seçimlerdeki önemi nedir?

AKP’yi sokakta da sandıkta da nasıl geriletebiliriz, direniş koalisyonunu nasıl kurabiliriz/ geliştirebiliriz/ genişletebiliriz, yeni rejim inşasını nasıl önleyebiliriz vb. diye sorduktan sonra seçim ekseninde işin “aritmatiği”ne asılan bir yaklaşım, “birlik” ya da “ortak tavır”dan ziyade “itişme” üretiyor nedense. Elbette matematik bir kesinlik yok, toplum mühendisliği yapmıyoruz, “sadece sandık” demiyoruz vb. vb. Ancak HDP’nin barajı geçtiği tablo ile barajın altında kaldığı tablo arasındaki fark gün gibi ortada. Buna gözünü kapatmak mümkün mü? Yüzde 10 barajının heyula gibi dikildiği bir ortamdayız. Bu heyulayla baş edebilecek somut çözümler bulmalıyız. Reddetmek de mümkün tabii. 1970’lerin Fransa’sında Maocu militanlara destek verirken “Seçimler aptallar tuzağıdır” diyen Sartre’a ve sandığı peşinen reddeden diğer tüm çıkışlara da saygım ve hatta hayranlığım var ama Türkiye şu anda öylesine “romantik devrimci” bir döneminden geçmiyor. “Gerçekçi devrimci” tavra ihtiyacımız var. İttifak, gerçekçi ve devrimci olandır.

5-Haziran seçimleri sonrasında ortaya çıkacak Türkiye siyasi tablosunun ne tür bir şekil alacağını düşünüyorsunuz, olanaklar ve tehlikeleri değerlendirebilir misiniz?

Haziran seçimlerinde AKP’yi geriletebilmek, kuşkusuz çok önemli. Direniş hattına, moral, heyecan, güven ve umut aşılayacaktır. Aksi durumda da bir “çöküş” beklemiyorum ama tehlikeler büyük. Yeni Türkiye’den kimi iç karartıcı manzaraları tasvir etmeye çalıştım yukarıda. Manzaralar, örnekler çoğalacaktır. Topyekün bir saldırı ve sesini çıkaranlara karşı da yeni yasalarla tahkim edilmiş büyük bir baskı başlayacaktır. Tabii canımızı yakan yeni icraatlarla birlikte, “yeni rejim”in inşasında eli güçlenen AKP karşısında direnişe devam da edilecektir. Ama biz şimdi, Haziran sonrasına dönük felaket senaryoları ya da iyimserlik tablolarını bırakalım, bu dört aylık süreçte ve nihayetinde seçimde karşımızdaki aktörün “elinin güçlenmemesi” için yapmamız gerekenlere odaklanalım derim.

 

Yorumlar