porno izle
analiz

1 Mayıs’ta neden bizimle yürümediler?’ diye kimseye kızmaya hakkımız yok; etkileyebilmek için etkilenmeye de açık olmak gerekiyor.

Hak İş Başkanı Mahmut Arslan, 1 Mayıs’ı Ankara’da kutlayacaklarını açıklarken, “alanları özneye dönüştürürsek, bu 1 Mayıs’a haksızlık olur. Birlik, mücadele, dayanışma gününün bütün alanlarda kutlanabileceğini düşünüyoruz”, diyordu. “1 Mayıs’ın Taksim dışında kutlanması, 1 Mayıs’tan bir şey eksiltmez”.

Hak İş’in Memur Sen’i, Türk İş’in ise Kamu Sen’i yanına alarak Ankara ve Bursa’ya çekilmeleri, Taksim’i ıssızlaştırma operasyonunun bir parçasıydı ve boşa düştü. Hakikaten onların yokluğu Taksim’den bir şey eksiltmedi; alan doldu taştı. Bu “öngörüsüzlük”ün kendi bünyelerinde yaratacağı itibar kayıplarını da varsın sendika yöneticileri hesaplasın.

Gelelim; Taksim’in “yeni konukları”na.. Müslüman antikapitalistler, taraftarlar, sosyalist Ermeniler ve Çerkezler, cafe bar balışanları, Kürtler, Aleviler, feministler, sağlıkçılar, çevreciler, güvencesizler, ev işçileri, arkeologlar, maarif kolejliler vb. Meydanda yok yoktu. Bu gruplardan bazıları önceki yıllarda da vardı elbette. Fakat gençlerin ve kadınların sayısı gözle görünür biçimde artmıştı. Birlikte yürüdüğüm, biri emekçi biri de lise öğrencisi iki genç kadının katıldıkları ilk 1 Mayıs, hatta ilk kitlesel gösteriydi bu.

Karnaval Neşesi

TKP yöneticisi Aydemir Güler de kızmış, “meydanı karnavala çevirdiler”, diye yazmış. Onun gibi düşünen başkaları da var. Öyle ya.. Kürt kadınları o güzelim geleneksel kıyafetleriyle yine göz alıcıydılar. (BDP katılımı önceki yıllara göre daha güçlüydü.) Gençler halay çektiler; vurmalı çalgılar kortejlere eşlik etti. Feministler, “gelsin baba, gelsin koca, gelsin devlet, gelsin cop; inadına isyan, inadına özgürlük”, diye haykırdılar. Tiyatrocular ile taraftarlar yüzlerini boyamışlardı; pankartlar rengarenkti. Kısacası bir ses, renk ve talepler cümbüşü görüldü.

Bu “karnaval neşesi”nden rahatsız olanlara, karnaval geleneğinin tüm bir Ortaçağ boyunca varlığını koruduğunu, karnavala özgü dünya anlayışının –bilhassa baskıcı toplumlarda- pekala da özgürlükçü/politik bir içerik taşıyabileceğini hatırlatmak isterim:

“Karnaval, sahneye çıkılmaksızın ve icracılarla izleyiciler arasında bir ayrım yapılmaksızın gerçekleşen bir törendir. Karnavalda herkes etkin bir katılımcıdır, karnaval edimine herkes katılır. Karnaval izlenmez, hatta daha doğru bir dille icra bile edilmez; katılımcılar karnavalın içinde yaşarlar, karnavalın yasaları yürürlükte olduğu sürece bu yasalara göre yaşarlar; yani karnavalesk bir yaşam sürerler. Karnavalesk yaşam alışıldık seyrinden çıkmış bir yaşam olduğu için de bir ölçüde “ters yüz edilmiş bir yaşam”dır, “dünyanın tersine çevrilmiş tarafı”dır.

Sıradan, yani karnavalesk-olmayan yaşamın yapısı ve düzenini belirleyen yasalar, yasaklar ve kısıtlamalar, karnaval boyunca askıya alınır: askıya alınanların başında da, hiyerarşik yapı ve bu yapıyla bağlantılı tüm korkutup sindirme, hürmet, dindarlık ve adabımuaşeret biçimleri gelir –yani, sosyo-hiyerarşik eşitsizlikten veya insanlar arasındaki (yaş da dahil olmak üzere) herhangi bir eşitsizlik biçiminden kaynaklanan her şey.” (Mikhail Bakhtin, Karnavaldan Romana, Ayrıntı Yay., s. 238)

Vali Bizi Korkutamaz

1 Mayıs Meydanı’nı dolduran grup ve bireylerin politik bir itkiyle, toplumsal itirazlarını taşımak üzere oraya geldiklerini;  1 Mayıs’ın özünde bir “işçi bayramı” olduğunun pekala farkında olduklarını düşünüyorum. (‘Hepimiz Red Hack’lıyız’ diye yürüyen bir grup, kuşkusuz Marx’a atfen, ‘hepimiz Şirin Baba’yız’ pankartı açmıştı.)

Alanın sosyalistlerin ve sendikaların önceki yıllarda verdikleri dişediş mücadele sonucu kazanıldığını ve 1 Mayıs gösterilerine katılmanın hâlâ riskli bir eylem olduğunu bilmiyor olabilirler mi? Hele de Vali’nin, “olay çıkarsa bir daha buraya gelemezsiniz” diye aba altından sopa göstermesinden sonra.

Gerçek şu ki Türkiye toplumu örgütleniyor ama bu konudaki ezberlerimizin dışına çıkarak yapıyor bunu. Rakam vermek mümkün değil ama alanda, konvansiyonel parti, hareket ve sendikaların dışında kalmayı tercih eden, küçük gruplardan oluşan hatırı sayılır bir kitle vardı. Buna bireyleri de ekleyecek olursanız neredeyse alanın yarısını dolduruyorlardı. Sosyalist örgütlerin ya bunlarla teması yok ya da program, söylem, tüzük ve tutum olarak bu grupları ve bireyleri kapsayamıyorlar. Bana sorarsanız hepsi de geçerli bunların.

Orta büyüklükte kortej yöneticilerinden birinin, “herkes eline bir pankart ya da bayrak alsın; ellerimiz boş kalmasın” dediğine tanık oldum. İnsanı bir bayrak değerine indirgeyen bu zihniyetin terk edilmesi; hiyerarşik ve antidemokratik geleneksel yapıların yenilenmesi; uzlaşma ve işbirliği kültürünün geliştirilmesi, parti yönetimlerinin gençlere ve kadınlara açılması gerekiyor. (Sosyalist dilde “uzlaşma” sözcüğünün nasıl da pejoratif, olumsuz anlamlarla yüklü olduğunu bir düşünün. “Uzlaşma” deyince hep düzenle uzlaşmayı anlıyor; birbirimizle mutabık kalabileceğimizi aklımıza bile getirmiyoruz.)

“Neden 1 Mayıs’ta bizimle yürümediler?” diye kimseye kızmaya hakkımız yok. Bu yeni durumu değerlendirmesi ve iletişim kanallarını kurması gerekenler bizleriz, fakat etkileyebilmek için etkilenmeye de açık olmak gerekiyor.

 

Yorumlar

Bir Cevap Yazın